Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat

Pasinler Savaşı

Nereden Yazdırıldığı: Kur'an Yolunda
Kategori: Tarih
Forum Adı: Selçuklular
Forum Tanımlaması: Selçuklular hakkında bilgi, belge, araştırma yazıları ve bilinmyenler.
URL: http://www.kuranyolunda.com/forum_posts.asp?TID=3893
Tarih: 31-Ekim-2014 Saat 21:03


Konu: Pasinler Savaşı
Mesajı Yazan: Helen
Konu: Pasinler Savaşı
Mesaj Tarihi: 30-Nisan-2008 Saat 23:40

Pasinler Savaşı

 


Bizans ve Gürcü kuvvetleri Pasinler çevresinde akınlarda bulunan Musa Yabgu'nun oğlu Hasan Bey komutasındaki Selçuklu birliklerini pusuya düşürdüler. Zap Suyu yöresindeki savaşta Hasan şehit oldu. (1047/8). Tuğrul Bey bu duruma çok üzüldü. Hasan'ın intikamını almak için İbrahim Yınal ve Kutalmış'ı görevlendirdi. İki komutan Erzurum'a doğru ilerlediler. Bizans, Gürcü ve Ermeniler'den oluşan düşmanı Pasinler Ovası'nda karşılayan Selçuklular büyük bir zafer kazandılar (1048). Gürcü Kralı Liparit esir alındı.Pasinler Savaşı düzenli Selçuklu ordularının Anadolu'da kazandığı ilk büyük savaş olması sebebiyle önemlidir. Daha önceki devrede mücadele vur kaç taktiği güden Türkmenler tarafından gerçekleştirilirken, bu savaşta Selçuklu hanedanına mensup kişilerin komutasındaki ordu kullanılmıştır. Nitekim Bizans yenilgiyi kabul ederek Selçuklu devletiyle barış anlaşması yapar. Bu barışa göre Bizans imparatoru, IX. yüzyılda yapılan ancak sonra yıkılan İstanbul'daki camiyi tamir etmeyi ve burada Tuğrul Bey adına hutbe okutmayı kabul eder. Ancak vergi vermeyi reddeder.Tuğrul Bey'in Anadolu Seferi: Vergi ödemeyi reddeden imparatorun Doğu Anadolu'ya ordu sevk etmesi üzerine Tuğrul Bey bizzat sefere çıkar (1054). Erciş, Bayburt, Kemah ve Erzincan ele geçirilir.
Malazgirt'i kuşatan Tuğrul Bey, kışın yaklaşması üzerine ordusunu geri çekerek, Rey‘e döner. Bu seferden sonra Anadolu'nun fethi için Çağrı Bey'in oğlu Yakutî görevlendirilir (1057). Yakutî Yakutî Sivas'ı alır ve Kayseri'ye kadar ilerler. Öte yandan Kars ve Ani kuşatılır. Dinar Bey'e bağlı birlikler de Malatya civarına inerler. Bu akınlar Alp Arslan zamanına kadar devam etmiştir.


-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER



Cevaplar:
Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 30-Nisan-2008 Saat 23:42

İbrahim Yınal İsyanı


Tuğrul Bey'in anadan bir olan üvey kardeşi, 1049 tarihinden beri Azerbeycan'da genel vali olarak bulunuyordu. İbrahim Yinal Bey, uzun süre Azerbeycan'da büyük kuvvet kazanmıştı. Kendisine ve askeri gücüne güvenen Tuğrul Bey'in üvey kardeşi ve amcazadesi İbrahim Yinal Bey, isyan ederek devleti eline geçirmek istedi. Bu maksatla 1058 tarihinde ordusuyla Hemedan şehrine girdi. Üvey kardeşinin bu olumsuz hareketine karşı Tuğrul Bey isyanı kökünden bastırmak için acele etmedi.Durum değerlendirmesi yapmayı uygun buldu. Karşısındaki kuvvetli orduyu yenebilmesi için Büyük askerî güce sahip olması lâzımdı. Horasan yöresinde bulunan Alparslan'a, Kirman'da olan Kavurt Bey'e, Anadolu'nun doğusundaki Yakutî Bey'e içinde bulunduğu durumu bildirdi ve onlardan yardım istedi. Her üç yeğeni, kuvvetleriyle Tuğrul Bey'e katıldılar. 1059 tarihinin Haziran ayında Rey şehri yakınlarında üvey kardeşlerinin kuvvetleriyle savaşmaya başladı. İbrahim Yinal'ın ordusu ağır bir yenilgiye uğradı. Yakalanan ibrahim Yinal ve yeğenleri Melik Ahmet ve Melik Mehmet üçü birden cezalandırıldı. Büyük Selçuklu Devleti'nin henüz kuruluş yıllarındaki iç ayaklanma ve isyan büyümeden bastırıldı. Bir iç savaşın çıkması böylece önlendi.



-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 30-Nisan-2008 Saat 23:44

Alparslanın I. Anadolu Seferi

Tuğrul Bey öldüğü zaman arkasında 3 milyon 600 bin kilometrekarelik bir ülke bırakmıştı. Ayrıca ölümünden önce Büyük Selçuklu Devleti tahtına yeğeni Alparslan'ı veliaht olarak tayin etmişti. Kendi çocuğu olmadığı için kardeşi Çağrı Bey'in oğlu Türk geleneğince devletin başına geçecekti. Ancak Tuğrul Bey'in üvey oğlu Süleyman Şah daha erken davranarak sultanlığını ilân etti. Alparslan bunu kabul etmedi. Alparslan'dan çekinen Melik (Çakıroğlu) Süleyman Şah 7,5 ay sonra saltanatı bırakarak başkentten uzaklaştı. Sultan Alparslan 27 Nisan 1064'de yapılan bir törenle adına hutbe okuttu. Büyük Selçuklu Devleti tahtına oturdu.
Alparslan, amcası Tuğrul Bey gibi batıya, özellikle Anadolu sınırlarına sık sık akınlar düzenledi. Daha önceleri amcası Tuğrul Bey, Melik Şehabeddin Kutalmış Bey'i bu amaçla görevlendirmişti. Türkler, 18 Eylül 1049 tarihinde Bizanslılar ile Pasinlerde karşılaşmışlar, Bizans Ordusu'nu yenerek Başkomutanları General Liparit başta olmak üzere 100 bin kişiyi tutsak etmişler, 15 bin araba dolusu da ganimet ele geçirmişlerdi. Kutalmış Beyle, Azerbeycan Genel Valisi İbrahim Yinal Bey'in bu başarıları Alparslan'a esin kaynağı oldu.
Türkler daha da ilerlemişlerdi. Kayseri'yi zaptetmişler, Sivas'a, Malatya'ya ve Şarkî Karaağaç'a girmişlerdi (1060). Durumun kötüye gitmekte olduğunu anlayan Bizans İmparatoru Dukas, bu kez daha kuvvetli bir ordu gönderip Türkleri durdurmak istemişse de bu başarıyı elde edememiştir. 1061 tarihinde Bizans Ordusu bozulmuş, pek çok kaleler, şehirler Türkler tarafından ele geçirilmişti. Artık Türkler Anadolu kapılarına dayanmıştı. Alparslan kudretli bir hükümdardı. Aynı zamanda kendisi gibi cesur, Gümüştekin, Afşin, Dilmaçoğlu ve Ahmet Şah gibi komutanlara sahipti. Bunların her biri bir devleti yerinden ve temelinden sarsacak, savaş eğitimi görmüş güçlü ordulara sahiptiler. O dönemde Selçuklu Orduları geçtikleri yerleri titretecek kuvvet, disiplin ve savaş yetenekleri ile ünlüydü.



-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 30-Nisan-2008 Saat 23:45

Bağdat Seferi



Dandanakan Zaferi'nden hemen sonra 24 Mayıs 1040'ta Selçukluların ileri gelenleri (Hanları, Subaşıları, Beyleri vs.) cuma namazını kıldıktan sonra yaptıkları toplantıda Tuğrul Bey'i Sultan olarak ilân ettiler.
Tuğrul Bey; akıllı, cesur, ılımlı, şefkatli ve adaletli bir sultandı. Onu halkı kadar diğer Müslüman devletler de sayıyorlardı. Sultanlığa getirildiğinden beri o da doğu ülkelerini zaptetmek, Müslüman olduğu için İslâm âlemini yüceltmek istiyordu.
Bağdat'ta bulunan Halife Kaim bi Emrillah tarafindan ülkesine davet edildi. Böylece isteklerine zamanında kavuşma fırsatı doğmuş oluyordu. Tuğrul Bey, yıldırım hızı ile İran'ı, Azerbeycan'ı, Harzem'i topraklarına kattıktan sonra başkent Rey şehrinden ayrıldı. Irak'taki Abbasîlerin topraklarına girdi.

Büveyh oğullarının Abbasîlere yapmış oldukları zulümlerin hesabını sormak ve gereken dersi vermek istiyordu. Müslüman Abbasî devletinin yıkılmasını istemeyen Tuğrul Bey, 1055 tarihinde hacca gitmek istediğini, bu yüzden geçeceği yolları emniyette bulunduracağını bildirerek Bağdat'a hareket etti. Tuğrul Bey'in Bağdat'a doğru ilerlediği duyulunca halk büyük bir heyecana kapıldı.
Büveyh oğullarının hizmetine girmiş olan Arslan Besasiri adındaki komutan, korkusundan Mısır'daki Fatimiler'den yardım istedi. Bağdat korku ve dehşet içinde çalkalanıyordu. Komutan Besasiri, şehirde karışıklıklar çıkarmış, halkı heyecana vermişti. Tuğrul Bey Bağdat şehrine girmeden önce Halife Kâim bi Emriliaha mektup göndererek hatırını sormuş, yakında kendisini ziyaret edeceğini bildirmişti. Tuğrul Bey Bağdat'a yaklaştıkça yer yerinden oynuyordu.
Tuğrul Bey daha Bağdat şehrine girmeden önce 15 Aralık 1055 tarihinde cuma günü halife hutbede Selçuklu Sultanının adını okuttu. Böylece İslâm âlemi, Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey'in himayesine gireceğini ilân etmiş oluyordu.

Tuğrul Bey 25 Aralık 1055'te, ordusunun başında Bağdat'a girerken emsali görülmemiş bir şekilde karşılama töreni düzenlenmişti. Bağdat'ın Müslüman halkı coşku içinde âdeta bayram yapıyordu. Herkes Tuğrul Bey'i görmek için sokaklara dökülmüştü. Halkın heyecanı doruk noktasına varmıştı. Tuğrul Bey'in Bağdat'a girişi Abbasîlerin bayramı olmuştu. Şehrin kapılarında karşılanan Selçuklu Ordusu'nun başındaki ünlü Sultan Tuğrul Bey, Halifeye doğru ilerledi. Elini öptü. İslâm âleminin Halifesi de onu sevgi ve saygı içinde karşıladı. Tuğrul Bey'e hil'ât (şeref elbisesi) giydirerek "Doğunun ve batının sultanı Büyük Sultan, en büyük Sultan" unvanını verdi.
Tuğrul Bey, Bağdat'ı kılıçla mızrakla değil, gönül sevgisi ile fethetti. Arslan Besasiri yakalanarak hapsedildi. Bağdat, Büveyhîler'den temizlendi. Büveyh oğullarının son emiri olan Melik-el Rahim'i de tutuklatıp hapsettirdi. Bu olaylar karşısında Fatımî Devleti, korkusundan sesini bile çıkaramadı. Tuğrul Bey Irak, İran, Azerbeycan'dan Harezm'e kadar olan topraklarda egemenliğini perçinlemiş oldu. Ayrıca kardeşi Çağrı Bey'in kızı Hatice Arslan Hatun ile Halife dört ay sonra evlendiler. Böylece Abbasilerle Selçuklular arasında akrabalık bağı kurulmuş oldu.
Ne var ki, Fatımî Ordusu'nun hapse atılmış komutanı Arslan Besasiri hapisten kaçarak Şiîleri isyana sürüklemişti. Selçuklular İbrahim Yinal'in ayaklanması ile uğraşırken 1058 tarihinde Besasiri Şiî kuvvetleriyle Bağdat'a girmeyi başardı. Hutbede Fatımi hükümdarının adını okutturdu. Buna çok içerlemiş olan Tuğrul Bey, İbrahim Yinal ayaklanmasını ortadan kaldırır kaldırmaz yeniden Bağdat üzerine yöneldi.
Tuğrul Bey'in geldiğini haber alır almaz Arslan Besasiri Bağdat'tan kaçtı. Ancak Şam yakınlarında ele geçirilerek öldürüldü. Bir yıl sonra 1059'da Bağdat yeniden kurtarıldı, çıkartılan isyanlar bastırıldı.



-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 30-Nisan-2008 Saat 23:46

Kutalmış isyanı


Kuvvetli ve savaş deneyimi üstün ordusu ile İbrahim Yinal Bey'in kuvvetlerini de kendi yanına alan Kutalmış Bey, Rey şehri üzerine yürüyerek tahtı ele geçirmek istedi. Alparslan'ın korktuğu başına gelmişti.
Kutalmış'a bir mektup göndererek, yaptığı işin yanlış olduğunu anlattı. Kutalmış ise, yanındaki Türkmenlere güvenerek saltanatta daha çok hak sahibi olduğunu bildirdi. Bunun üzerine Alparslan da Nişabur'dan Rey'e geldi. Amcasının güçlü ordusu ile Damgan civarındaki vadide karşı karşıya geldi. Kutalmış, bu vadiye su bağlatarak bataklık hâline getirmişti. Böylece Alparslan'ın ordusunun savaşma gücünü kıracağını sanmıştı. Ancak harekete geçen Alparslan'ın ordusu bataklığı geçerek Kutalmış'm ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı. Melik Kutalmış da kaçarken atı yere kapanınca düşerek öldü. Alparslan, daha önceleri sultan ilân edilmiş olan Melik Süleyman Şah'dan da kurtulmuştu, artık amaçları doğrultusunda hareket edebilecekti.


-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 30-Nisan-2008 Saat 23:51

Alparslanın Kafkas Seferi

 
Alparslan, 21 Şubat 1064'de Rey'den ordusu ile Azerbeycan üzerine hareket etti. Azerbeycan'a gelince kardeşi Yakutî Bey ve Türkmen beylerinden Tuğ Tigin ile buluştu. Onların kuvvetlerini de yanma alarak Gürcistan'ı zaptetti. Gürcistan'dan sonra Kuzey doğu Anadolu'da Borçka, Artvin, Ardanuç, Şavşat ve Ardahan'ı ele geçirdi. Selçuklu Orduları daha sonra Serdarabat Ovası'nda toplanmaya başladı. 21 Temmuz 1064'te Anı Kalesi'ni kuşatıp 16 Ağustos 1064'te Bizans'ın bu sınır kalesini fethetti. Kaledeki katedrali camiye çevirterek "Fethiye" adını verdi. 20 Ağustos 1064 tarihinde burada cuma namazını kıldı. O dönemde Kars, Bağdatlıların elinde bulunuyordu. Kars'ta prens olan Ga-gih, Alparslan'ı Kars'a davet etti. Prens Gagih. Alparslan'a bağlı kalacağını ve daima saygı duyacağını bildirdi. Ne var ki, sözünde durmadı. Alparslan geri dönüp gidince ülkesini Bizans'a geri verdi. Melik Yakutî Bey, bu sefer sırasında Van Kalesi ile Van Gölü dolaylarındaki pek çok kaleyi zaptetmiş, böylece birinci Anadolu seferi de tamamlanmıştı




-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 30-Nisan-2008 Saat 23:53

 

Malazgirt Savaşı


Bizans İmparatoru Romanos Diogenes, 1070-1071 yılı kışında, Türkleri imparatorluk topraklarından tamamen atmak üzere bir ordu meydana getirdi. Bu ordu Bitinya, Kapadokya, Kilikya ve Trabzon gibi bölgelerden temin edilmiş; Bulgar, Slav, Alman, Frank, Gürcü, Ermeni, Hazar, Peçenek, Uz ve Kıpçak asıllı askerlerden oluşuyordu. 200 bin kişilik bu ordu ile Diogenes, Selçukluların üzerine yürüdü.
Bizans Ordusu, Kızılırmak vadisini izleyerek Sivas'a ulaştı. Burada bölge Rumlarının büyük sevinç gösterisiyle karşılanan imparator, halkın Ermeni taşkınlık ve barbarlığından yakınmaları üzerine kentin Ermeni mahallelerini yıktırdı. Pekçok Ermeniyi öldürüp, önderlerini sürgüne yolladı. Daha sonra yoluna devam ederek Erzurum'a geldi. Büyük Selçuklu Devleti'nin büyük ve kahraman hükümdarı Sultan Alparslan, Van Gölü kıyısındaki Ahlat'tan hareket ederek Muş ili yakınlarındaki Malazgirt'e vardı. Daha önceleri Alparslan, Sarı Tigin'i Romanos Diogenes'in yanma elçi olarak göndermiş barış önerisinde bulunmuştu.
Ne var ki, Bizans İmparatoru bu öneriyi kabul etmemiş, hatta Türk elçisine şöyle demişti:
"Sultanınıza söyleyin, kendisi ile barış görüşmelerini Rey'de yapacağım. Ordumu İsfahan'da, hayvanları ise Hamedan'da kışlatacağım."
Romanos Diogenes güçlü ordusuna güveniyordu. Alparslan'ın barış önerisinde bulunmasını, kendisinden korkmasına yoruyordu. Hâlbuki işin iç yüzü öyle değildi. Türkler, savaşa başlamadan önce düşmanlarına barış önerisinde bulunurlar. Bu, Türklerin tarihî ve millî geleneklerindendir. Özellikle savaşa karar vermek için çok iyi düşünülmesinin gereği üzerinde durulmalıdır. Ok yaydan çıktıktan sonra nasıl bir daha geri dönmez ise, savaş başladıktan sonra da kolayca sona ermez.
Bizans İmparatoru, hem kuvvetli ordusuna güveniyor, hem de Türklerin sık sık Anadolu şehirlerine akınlar düzenlemesini önlemek istiyordu. Selçukluları tam anlamı ile yenilgiye uğratmak, Orta Asya içlerine kadar sürüp atmak amacını taşıyordu.
Tarihte çok büyük bir önem taşıyan Malazgirt Meydan Savaşı, kaçınılmaz bir duruma gelmişti. Bizans İmparatorluğu ile Büyük Selçuklu Devleti'nin orduları karşı karşıya gelmişti. Alparslan'ın bu savaştaki amacı da Anadolu'nun kapılarını bir daha kapanmamak üzere açmak, kesin biçimde Anadolu'yu zaptetmek idi. Bu savaşta Türkler yenilirse yeniden Orta Asya içlerine çekilecekler, Bizanslıları yendikleri takdirde Anadolu'yu yurt edinmiş olacaklardı. İşte savaş bu ön yargılarla başlıyor, her iki taraf savaştan zaferle çıkmak istivordu.
Romanos Diogenes güçlü ordusuna güveniyordu.

Bir Cuma sabahı gürledi gökler, Ellibin tuğ üzre, ellibin yürek. Kılıçlar sıyrıldı Allah-ü Ekber! Bizans, Türk'e vatan olsun diyerek.
Kılıç kelle biçer, ok kargı deler, Malazgirt Ovası kana boyanır. Gaziler haykırır, şehitler gürler, Vatanda yeni bir tarih uyanır.
Çöktü Roma ve sustu zaman, Şehitler, gaziler toplandı bir bir. Başbuğlar başbuğu yüce Alparslan, Dedi, 'Hep birlikte alalım tekbir!'
Eğilmez sanılan nice mağrur baş, Türk'ün karşısında eğilir, çöker. Rumlarla başlayıp süren her savaş, Her kale burcuna bir bayrak diker.
Bizans'ın fatihi büyük kumandan, Oturup yalvardı yüce Allah'a Dedi: 'Türk'ün olsun bu aziz vatan, Girmesin bu yurda düşman bir daha!"

MALAZGİRT MEYDAN SAVAŞI'NA HAZIRLANIŞ
Alparslan, Malazgirt Meydan Savaşı'ndan önce bütün tedbirleri almış, gereken her türlü hazırlığı yapmıştı. Ünlü veziri Nizamül-Mülk'ü Hemedan'a gönderdi. Çıkacak herhangi bir karışıklığı önlemesi ve istenirse yeni asker yollaması için tembihde bulundu.
Ayrıca Bizans kuvvetlerinin gücünü öğrenmek için de bir öncü kuvveti Bizans Ordusu'na göndererek küçük bir çarpışma yapıldı. Bu keşif savaşında Bizans komutanı Basilakes tutuklandı. Ondan edinilen bilgilere göre Alpaslan gerekli önlemi aldı. Bizans Ordusu'nda Frenk, Norman, Slav, Gürcü, Peçenek ve Ermeni askerleri de yer alıyordu. 200 bin kişilik Bizans Ordusu'na karşı 50 bin kişilik bir kuvvetle nasıl karşı koyulacağının plânlarını hazırladı. Ordusunu savaş düzenine sokan Alparslan, 25 Ağustos 1071 tarihinde askerlerinin morallerini güçlendirmek için devamlı tekbir getirmelerini, düşmanların morallerini bozmak için de sürekli, boru ve davul çalmalarını, oklar atmalarını emretti.
Sultan Alparslan, amcası Tuğrul Bey zamanında Selçuklu ordusunda hizmet veren yaşlı ve yorgun eski orduyu dağıtmış yerine genç ve dinamik bir ordu kurmuştu. İçlerinde Süleyman Şah, Mansur, Porsuk, Bozan ve Savtekin gibi yetenekli komutanlar olup süvariler de bozkır savaşlarında pişmiş, seri manevra kabiliyetine sahip seçkin askerlerden oluşuyordu.
26 Ağustos 1071 tarihinde başta halife olmak üzere bütün İslâm âlemi, camilerde cuma namazını kılıyor, Kur'an okuyarak Türk Ordusu'nun zaferi için dua ediyordu. Hatta Halife, bütün İslâm ülkelerindeki hutbelerde şu duanın okunmasını emretti:
"Allah'ım, İslâm sancağını yücelt, ona yardım et! Başını ezmek ve kökünü kazımak üzere müşrikliği hezimete uğrat. Sana itaatte canlarını feda edip, kanlarını akıtan yolunun mücahitlerini kuvvetlendir. Zafer ile yardım et. Sultan Alparslan'ın senden dilediği yardımı esirgeme ki, o bu sayede hükmünü yürütsün. Senin dinini şerefli ve yüce tutabilmesi için ordusunu meleklerinle destekle. Çünkü o, malı ve canıyla emirlerine uymak için rahatını terketti. Çünkü sen yüce kitabında: «Ey iman edenler! Can yakıcı bir azaptan sizi kurtaracak kazançlı bir yolu göstereyim mi? Allah'a ve Peygamberine inanırsınız, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda savaşırsınız...» m buyuruyorsun. Senin sözün gerçektir.
Ey Müslümanlar! Samimi bir niyet ile Allah'a yal varınız. Çünkü Allah kitabında şöyle buyuruyor:
"Ey Muhammedi Onlara, 'dualarınız olmasa, Rab-bim size niçin değer versin,' de..." !2'Onun güçlü ve kuvvetli olarak düşmanlarını mahvetmesi, sancağı yükseltip zaferlerin en ulvîsine eriştirmesi için Allah'a dua ve niyazda bulununuz."
Alparslan beyaz bir ata binmiş, baştan ayağa beyaz elbiseler giymiş, atının kuyruğunu kendi eliyle sıkıca bağlamış, ok ve yayını çıkartmış, kılıcını kuşanmış, kalkanını eline almıştı. Bu da sultanın, askerin başında bizzat savaşacağını gösteriyordu.
Malazgirt Ovası'nda bütün Türk Ordusu cuma namazını kılmış, Allah'a zafer kazanmaları için dua etmişti. Alparslan; Artuk, Süleyman Şah, Porsuk, Bozan, Sav Tigin ile diğer beyleri ve askerleri ile helâllaştı. Şehit olursa oğlu Melikşah'a bağlı kalmalarını vasiyet etti. Karşısında, vereceği emirle canlarını seve seve feda edeceği kahraman askerlerden oluşan ordusu sessiz sedasız Alparslan'ın ne söyleyeceğine kulak kesilmişti. Alparslan, kılıç ve topuzunu eline alarak şu özlü hitabede bulundu:
"Askerlerim! Yiğitlerim! Bugün burada ne emreden bir sultan, ne de emir alan bir asker vardır. Bugün ben sizlerden biriyim ve sizlerle birlikte savaşacağım. Bugün burada Allah'tan başka bir sultan yoktur. Biz ne kadar az olursak olalım, düşman ne kadar çok olursa olsun, bütün Müslümanların, zaferimiz için dua ettikleri şu anda, kendimi düşman üzerine atacağım. Ya zafer kazanırız, ya şehit olarak cennete gideriz. İsteyen benimle gelsin, isteyen geri dönsün. Ben memleket için, İslâm için ölüme koşuyorum. Beni takip edenler ve kendilerini Yüce Allah'a adayanlardan şehit olanlar Cennet'e, sağ kalanlar ise ganimete kavuşacaklardır. Ayrılanları ahi-rette ateş; dünyada da alçaklık beklemektedir.
Ey askerlerim! Eğer şehit olursam bu beyaz elbise kefenim olsun. O zaman ruhum göklere yükselecektir. Benden sonra oğlum Melikşah'ı tahta çıkartınız ve ona itaat ediniz. Zaferi kazanırsak istikbal bizimdir" dedi.
Alparslan atından indi. Son kez secdeye varıp ellerini kaldırarak Allah'a şöyle dua etti:
"Ya Rabbî! Sana inanıyor ve tapıyorum. Büyüklüğün karşısında yüzümü yere sürüyorum. Allah'ım senin yolunda, senin uğrunda savaşıyorum. Ey Yüce Allah'ım! Kalbim ve niyetim halistir. Bana yardım et, söylediğimde yalan varsa beni kahret!" dedi ve şimşek hızıyla atı-, na atladı. Onun bu sözleri üzerine zaten moralleri yüksek olan askerleri iyice coşmuştu.
Selçuklu Türklerinin Anadolu topraklarına yerleşmesini sağlayan tarihin en büyük savaşlarından biri olan "Malazgirt Meydan Savaşı", artık kaçınılmaz olmuştu. Horasan ve İran'ı geçerek, Anadolu'nun doğu kapısını açmak için gelen Selçuklu Ordusunun başında bulunan Alparslan beyaz bir ata binmiş, baştan aşağı beyazlar giyinmişti. İki yüz bin kişilik Bizans Ordusu karşısında savaşı kazanacağından kuşku duymamakta idi.
26 Ağustos 1071 cuma günü elli bin kişilik ordusu ile Malazgirt Ovası'nda cuma namazını askerleri ile birlikte kılan Alparslan, zafer için bütün ordusu ile Allah'a dua etti. Namazdan sonra savaş başladı.
Alparslan, ordusunu dört gruba ayırmış, bu düzen içinde mevziye girmişlerdi. Merkez yani orta kısımdaki kuvvetlerin başında Alparslan bulunuyordu. Bu kesimdeki kuvvetler, diğerlerinden çok zayıftı. Esas büyük kuvvetler ise, sağ ve sol yanda bulunuyordu. Bunlar savaş sahasının yanlarındaki tepelerde mevzilenmişlerdi. dördüncü grup kuvvetler ise, zamanı gelince kuşatma harekâtına girişerek düşmanı arkadan çevireceklerdi.
Sayıca çok büyük Bizans Ordusu'na karşı savaşmak Alparslan'ın ne kadar cesur bir komutan olduğunu gösteriyordu. Romanos Diogenes'in kuvvetli ordusuna karşı, az bir kuvvetle hücuma geçti. Sanki yer gök sarsılıyordu. Süvariler; kanat açmış kuşlar gibi, Bizans Ordusu'nun üzerine akın ettiler. Bir yıldırım gibi doludizgin gittiler.
Bizans Ordusu da, küçümsediği Selçuklu Ordusu'na karşı hücuma geçti. Alparslan, ordusunu "Turan Taktiği" gereğince geriye çekti. Romanos Diogenes, olanca kuvvetiyle Selçuklu Ordusu'nun merkez kısmına yüklendi. Sultan Alparslan geri çekilmeye başladı. Bu sahte geri çekilişi bir bozgun zanneden İmparator, Selçuklu Ordusu'nu takip ederek Alparslan tarafından önceden hazırlatılan pusulara kadar geldi. Türklerin sağdan ve soldan bir hilâl şeklinde kendisini çember içerisine aldığının farkına bile varmamıştı. Bu kıskaç harekâtı ile daha sonra Bizans Ordusu'nu arkadan çevirmeye yöneldi. Neden sonra Bizanslılar, tuzağa düştüklerinin farkına vardılar ama, iş işten geçmişti. Bu arada, Afşin Bey, Artuk Bey, Kutalmışoğlu Süleymanşatı gibi Selçuklu komutanlarının Türkçe olarak verdikleri komutlardan etkilenen Bizans Ordusundaki Peçenek ve Uz Türklerinin at sürerek Selçuklu Ordusu tarafına geçmesi üzerine durum Bizans açısından daha da tehlikeli bir boyuta varmıştı. Ayrıca İmparatorun Sivas'ta soydaşlarına yaptığı zulmün acısını çıkarmak isteyen Ermeniler de savaş alanından çekilip gittiler. Böylece Bizans Ordusu neye uğradığını şaşırdı. Kılıçların şakırtısı, atların kişnemesi, ölenlerin iniltisi birbirine karışıyordu. Savaş alanı cesetlerle dolmuştu. Bizans Ordusu'nun yedek kuvvetleri geri kaçmış, ordu bozguna uğramıştı. Sağ kalanlar ise, teslim olmuştu. Esirler arasında Romanos Diogenes'te bulunuyordu.
Ertesi gün Bizans komutanı ve Krah Romanos Diogenes, Alparslan'ın huzuruna çıkartıldı. Alparslan:
— Size nasıl bir davranışta bulunacağımı tahmin ediyorsunuz? dedi. İmparator:
Esirler arasında Romanos Diogenes de bulunuyordu.
— Beni ya öldüreceksiniz veya zincire vurup İslâm ülkelerinde dolaştıracaksınız, dedi.
Alparslan, esir düşen kralı kucaklayarak şöyle dedi:
— Üzülmeyiniz. İnsanların serüvenleri böyledir. Size esir değil, büyük bir hükümdar muamelesi yapacağım. Ben, Allah'a zaferi kazanırsam, sana iyi davranacağıma, söz vermiştim. Allah, iyilik düşünenlerin isteklerini yerine getirir.
Gerçekten de Alparslan, bu tutsak misafirine iyi baktı, çok güzel davrandı. Onunla bir anlaşma yaptı. Ona on bin dinar yol harçlığı verdi. Bir kilometre de onunla birlikte yürüdü. Yanına Türk muhafızları katarak, emniyet içinde sağ-salim vatanına uğurladı. Romanos Diogenes, Alparslan'dan ayrılacağı zaman, yere kapanıp hüngür hüngür ağlamaktan kendini alamadı. Avrupa da tutsakların, zincirlere vurulup, zindanlara atıldığı bir çağda, Alparslan, Türk'ün misafirperverliğini, zayıfı koruma duygusunu bütün dünyaya ilân etmişti. Ancak Batı'nın Hıristiyan ruhu ve haçlı saldırganlığı, Türk'ün bu ince duygusunu anlayacak olgunlukta ve anlayışta olmadı hiçbir zaman.
Sultan Alparslan, Allah'a olan derin ve samimi inancı ve imanı sayesinde bu savaşı kazanmış ve Türk tarihine bir altın destan yazdırmıştı.
Yapılan anlaşmada, İmparator, fidye olarak bir buçuk milyon altın verecek, ayrıca her yıl 360,000 altın ödeyecek, Bizans içindeki bütün Müslüman esirler serbest bırakılacaktı.
Ancak İmparator, Bizans topraklarına girdiğinde Michael'in İmparator ilân edilmiş olduğunu gördü. Çok geçmeden Michael'in adamları tarafından yakalanarak gözlerine mil çekildi, kör oldu. Kısa süre sonra da kapatıldığı manastırda ıstırap içinde öldü.

MALAZGİRT MEYDAN SAVAŞININ SONUÇLARI
Malazgirt Zaferi'nden sonra bize Anadolu'nun kapıları tamamen açılmıştır. Anadolu, Malazgirt'le vatan olmaya başlamıştır. Çünkü Türk akıncıları çok kısa bir zaman sonra İznik ve civarını alarak buraları vatan edinmişlerdir. Malazgirt Zaferi sonrası kurulmuş hiçbir bağımsız Türk devleti olmadığı gerçeği unutulmamalıdır. Anadolu Selçukluları Devleti ise, 1071'de değil, 1077'de kurulmuştur. Bu devlet bağımsız bir devlet olmayıp, ortaçağ Türk devlet sistemine göre, Horasan'daki Büyük Selçuklu Devleti'ne bağlıydı.
Anadolu Selçuklu Devleti, ancak 1157 yılında, büyük devlet dağıldıktan sonra bağımsız olmuş, ülkenin bütün öteki doğu bölümleriyse, Harzemşahların elinde kalmıştır.
Malazgirt Zaferi, imha meydan savaşlarının en bü-yüklerindendir. Savaşa katılan askerlerin sayısı bakımından Türk kahramanlığının, yönetim bakımından Türk askerî gücünün, Bizans Ordusu'ndaki Hıristiyan Türklerin Alparslan'ın tarafına geçmesi bakımından önemli neticeleri olan bir savaştır. Bu savaş sonunda Alparslan'a, Cihan Sultan'ı, Ebul Feth ve Sultanül Âdil unvanları verildi.
"Savaşı, sonunda zafer olduğu için seviyorum" diyen Alparslan'ın ordusundaki süvariler doludizgin at sürerek az zamanda Marmara Denizi kıyılarına vardılar. Komutanlarından «Anadolu Fatihi» diye adlandırılan Kutalmışoğlu Gazi Süleyman Bey, Alparslan'ın isteği doğrultusunda Anadolu'yu bir baştan öbür başa kadar fethetti. Alparslan, Malazgirt Zaferi'yle büyük bir komutan, adalet ve asalet sahibi olduğunu da kanıtlamış oluyordu.
Sultan Alparslan, her tarafa fetihnameler gönderdi. Başta Bağdat olmak üzere bütün İslâm âleminde şenlikler düzenlendi.
Bu olaydan sonra Sultan Alparslan, Anadolunun Türkleşmesi ve İslâmlaşması için Türkmen beyleri ile birlikte pekçok Türkmen dervişlerini de görevlendirerek manevî fethin kapılarını açtı.
Anadolu'yu Türklere ebedî bir vatan olarak kazandıran Alparslan, tarihin en büyük cihangir ve komutanları arasında da en başta gelmektedir.
Türk tarihinde Malazgirt Meydan Zaferi'nin çok büyük bir önemi vardır. Selçuklu Türklerinin yurdumuzun özellikle Erzurum, Sivas, Konya vs. gibi şehirlerindeki pek çok uygarlık ve sanat eserleri, günümüze kadar varlıklarını sürdürmüş bulunmaktadırlar. Yüzyıllardan beri Anadolu Selçuklu Türklerinin damgasını, silinmez mührünü taşıyan bu muhteşem eserler, atalarımızın bize armağan ettikleri birer şeref anıtıdır


-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 30-Nisan-2008 Saat 23:55

Mervanilerin İlhakı

Vezîr Nizâm ül-Mülk'ün damadı olan devrin ileri gelen devlet adamlarından Fahr üd-Devle Muhammed b. Cüheyr, Mervânî Devleti'nin zenginliğini ileri sürerek Diyarbekir bölgesine yapılacak bir sefer için Sultan Melikşâh'ı teşvîk ve iknâ etmişti. Sultan Melikşâh, Diyarbekir emîrliğini Fahr üd-Devle'ye vermiş, Artuk Bey ve Arap emîri Seyf üd-Devle'nin de bulunduğu büyük bir orduyu Diyarbekir'e göndermişti (1084).
Bu Selçuklu ordusu Âmid (Diyarbekir), Meyyâfârıkîn gibi büyük şehirleri de zabtederek Diyarbekir bölgesine hâkim oluyor, böylece Mervânî Devleti'ni ortadan kaldırıyordu (1085). Sultan Melikşâh, Mervânî Devleti'nin yardımına koşan Musul emîri Şeref el-Devle Müslim'e de kızmış ve Musul üzerine yürüyerek şehri teslim almıştı. Ancak bu sırada Horasan'da kardeşi Tekiş'in isyan etmesi üzerine, Şerefü'd-devle Müslim'i yerinde bırakmıştı. Sultan Melikşâh daha sonra Tekiş'e karşı harekete geçmiş ve sığınmış olduğu Tirmiz kalesinden zorla indirerek gözlerine mil çektirmiş ve hapsettirmişti (1085). Böylece kendisini dış fetihler sırasında engelleyen önemli bir rakibini ortadan kaldırıyordu.



-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 30-Nisan-2008 Saat 23:56
Melikşahın Güney Anadolu Seferi

Melik Tutuş, Süleymanşah'la yaptığı savaşı kazandıktan sonra Haleb'e yürümüştü. Sultan Melikşâh ise, Haleb hâkiminin davetini ve Süleymanşah'ın ölümünü haber aldığı zaman, büyük bir ordu ile Isfahan'dan harekete geçti (Eylül 1086). Musul ve Harrân üzerinden ilerleyerek Emîr Bozan'ı Urfa'nın fethiyle görevlendirdikten sonra Ca'ber kalesi ve Münbic şehrini zabtetti, Haleb'e doğru yürüdü.
Sultah Melikşâh 3 Aralık 1086'da Haleb'e girerek şehre hâkim oldu. Diğer taraftan Emîr Bozan üç ay süren şiddetli bir kuşatmadan sonra 28 Şubat 1087'de, Bizans'ın yüksek hâkimiyetini tanıyan Philaretos'un oğlu Barsam'ın idâresindeki, Urfa'yı fethediyordu. Sultan Melikşâh Haleb'den Antakya'ya yöneldi ve oradan Süveydiye'ye kadar ilerleyerek Akdeniz'in suları ile karşılaştı. Antakya'ya Yağıbasan'ı, Haleb'e Aksungur'u ve Urfa'ya da Bozan'ı vali tayin etti. Daha sonra Sultan Melikşâh Bağdad'a gitti.
Abbâsî halîfesi Muktedî parlak bir kabûl resmi ile sultanla tanıştı (1087). Bu merâsim sırasında halîfenin emri ile Melikşâh'a "Doğu ve Batı'nın hükümdârı" alâmeti olarak iki kılıç kuşatıldı. Ayrıca Melikşâh'ın Isfahan'dan getirilen kızı Mahmelek Hâtûn muhteşem bir düğünden sonra halîfe ile evlendirildi.



-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 01-Mayıs-2008 Saat 00:00
Karahanlı Seferi

Sultan Melikşâh batıda olduğu kadar doğuda da Selçuklu Devleti'nin topraklarını genişletiyordu. Doğudaki Karahanlılar üzerine yapılan seferin dış görünüşü, Batı Karahanlı hükümdârı Ahmed Hân'ın ulemâ ile arasındaki geçimsizlik ve ulemânın Sultan Melikşâh'ı daveti idi. Hakîkatte Melikşâh bütün İslâm ülkelerini birleştirmek siyâsetini güdüyordu. Nitekim bu fırsattan istifâde ederek 1088 yılı başlarında sefere çıktı ve Buhârâ'yı aldı, daha sonra Semerkant'ı muhasara etti.
Ahmed Hân mukâvemete çalıştıysa da, şehir Selçuklu ordusu tarafından ele geçirildi ve Ahmed Hân esir edilerek Isfahan'a götürüldü. Bu sûretle Batı Karahanlılar Devleti Selçuklulara bağlanmış oldu. Sultan Melikşâh Semerkant'tan Özkent'e kadar ilerleyerek Doğu Karahanlı hükümdarı el-Hasan b. Süleymân'ı da hâkimiyetini tanımak zorunda bıraktı.
Melikşâh her iki Karahanlı Devleti'ni de itaat altına aldıktan sonra 1090 yılında Isfahan'a döndü. Fakat kısa bir süre sonra muhtemelen aynı yıl içinde, Karahanlı ordusunda önemli bir yeri olan Çiğillerin sebep olduğu isyan, Sultan Melikşâh'ı ikinci defa Karahanlılar üzerine sefere mecbur etti. Melikşâh bu sefer sonucu tekrar Karahanlı ülkelerini itâat altına almış oldu.

Yemen ve Adenin İlhakı


Sultan Melikşâh Bağdad'ı ikinci ziyareti sırasında (Kasım 1091), birçok Türk beylerini yanına çağırmış ve onlarla yeni yapacağı fetihler için görüşmelerde bulunmuştu. Bu sırada Sa'd el-Devle Gevher-âyîn ile kumandanlardan Turşek ve Yarımkuş (Yorunkuş)'u Yemen ve Aden'in fethine gönderdi. Emîr Turşek ve Emîr Yarınkuş sür'atle Yemen ve Aden bölgesini Selçuklu Devleti topraklarına kattılar (1092).
Sultan Melikşâh devrinin önemli meselelerinden birisi Selçuklu Devleti içinde İsmâilî faaliyet merkezlerinin ortaya çıkması idi. İsmâilî da'îlerinden Hasan Sabbâh gizli olarak yürüttüğü faaliyetler neticesi Kazvîn yakınındaki Elburz dağlarında Alamût kalesini ele geçirmişti (4 Eylül 1090). Sultan Melikşâh Alamût ve Kuhistân'daki İsmâilîlere karşı Yoruntaş, Arslantaş ve Kızılsarg gibi kumandanlarını göndermişti. Ancak onun ölümü ile İsmâilîlere karşı sürdürülen harekât durmuştu (1092).

Berkyaruk-Tutuş Mücadelesi

Terken Hâtûn daha sonra Beryaruk'dan dayısı ve Azerbaycan valisi İsmâil b. Yâkûtî'yi isyana teşvik etti. İsmâil, Kerec yakınlarında yapılan savaşta Berkyaruk'a yenildi (Ağustos 1093) ve Terken Hâtûn'un yanına çekildi. Ancak İsmâil, onun beraberindeki emîrler ile anlaşamadığından Berkyaruk'un annesi olan kızkardeşi Zübeyde Hâtûn'un yanına gitti. Fakat Berkyaruk hakkında kötü niyet beslediği anlaşıldığından emîrler tarafından öldürüldü (Eylül-Ekim 1093). Terken Hâtûn bir türlü saltanatı ele geçirmek hususundaki hırsından vazgeçmiyordu. Nitekim o diğer bir taht iddiacısı Suriye Melîki Tutuş'u Isfahan'a çağırdı. Tutuş, kardeşi Melikşâh'ın ölümünü haber aldığı zaman, Rakka şehrini ele geçirmiş ve burada sultanlığını ilân etmişti (Şubat 1093).
O Urfa valisi Bozan, Haleb valisi Aksungur ve Antakya valisi Yağı-basan'ın itâatini sağlayıp, Rahbe, Hâbur bölgesi ve Nuseybin'i işgal ve Musul'u zabtettikten sonra (Nisan 1093), Selçuklu tahtını ele geçirmek için Azerbaycan'a doğru yürüdü. Ancak Emîr Aksungur ve Bozan'ın Berkyaruk tarafına geçmesiyle kuvvetinden çok şey kaybeden Tutuş yeniden ordusunu takviye etmek maksadıyla Dımaşk'a geri dönmeğe mecbur oldu (Aralık 1093). Berkyaruk bu sırada Bağdad'a girmiş ve adına hutbe okutmuştu (Mayıs 1094). Tutuş daha sonra yeni bir ordu toplayarak tekrar harekete geçti ve önce ihanetlerini unutamadığı Emîr Aksungur ve Bozan'dan intikamını aldı, yakalanan bu iki emîr öldürüldü (Mayıs 1094).
Tutuş, Ahlât, üzerinden Azerbaycan'a giderek bu bölgeyi hâkimiyeti altına aldı ve Hemedân'a doğru yürüdü. Terken Hâtûn'un onunla birleşmek teşebbüsü hastalığı sebebiyle gerçekleşemedi ve Isfahan'da öldü (Eylül-Ekim 1094). Diğer taraftan yanında az sayıda asker bulunan Berkyaruk, Tutuş'un öncü kuvvetlerine mağlûp olarak Isfahan'a sığındı. Bu mağlûbiyet haberi üzerine Abbâsî Halîfesi Mustahzir Billâh Bağdad'da Tutuş adına hutbe okuttu. Berkyaruk ise kardeşi Mahmûd'un emîrleri tarafından Isfahan'da yakalandı.
Bu sırada Mahmûd'un çiçek hastalğına yakalanarak ölmesi (Ekim-Kasım 1094) yanındaki emîrlerin Berkyaruk'u sultan tanımalarına sebep oldu. Berkyaruk ile Tutuş arasındaki kesin savaş Rey şehri civarında yapıldı (26 Şubat 1095). Kötü davranışları sebebiyle Tutuş'a kırgın olan emîr ve askerlerden büyük bir kısmı Berkyaruk tarafına geçtiler. Neticede mücadeleyi kazanan Berkyaruk oldu ve Tutuş savaş alanında öldürüldü.



-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER



Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat