Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat

Büyü Nedir?

Nereden Yazdırıldığı: Kur'an Yolunda
Kategori: Kur'an-ı Hakim -Genel-
Forum Adı: Hurafeler-Dinde olmayanlar
Forum Tanımlaması: Kur'andaki Din'de olmayan, olmaması gereken hurafeler, inançlar, uygulamalar ve ilahlaştırılan şahsiyetler....vs
URL: http://www.kuranyolunda.com/forum_posts.asp?TID=6605
Tarih: 20-Aralık-2014 Saat 04:56


Konu: Büyü Nedir?
Mesajı Yazan: Helen
Konu: Büyü Nedir?
Mesaj Tarihi: 28-Mayıs-2009 Saat 17:06
Büyü Nedir? ( 18)
 

Büyü%20Nedir?%20Nasıl%20Büyü%20Yapılır?%20Büyü%20Nasıl%20Çölülür,%20Büyü%20Çözümleri.

Büyü Nedir?



Çeşitli yollarla, usulleri kötüye kullanarak bir insanı yönetim altına almaya, ona istenilenleri yaptırmaya genel olarak büyü denir.

Büyü, kötü usullere başvurarak bir insanın iradesini elinden almak demektir.

Büyü ile insanı istemediği şeylere zorlamak, ona istemediği hareketleri yaptırmak mümkün olabiliyor.

Büyücülük, her şeyden önce, dine ve inanca kesin şekilde karşıt olan, batıl inançlara dayalı bir büyüsel işlem toplamıdır. Reçetelere, formüllere dayanan, bunlara değişik anlamlar yükleyen bir uygulamadır. 1584’te Anvers’te yayınlanan Gespar Peucer’in Falcılar (Les Devins) adlı kitapta büyücülük şu şekilde tanımlanır.

Büyüsel işlemler çoğunlukla olumlu (Ak Büyü) veya olumsuz (Kara Büyü, Kırmızı Büyü) bir enerji akışına dayalı olduğu söyleniyor. Bir enerji bedensel bir organa, psiko-somatik (ruhsal-bedensel) bir işleve yöneltilebilir. Tarihte birçok el yazması büyü kitabı hazırlanmıştır. En ünlülerden biri 15. Yüzyıla ait olduğu sanılan, önceki yüzyılda gizem ustası Mc Gregor Mathers tarafından ilk kez İngilizce ye çevrilen sihirbaz Ma Abra-Melin’in Kutsal Sihir Kitabıdır. (The Book of the Sacred Magic of Abra-Melin the Mage). Kitaba göre maddi dünya kötü ruhlar tarafından yaratılmıştır, ancak sihirbaz, koruyucu meleğinin yardımıyla ve büyüsel uygulamalara başvurarak, kötü güçlere karşı koyabilir hatta kötü ruhları yönetebilir.

Büyücülük, şeytanı tanımaya yarayan bir sanattır. Büyücü tarafından çağrılan şeytan ve yardımcıları kendilerini gösterirler veya kendilerini göstermeyip de talep edilen şeyi yerine getirirler.

Büyücülüğün silahı büyülemedir, etkileme ve telkindir. Kuramsal olarak etki ve duygu (sevgi, nefret) dozu güçlü olan bir enerjinin belirli nesneler, formüller kullanarak transferidir. Bu tür etkileşimde en çok kullanılan ve Vudu (voodoo) dahil olmak üzere, her çeşit büyüsel gelenekte mevcut olan mum veya kilden yapılan bir heykelciktir. Hedef olan kişiye yapılmak istenilen şey, büyüsel formüller kullanılarak heykelciğe (kukla, bebek) yapılır. Orta çağdan kalma bir başka yöntem, Şanlı El veya Tutuşan El yöntemiydi. Asılarak ölen birinin eli kesilir, kurutulur ve avucuna siyah bir mum yerleştirilirdi. Dönemin kaynaklarına göre bu eli kullanarak özellikle zehirlenme büyüleri yapılıyormuş.

Burada belirtmek gerekirki büyü, hangi dine ve inanca bağlı olursa olsun temeli vede etkileri aynıdır, her türlü büyü ülkemizde de yapılmaktadır.Dolayısıyla büyünün dini yoktur. İnsan büyük bir enerji yoğunluğuna sahiptir. Bu enerji yoğunluğu insanın bütün vücut ve beyin fonksiyonlarını düzenler;

Bu noktadan ele alırsak, büyü ;insanın enerji yoğunluğunu yok etmek ve ritmini bozmak için yapılan negatif bir enerjiyi çeşitli araçlarla (muska ve buna benzer bir yolla )insanın üzerine yollayarak, vücuttaki enerji akışının düzensiz olarak çalışmasına sebep olan bir araçtır.

Büyülerin, zamana, mekana ve de insana ait olmak üzere çok geniş boyutları vardır. Bir büyü yapılışına göre farklılıklar gösterebilir; insanın iş düzeni,aşk hayatı,sağlığı ,aklınıza gelen her türlü konuda büyü yapmak mümkündür.Büyülerin şekilleri ,yiyerek, içirilerek, bir yere asılarak, konularak gibi farklı türleriolabilir.Bir büyü yapıldığında etkisi bir mikrobun insan içinde çoğalması gibi zamana bağlıdır ;burada kişinin iradesi çok önemli bir rol alır.Büyüler halk arasında, papaz büyüsü, muska ile yapılan büyüler gibi bir çok adlar alır.

Tarihten de bir çok olayda büyü ve büyücülükle ilgili birçok örneklerin bulunduğu bir gerçektir. Unutulmaması gereken;

Her yapılan büyü etki gösterecek gibi bir durum söz konusu değildir.Şartların yerine getirilmemesinden dolayı etki olmayabilir.Yapan kişinin yada sizin istediğiniz yeterli bilgilerin verilmemesi etkinin azalmasına ve de yok olmasına neden olabilir.

Büyü yapıldığı zaman etkisi bazen bir ömür boyu sürer,bazen de zaman içinde yok olur; 1-3-7 yıl arasında değişiklik kazanır, ama yapılış maksadı ve ne için yapıldığı gibi etkilere bağlı olarak devam eder veya biter.



-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER



Cevaplar:
Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 28-Mayıs-2009 Saat 17:09
Aşk ve Büyü, Yan Yana Gelmez
 

Aşk ve Büyü, Yan Yana Gelmez

Aşk ve büyü yan yana gelmez. Gelirse aşk incinir, kutsallığı incinir, anlamı incinir. Aşk, zaten bir büyüdür. Ama büyü, aşk değildir. Aşkın büyüsü, aşk için yapılan büyüyle bozulur. Yaşanan, artık bir garabet ve yitirilen onca asalettir http://www.gizliilimler.tr.gg/" rel="no follow - .

Aşık olduğu kadına / erkeğe büyü yaptıran kişi, aşık değildir. Olamaz da. Çünkü “Sevdiği insanın, saçının teline rüzgar değse kalbim üşür.” dediği insanın o hiç “İncitmeye kıyamam.” dediği kalbini karanlık güçlerin, cinlerin, iblislerin taarruzuna bırakmaktır.  Ömür boyu o kişiyi mutsuz etmek, ruhsal bunalım içinde yaşamasına sebep olmaktır. Böyle sevgi olur mu? Böyle aşk olur mu? İnsanın düşmanına bile yapmayacağı birşeyi yapıp, o kişiyi karanlık güçlerin avucuna bırakıp hayatını karartan kişiye aşık denilebilir mi? Dedim ya, düşmanı bile yapmaz bunu insana. Mertlik değildir, asalet değildir çünkü http://www.gizliilimler.tr.gg/" rel="no follow - .

Sitede, büyünün günah ve http://gizliilimler.tr.gg/UYARI-d--B.ue.y.ue.-Allah-h-a-%26%23350%3Birk-Ko%26%23351%3Bmakt%26%23305%3Br.htm" rel="no follow - Allah’a şirk koşmak olduğu , büyü yapan kişinin de büyü yaptıran kişinin de ahretlerini sattığı, KUL HAKKINA GİRDİKLERİ, mahşerde Allah-u Teala’nın affetmeyeceği tek suçun kul hakkı olduğu konusunda bir çok uyarıcı yazı ve makaleler verildi. Evet, KUL HAKKI, Allah’ın affetmeyeceği tek günahtır.  Çünkü bir insanın özgür iradesini kendi rızası olmadan tahakküm altına çalışmak KUL HAKKI, Allah’a dua yerine bir takım tılsımlı, efsunlu isimlerin okunması ve Allah’tan başkasından yardım dilenilmesi (Fatiha Suresi'nin sırrınca ŞİRK’i doğurur. Büyü, “başvurulacak en son çare” bile değildir; çünkü çare değildir. Aksine, sevdiğinizi iddia ettiğiniz kişiye zarar vermekten başka bir şeye yaramaz http://www.gizliilimler.tr.gg/" rel="no follow - .

Sevdiğiniz insan, birgün sizi terk edebilir. Kalbini bir başkasına vermiş, bir başkasını seviyor olabilir. Çok acı çekiyorsunuz, kalbiniz inciniyor olabilir. Ama bu, imtihan dünyasının sırrıdır. Allah, (Kuran’da yazıldığı gibi bizi bazen malımızla, canımızla, kimi zaman da sevdiklerimizle imtihan edecektir
http://www.gizliilimler.tr.gg/" rel="no follow - :

BAKARA SURESİ ,155: “Muhakkak ki sizi biraz korku  biraz açlık  biraz da mallardan  canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. (Ey Muhammed!) Sabredenleri müjdele http://www.gizliilimler.tr.gg/" rel="no follow - ! "

Sevdiğiniz insan sizi terk etmişse, zaten hiç sizin olmamıştı. Sizin olmayan şey için kendinizi üzmek neden? Bırakın gitsin… Yani sözler anlamını yitirmişse, aşk birgün gelip sönmüşse, çabucak tükenmişse, sadece külleri kalmış bir sevgiden ne umulabilir ki? Sadece bir imtihanın bir parçasıdır bu ve belki sizin için daha hayırlıdır. Çünkü hayır gibi görünen şeylerde şer, şer gibi görünen şeylerde sizler için bilmediğiniz bir çok hayır ve güzel neticeler vardır. Kalbiniz, doğal olarak yaralanabilir. Acı çekersiniz. Ama bu acıya dayanma gücüne sahip olduğunuzda, hem sizi olgunlaştıracak hem de sabrettiğiniz, isyan etmediğiniz için Allah’ın hoşnutluğunu kazanacaksınız. Çünkü sizi öldürmeyen acı, sizi daha da dayanıklı yapacaktır. Acı mı çekmeniz gerekiyor; o acıyı çekin. Allah, kimseye kaldıramayacağı yükü yüklemez. O’na sığının. Ondan yardım isteyin. Duayla, inatla, kapısından hiç ayrılmadan, bıkmadan… Ama büyücüsünden, medyumundan, kahininden, ya da adı hoca, bilmem ne bilmem ne olanlardan değil. Bu insanlar, “büyü yapmakla”, "yok ne bilmem muska yazmakla" sadece bu dünya için ahretlerini satan zavallılardır ve kendilerini de sıkılmadan hoca diye tabir edip bu taşkınlıklarını, zararlarını bir kat daha artırırlar. Ne dinle, ne diyanetle ne de “hocalık”la alakaları vardır. Onlara para ödeyip sadece maddi anlamda bir şeyler kaybetmiyorsunuz; Allah’a olan bağlılığınızdan ve sadakatinizden de, yani ahretinizden de vazgeçiyorsunuz. Şeytan’ın ve cinlerin istediği insan modeli oluyorsunuz. Yani kendileri gibi “aldanmış” http://www.gizliilimler.tr.gg/" rel="no follow - .

www.gizliilimler.tr.gg


-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 28-Mayıs-2009 Saat 17:11
Büyü Belirtileri
 

ein%20Bild

Büyü Belirtileri

• Ruh halinizde bir değişiklik hissetmeniz, Vesvese halleri... Mesela; bazıları evden dışarı çıkıp içeri girse elbisesinin hatta tüm bedenlerinin kirlendiği hissine kapılarak elbiselerini değiştirirler ve banyo yaparlar... Bazılarının derdi problemi de su ile; devamlı banyo yapmak isterler saatlerce banyoda kalırlar, saatlerce ellerini yıkarlar.
• Kendinizi tanıyamaz durumda olmanız,
• Gece artarak devam eden sıçrayarak uyanmalar,  Uyku esnasında korkma, bağırarak uyanma,
• Korkunç rüyalar görmeye başlamanız,
• Rüyalarınızda sık sık kedi, köpek gibi hayvanları görmeniz,
• Uykuda yükseklerden atılma-düşme-uçma (sık sık olanlar)
• Uyku esnasında dişleri gıcırdatmak..
• Uyku esnasında terlemek (oda sıcaklığı yada giydiği şeylerle alakalı olmayan hallerde)
• Boğuluyormuş gibi olmak (boğazını sıkıyorlarmış hissi)
• Kalp ya da midenizde ilgili rahatsızlığınız olmadığı halde göğüs kafesinizde ağrı hissetmeniz
• Aşırı yorgunluk,
• Ensenizde ağrılar,
• Kasıklarda ağrı yada şişkinlik..
• Saçlarınızda elektriklenmeler olması,
• Gözlerdeki ağrılar,
• Gölgenizin sizi izlediği izlenimine kapılmak,
• Hastada hep bir tedirginlik, uyuşukluk, tembellik
• Takip ediliyormuş hissi
• Yalnızlıktan korkma ve tedirgin olma.. (bazıları da tam tersine yalnızlığı sever ve odalarına kapanırlar, kalabalıklardan hoşlanmazlar)
• Sabahları uyanınca ellerde kollarda (genelde sol kolda) uyuşma
• Akşam yatağına yattığında uyuyamama sağa sola dönüp durma, sabaha karşı uykuya dalma, sabahları da uyanıp kalkamama hali..
• Ayak tabanlarınızın yanma halleri başlıca belirtilerdir.
 
Bazı insanlarda, aşırı etkilenme ve geç müdahale sonucu sinir bozuklukları ve akli denge bozukluklarına kadar giden olaylar mevcuttur. Bu yüzden dikkatli olup, bu belirtileri önemsemek gereklidir. Büyülerde etkinin beyin iradesiyle en aza indirilmesi mümkündür.
 
Büyülerin etkileri insanların burçlarına göre de değişkenlik gösterebilir. Yengeç, Aslan, İkizler, Oğlak, Kova ve Yay Burçları büyü konusunda daha hassastır

Gizliilimler Yorumu: Bu gibi belirtiler, birçok psikolojik hastalıklarda görülebilir özelliklerdir. Cindarlar ve kendilerini medyum ya da kahin olarak tanıtan bu insanların çoğu şarlatandır ve sizdeki psikolojik rahatsızlıkları "sizde büyü var" palavrasıyla sizi aldatmak ve istismar etmek için kullanmaktadırlar. Bu insanlar, dikkat ederseniz az çok insan psikolojisi okumuştur. Bu yüzden bu makaleyi GÜVENİLİR OLARAK GÖRMEMENİZİ şiddetle tavsiye diyorum.

Gizli İlimler 15 Haziran 2008


-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 28-Mayıs-2009 Saat 17:14
Büyü Bozmak İçin Özel Bir Uygulama

Bu duayı iki Cuma arası 105 sefer okuyan –Allah’ın izni ile- her türlü sıkıntılardan, büyülerden ve belalardan kurtulur; gelecek bela, sıkıntı ve kederlerden de emin olur. Allah celle celâluhû, o kişinin dünya ve âhiret sıkıntılarını giderir.

DUANIN YAPILIŞ ŞEKLİ

Bir günde tamamı okunabilirse de her günün nasibinin olması için, her güne (7 güne) bölünerek okunması daha faziletlidir. Sabah namazından sonra veya öğlen namazına 1 saat kalacak vakte kadarki zaman dilimi içerisinde okunabilir.

Her günlük 15 defa okumanın sonunda 1 defa da
http://gizliilimler.tr.gg/%C2mener-Res%FBlu-.htm" rel="no follow - AMENERRESÛLÜ duası (Bakara suresinin son iki ayeti) okunur. Böylece bu dua toplamda 7 defa okunmuş olur. Hepsi bir günde okunmak istenirse 105 defa okumanın bitiminde 7 defa da http://gizliilimler.tr.gg/%C2mener-Res%FBlu-.htm" rel="no follow - AMENERRESÛLÜ duası okunup tamamlanabilir.

Duanın gücünü artırmak için başlangıcında 2 rekat müracaat niyetli namaz, bitiminde 2 rekat şükür niyetli namaz kılınabilir.

Duanın Rabbimden isteklerimizde vesile olduğunu, hakkımızda hayırlı olanı istemek gerektiğini ve bunu verecek olanın da sadece Rabbimiz olduğunu unutmayalım.

Dualarınızda bizleri de hatırlamanız temennisi ile…

DUANIN OKUNUŞU


Estağfirullah (3 defa) (Duaya başlamadan önce tevbe edip temizlenmek içindir)

Allâhumme salli âlâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammed

Bismillâhirrahmânirrahîm

Elhamdulillâhi Rabbil âlemîn. Errahmânirrahîm. Mâliki yevmiddîn. İyyâke nağbudu ve iyyâke nesteîn.

Elif-Lâm-Mim

Allâhu lâ ilâhe illâ huvel hayyul kayyum. Lâ te’ huzühu sinetuv-ve lâ nevm. Lehu mâ fissemâvâti ve mâ fil erdı. Men zellezî yeş feu ındehû illâ bi iznih. Yağlemu mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum. Ve lâ yuhîtûne bi şey im-min ılmihî illâ bi mâ şâ’. Vesia kursiyyihus semâvâti vel erdı. Ve lâ yeûduhû hıfzuhumâ ve huvel aliyyul azîm.

Sebbehâ lillâhi mâ fis-semâvâti erdı. Ve huvel azîzul hakîm. Lehu mulkus-semâvâti vel erdı. Yuhyî ve yumît. Ve huve alâ kulli şey’in kadîr. Huvel evvelu vel âhiru vez-zâhiru vel bâtın. Ve huve bi kulli şey’in alîm. Huvellezi halakas-semâvâti vel erda fî sitteti eyyâmin summestevâ alel arşi. Yağlemu ma yelicu fil erdı ve mâ yehrucu minhâ ve mâ yenzilu mines-semâi ve mâ yağricu fîhâ. Ve huve meakum eyne mâ kuntum. Vallâhu bimâ tağmelûne besîr. Lehu mulkus-semâvâti vel erdı. Ve ilallâhi turceul umûr. Yûlicul leyle finnehâri ve tûlicun nehâre fil leyl. Ve huve alîmun bi zâtis sudûr.

Vallâhu ğafururrahîm.

Huvallâhullezi lâ ilâhe illâ hû. Âlimul ğaybi veş şehadeh. Huverrahmânurrahîm. Huvallâhullezi lâ ilâhe illâ huvel melikul kuddûsüs selâmul mu’minul muheyminul azîzul cebbârul mutekebbir. Subhânallâhi ammâ yuşrikûn. Huvallâhul hâlikul bâriul musavviru lehul esmâul husnâ. Yusebbihu lehu mâ fissemâvâti vel erdı. Ve huvel azîzul hakîm.

Kul huvallâhu ehad. Allâhus samed. Lem yelid ve lem yûled. Ve lem yekullehu kufuven ehad.
Kul huvallâhu ehad. Allâhus samed. Lem yelid ve lem yûled. Ve lem yekullehu kufuven ehad.
Kul huvallâhu ehad. Allâhus samed. Lem yelid ve lem yûled. Ve lem yekullehu kufuven ehad.

İhdinas sırât el-mustekîm. Sırâtellezîne en amte aleyhim. Ğayril mağdûbi aleyhim. Veleddâllîn.

Vallâhu latîful.Zul celâli vel ikrâm

Amennâ ve Saddaknâ
Elâ yağlemu men halaka ve huvel latîful habîr (Mülk/14)

Hasbunallâhu ve nığmel vekîl. Hasbunallâhu ve nığmel vekîl. Hasbunallâhu ve nığmel vekîl.
 


-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 28-Mayıs-2009 Saat 17:15
  Büyü Çeşitleri
 
  
Büyü Çeşitleri
 
Asur ve Babil uygarlıklarında ak büyü ve kara büyü'nün ayrımı net olarak yapılmıştı; MÖ. 1800 yılında Kral Hammurabi Kara Büyüyü yasaklamış, uymayanları ölümle cezalandırmıştı.

Ak Büyü

Ak Büyü olumlu, iyiliğe yönelik, şifacı bir büyü türü olarak adlandırılır. Ak Büyü ile Kara Büyü arasındaki farklılıklar sadece niyet, amaç ve formüllerle belirlenmemektedir; bu iki büyü türünde kullanılan malzemeler tamamiyle farklıdır; Ak Büyüde ateş, altın, ayçiçeği, civa, elma, elmas, fasulye, fildişi, gümüş, horoz, inci, incir, kurşun, kuşkonmaz, portakal, sarımsak, su, süt, sirke, tavuk, tuz, yumurta, zeytinyağı kullanıldığı gibi, Kara Büyüde ceset parçaları, idrar, kan, karga, kedi (kara), kurbağa, kurt kanı, timsah dişleri, toprak (mezarlıktan), tüy (kara tüy) yarasa (gözleri ve kanı) kullanılmaktadır.
 
Kara Büyü

Amacı zarar vermek olan Kara Büyü, Ak Büyünün zıttıdır; sonuçları ölüme ve cinayete varabilir. Kara Büyücü, Allah'tan nefret eder, doğanın kurallarına karşı gelir, kendisini yüceltmek, güçlerini arttırmak için her şeyi yapar. Kara Büyü şeytanla ve ölü ruhlarla (nekromansi) bağlantılıdır. Hz. Musa'dan başlamak üzere bütün dinler bunu bir sapkınlık sayıp yasaklamışsa da, antik çağlardan beri ölülerin ruhlarını çağırıp bu sayede geleceği öğrenmeye çalışmak; “ölü falı” bakmak oldukça yaygın bir yöntemdir. Özellikle Orta Çağ büyücülüğü bununla sık sık beslenmiştir. Orta Çağ Tanrı bilimcilerinden Rabano Mauro şöyle der: “Ölü falına bakanlar, kötü duaları ile ölüleri diriltenler, geleceği öngörüp sorulara cevap vermelerini temin eden kişilerdir. Ölüleri çağırabilmek için ceset kanı gerekiyor, çünkü bu işlemlere yardımcı olan cinler kandan hoşlanırlar.”
  
Kırmızı Büyü

Kırmızı Büyü olumsuz amaç ve niyetleri, uygulamaları ile Kara Büyünün bir çeşidi yandaşıdır. En gerçek ve en tehlikeli büyüdür. Şeytan'ın ve kötü ruhların büyüsüdür. Kırmızı Büyü ayinlerinde kaz kullanır, kurban kesilir.

Haiti'de yaygın olan, Haitili yerliler ve melezler tarafından uygulanan Voodoo büyüsü en bilindik kırmızı büyüdür. Kökenleri, Afrika totemlerine varan inançlarla beslenir. Vudu Büyücülüğünde düzenlenen ayinlerde dansların, müziğini kendinden geçmelerin, kurban edilen hayvanların (kaz, horoz, kara keçi) nedeni ve amacı adları Loas olan bazı ilkel güçleri (ölü ruhları) harekete geçirmektir. Trans haline geçen vudu rahibeleri, birer medyum gibi hareket ederek bu güçlere teslim olurlar. Vudu'ya benzer bir uygulamaya Brezilya yerlilerinin Macumba (Makumba) törenlerinde rastlanır.

Macumba, temelde cinsel büyücülüğe bağlı, erotizm içerikli bir ayindir. Vudu ayinleri daha çok mezarlıklarda yapılırkenyer, Macumba ayinleri mekan olarak açık alanlar ya da ormanlar tercih edilir. Vudu'nun çok konuşulan ama kanıtlanmayan tarafı ise, Zombiler yani yaşayan ölülerdir (Zombi sözcüğü, mezardan çıkma anlamına gelir). Kara Büyüde, hipnoz ve telkin yolu ile diriltildiği söylenen bu hareket halindeki ruhsuz cesetleri yönlendirmek, Kara Büyücü'nün işidir.


-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 28-Mayıs-2009 Saat 17:23
Büyü Çözmek
 

Büyü Çözmek

Allahü teâlâ, her şeyi sebeple yaratır. Bir şeye kavuşmak için, bu şeyin yaratılmasına sebep olan şeyi yapmak gerekir. Her şeyin yaratılmasında ortak olan manevi sebep, sadaka vermek, 70 kere (Estağfirullah min külli mâ kerihallah) duasını okumaktır. Bu iki manevi sebep, maddi sebepleri bulmaya da yardım eder. Ruhi sıkıntıların çoğu, cinden ve büyüden meydana gelir. Ruhi hastalıklar, sara ve cinden korunmak için, kıymetli kitaplarda bildirilen dualardan bazıları şunlardır:

1-
Euzü Besmele ile Fatiha suresini okumalı.

2- Euzü Besmele ile
iki Kul-euzü okumalı.

3- Bir miktar suya
Âyet-el kürsi, İhlas ve Muavvizeteyn [Nas ve Felak] surelerini okumalı. Büyü yapılan kimse bundan 3 yudum içmeli, kalan su ile gusletmeli.

4- Sedir ağacının 7 tane yeşil yaprağı ezilip su ile karıştırılır. Üzerine http://gizliilimler.tr.gg/Ayet-h-el-K.ue.rsi.htm" rel="no follow - Âyet-el kürsi ,
İhlas ve Kul-euzüler okunur. 3 yudum içip geri kalanla gusledilir.

5- 3 kere
Salavat ve Fatiha, Âyet-el kürsi, Kâfirun, http://gizliilimler.tr.gg/%26%23304%3Bhlas-Suresi.htm" rel="no follow - İhlas , http://www.gizliilimler.tr.gg/Felak-Suresi.htm" rel="no follow - Felak ve http://www.gizliilimler.tr.gg/Nas-Suresi.htm" rel="no follow - Nas sureleri 7'şer defa okunup hastaya üflenir. Bunlar tekrar okunup hastanın yatağına, evin her yerine, bahçeye üflenir.

6-
Fatiha, Âyet-el-kürsi ve 4 Kul [Kâfirun, Felak ve Nas sureleri] 7'şer kere okunup hastaya üflenirse, büyü, nazar, hayvan sokması ve bütün dertler için iyi gelir. Tuza okunup, suda eritip içirmek ve ısırılan yere sürmek de olur.

7- Sabah akşam, Bekara suresinin başından 4 âyet ve
Âyet-el kürsi ile, Âyet-el kürsiden sonraki iki âyeti ve Bekara suresinin sonundaki 3 âyet, delinin üzerine okunursa, iyi olur.

8- Sabah akşam 24 kere Estağfirullah denir, sonra (Estağfirullah elazim ellezi la ilahe illa hüvel hayyel kayyume ve etubü ileyh) denir. Sonra 11
İhlas ve 7 kere Fatiha ve 33 kere,  Allahümme salli ve sellim ala seyyidina Muhammedin ve alâ âli seyyidina Muhammed okuyup, sevabı Peygamber efendimizin ve Eshab-ı kiramın ve Evliyanın ve sonra isimleri okunarak Silsile-i aliyye büyüklerinin ruhlarına hediye edilir. Bunların hürmetine şifa vermesi için dua edilir. Her gün sabah-akşam böyle dua edilir.

9- Günde 500 kere (La havle vela kuvvete illa billah-il-aliyyilazim) okumalı! Başlarken ve bitirince 100 kere
http://www.gizliilimler.tr.gg/Salavat_%26%23305%3B-%26%23350%3Berife.htm" rel="no follow - Salavat getirmeli. [Bunu her gün muhakkak okumalı, ihmal etmemeli.]

10- Ha-Mim Mümin suresinin başından masir’e kadar ve
Âyet-el kürsi okumalı.

11- La ilahe illallahü vahdehü la şerike leh lehülmülkü velehülhamdü vehüve alâ külli şeyin kadir okumalı.

12- Cuma günü seher vakti, sağ elinin içine Nisa suresi 99. Âyeti, vemen yahruc’dan rahimâ’ya kadar yazılır, sonra dili ile yalanıp yutulur. 40 yıllık büyü de olsa çözülür.

13- Sar’adan kurtulmak ve cinden korunmak için
Âyât-i hırz okunmalıdır! Âyât-i hırz, şu sure ve âyetlerdir:

Fatiha,
Bekara 1,2,3,4,5 ve 163,164 ve 255,256,257 ve 285,286,

Âl-i İmran 18,19. âyetten sadece: “İnneddine indellâh-il-islam” kısmı,
Âl-i İmran 26,27 ve 154,

En’âm 17,
A’râf 54, 55,56,

Tevbe 51 ve 128,129,
Yunüs 107,

Hud 56,
İbrâhim 12,

İsrâ 43 ve 110,111,
Mü’minun 116,117,118,

Ankebut 60,
Rum 17,18,

Fatır 2,
Yasin 83,

Saffat 1,2,3,4, 5,6,7,8,9,10,11 ve 180,181,182,
Feth 27,28,29,

Rahmân 33,34,35,36,
Hadid 1,2,3,4,5,

Haşr 21,22,23,24,
Cin 1,2,3,4,5,6,

Buruc 20,21,22,
İhlâs, Felâk ve Nâs sureleri.

Âyât-i hırz nasıl okunur?

Abdest alınıp, 7 istiğfar ve 11salavat
http://www.gizliilimler.tr.gg/Salavat_%26%23305%3B-%26%23350%3Berife.htm" rel="no follow - okunup, hastanın sıhhatine niyet ederek, güneş doğduktan ve ikindi namazından sonra, günde 2 defa hasta üzerine okunmalı, işaretli yerlerde, hasta üzerine üfürülmeli, şifa buluncaya kadar [40 gün kadar] devam etmeli. Her defası sonunda, bir Fatiha okuyarak sevabı, Peygamber efendimizin ve Behaeddin Buhari, Ahmed Rıfai ve imam-ı Rabbani hazretlerinin ruhuna hediye edilmeli. Bir nüsha da yazıp, yanında taşırsa, sihirden, büyüden, nazar değmesinden korur. Muradı hasıl olur.

Peygamber efendimizin üç türlü ilaç kullandığı bildirilmiştir. Kur’an-ı kerim veya dua okurdu. Fen ile bulunan ilaçları kullanırdı. Her ikisini karışık da kullanırdı. (Mevahib)

Kur’an-ı kerimin ve duanın etki etmesi için bazı şartların gözetilmesi lazımdır. Okuyanın veya yazanın ve hastanın buna inanması, hastanın zararlı olan gıdalardan, şüpheli ilaçlardan perhiz etmesi, sıcaktan ve soğuktan sakınması lazımdır. Okuyan kimsenin, itikadının bozuk olmaması, haram işlemekten, kul hakkından sakınması, haram ve habis şey yiyip içmemesi ve karşılık olarak ücret almaması şarttır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Allahü teâlâyı unutarak, gafletle edilen dua kabul olmaz.) [Tirmizi]

İmam-ı Şarani hazretleri, (Kuşluk namazına devam edene, cin musallat olmaz) buyurdu.
Cin mektubunu, yanında veya evinde bulundurana, cin gelmez ve dadanmış olan cin de gider.

Dua, ilaç gibidir. Allahü teâlâ dilerse tesir eder. Yani tesirini Allahü teâlânın verdiğine inanmalıdır!
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Dert-bela gelince, Hz.Yunus’un duasını okusun! Allahü teâlâ onu muhakkak kurtarır. Dua şudur: Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke, inni küntü minez-zâlimin.) [Hakim]

Korku ve belalardan korunma duaları


İmam-ı Rabbani hazretleri, talebeleri ile, uzak bir yere giderken, gece, bir handa kaldılar. (Bu gece bir bela zuhur edecektir. [Besmele ile] (Bismillâhillezi lâ yedurru ma’asmihi şey’ün fil erdı ve lâ fissemai ve hüves-semi’ul alim) duasını 3 defa okuyun) buyurdu. Gece büyük yangın oldu. Her odada eşyalar yandı. Duayı okuyanlara bir şey olmadı.

Dert, bela, fitne, hastalık, nazar, sihir ve zalimlerin şerrinden korunmak için, sabah akşam, imam-ı Rabbani hazretlerinin bildirdiğini hatırlayarak, 3 defa okumalıdır.
http://gizliilimler.tr.gg/Ay%E2t_%26%23305%3B-H%26%23305%3Brz--k1-Sihire%2C-B.ue.y.ue.ye%2C-Nazara-Kar%26%23351%3B%26%23305%3B-k2-.htm" rel="no follow - Âyât-i hırz okununca da, bu duayı okumalıdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Bismillâhillezi lâ yedurru ma’asmihi şey’ün fil erdi ve lâ fissemai ve hüves-semi’ul alim duasını sabah 3 kere okuyana, akşama kadar, akşam okuyana da, sabaha kadar hiç bela gelmez.) [İbni Mace]

Korkulu yerde ve düşman karşısında, emin ve rahat olmak için
http://www.gizliilimler.tr.gg/Kurey%26%23351%3B-Suresi.htm" rel="no follow - Li ilafi ’yi okumalıdır. Tecrübe edilmiştir. Gece ve gündüz, hiç olmazsa, 11 defa okumalıdır! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
Euzü bikelimâtillahi-ttammâti min şerri mâ haleka” duasını okuyana, o yerden kalkıncaya kadar, hiçbir şey zarar veremez.) [Müslim]

(Issız bir yerde, bir şey kaybeden veya bir yardıma ihtiyacı olan, “Ey Allah’ın kulları bana yardım edin” desin! Her yerde, sizin görmediğiniz Allah’ın kulları vardır. Korkulu yerde 3 kere, Allah’ın kulları, bana yardım edin demelidir.) [Taberani]

(Hasbiyallahü ve ni’mel vekil sözü her korku için bir emniyettir.) [Deylemi]

Korkulu şeyden kurtulmak ve bir dileğe kavuşmak için Taha suresinin 37. âyetinden [velekaddan] 39. âyetin sonuna [ala ayniye] kadar olan kısım, su geçirmez bir şeye 7 defa sarıp veya içi görünmeyecek şekilde PVC yaptırıp yanında taşımalıdır. Faydası çok görülmüştür.

İmam-ı Rabbani hazretleri cinden korunmak için ve korkulu zamanlarda, (Lâ havle velâ kuvvete illa billah-il-aliyyilazim) okunmasını emrederdi. Muhammed Masum hazretleri buyuruyor ki:
Dertlerden kurtulmak ve murada kavuşmak için 500 kere Lâ havle velâ kuvvete illâ billah demeli, okumaya başlarken ve okuduktan sonra 100'er kere
Salevat-ı Şerife okuyup dua etmelidir. (m.174. c.2, m.32)

Dertlerin, belaların gitmesi için,
http://www.gizliilimler.tr.gg/Seyyidul-Istigfar-Duasi.htm" rel="no follow - istiğfar okumak da çok faydalıdır, çok tecrübe edilmiştir. Hadis-i şerifte, ( http://www.gizliilimler.tr.gg/Seyyidul-Istigfar-Duasi.htm" rel="no follow - İstiğfar a devam edeni, çok okuyanı, Allahü teâlâ, dertlerden, sıkıntılardan kurtarır. Onu, hiç ummadığı yerden rızıklandırır) buyuruldu. http://www.gizliilimler.tr.gg/Seyyidul-Istigfar-Duasi.htm" rel="no follow - İstiğfar, insanı her murada kavuşturur. Tevbe etmeli, http://www.gizliilimler.tr.gg/Seyyidul-Istigfar-Duasi.htm" rel="no follow - istiğfar ı çok okumalı. Bütün dertlere, sıkıntılara karşı faydalıdır. Allahü teâlâ, ( http://www.gizliilimler.tr.gg/Seyyidul-Istigfar-Duasi.htm" rel="no follow - İstiğfar okuyun; imdadınıza yetişirim) buyurdu. (Hud 52)

İçinde küfre sebep olan muskaları yazmak ve kullanmak caiz olmaz. Büyüyü büyü yaparak çözmek de haramdır. Büyücü, cinci hoca denilen insanlara gitmemeli, dediklerine inanmamalı. Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye’de sihir, büyü bahsini mutlaka okumalıdır.



-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 28-Mayıs-2009 Saat 17:24
Büyü Gerçekten Var Mıdır?
 
 
Büyü Gerçekten Var Mıdır?

Sihir, yahut büyü... Geçmişte olduğu gibi bugün de insanlarımız çaresini bulamadıkları birçok rahatsızlıklarına sihir, yahut da büyü ismi verip çekiliyorlar... Büyüdür, sihirdir, deyince mesele bitiyor... Artık kime kızmışlarsa, kime hasım hissiyle bakmışlarsa işi onun üzerine yıkıyor, ona olan husumetlerini ilerletiyorlar. O yaptı bunu diyorlar. Ne ile belli sihir olduğu, büyü yapıldığı? Ancak bu konuda evham ve hayâlât işliyor, ucu bucağı gelmez vesveseler alıp yürüyor...
  
Bu gibi mevzularda yapılacak ilk iş, hemen hüküm vermek; sihirdir, yahut büyüdür, deyip işi evham üzerine hükme bağlamak değildir. Önce bir durum tesbiti şarttır. Sihir, yahut büyü mü? Yâni ruhî, manevî bir hâl mi, yoksa cismî ve maddî bir rahatsızlık mı? Bunu düşünüp tesbit etmeye zaruret vardır, Çoğu zaman maddî ve cismî olan bir rahatsızlığı, ruhî, yani manevî sananlar, baştan hatâ ediyor; ilk tedbirlerde yanılıyorlar, çareyi ters taraftan aramaya başlıyorlar. Böylece zaman kayboluyor, hastalık ilerleyip, tedbir zorlaşıyor. Halbuki bunu iyice tesbit ettikten sonradır ki, isabetli çare aramak mümkün hâle gelir.
  
Bütün bunlara rağmen: Diyelim ki büyüdür, yahut aynı mânâya gelen sihirdir. Çaresi?..  Bunu tedavinin belli bir çaresi, dondurulmuş bir usulü yoktur. Tıpkı yapılması için de belli bir usul ve bilinen bir şekil olmadığı gibi. Umulmadık yerden Allah şifa ihsan eder, bir de bakarsınız ki beklemediğiniz anda ve tedbirde kurtuluş bahis mevzuu olur... Şurasını hemen ifade etmeliyim ki, büyü ve sihir yapanlar, Allah indinde şirk yapan kâfirden sonra gelen büyük günahkârdırlar. Allah önce kendine şirk koşan kâfiri, hemen arkasından da büyü ve sihir yapmak suretiyle ailenin huzurunu kaçıranları azabına lâyık görüyor...
  
Bu yüzden sihir yaptığını iddia eden büyücüyü islâm hukuku, cemiyette yaşatmaz, İnsanların arasından alıp hemen hapse koyar. Cüzzamlı gibi, onu insanlardan uzaklaştırır... Şurası unutulmamalıdır ki, geçmişteki gibi bugün sihir, yâni büyü yapma ilmi belli ve kesin bir bilgi hâlinde elde mevcut değildir. Kimse kesin olarak şunu yazar, şunu okur, şu hareketle şu büyüyü yaparım da tutar, diyemez. Çünkü bu mevzudaki ilim tarihte kalmış, günümüze kadar gelmemiştir. Kitaplarımızda yoktur. Olmayan şeyi kim bilir? Ama bildiğini iddia ederek insanları kandırır. Böylece denize düşen yılana sarılır.
    
Büyü ve Sihir ile Geçimsizlik Ortadan Kaldırılabilir mi?
 
Meşhur ata sözümüzdür. Denize düşen yılana sarılır,  denmiştir. Biz de bazen öyle oluyoruz galiba. Çaresini bulamadığımız, teşhisini koyamadığımız sıkıntılarımızda çareyi büyüde, sihirde görüyor; hemen hükmünü veriyoruz.
  
– Büyü yaptılar, geçimimizi bozup huzurumuzu yok ettiler. Ya da kısmetimizi kapatıp olan işimizi olmaz hale getirdiler.
– Öyle ise çare nedir?
– Çare; büyücülere, sihircilere, falcılara gitmektir…
 
Maşaallah büyü bozucular, sihir çözücüler de düzinelerle. Yeter ki sen paradan haber ver… Bana öyle geliyor ki, parayı kesin, ortalıkta ne büyücü kalır ne de sihirci… Aslında ben büyünün, yani sihrin varlığını kabul ediyorum. Ancak bunun tarihte kalan bir ilim dalı olduğunu, nasıl yapılıp nasıl çözüldüğüne dair  bir ilmin günümüze kadar gelmediğini düşünüyorum. Bu yüzden de şurada burada büyü yapan yahut da bozan kimselere inanmıyorum. Şundan inanmıyorum:
  
Büyü yapma yahut da çözme ilmi varsa, kitaplarda olacaktır. Kitaplarda olunca onu sadece meçhul kimseler bilmeyecek, kitap okuyan herkes bu bilgiye sahip olacaktır. Görülen odur ki, kitap okuyanlarda böyle doğru bir büyü yapma ve çözme bilgisi yoktur. Tam aksine, kitap okumayanlarda bu sırlı ilim çoğaltılıyor, müşteriler sıraya giriyor. Kanaatim odur ki, aile içinde insanlar, beyin yahut da hanımın tutumundan şikayetçi olurken olayı büyüye, sihre yormakta yanılıyorlar.
  
Büyü de sihir de tarafların kendilerindedir. Şayet rahatsızlık unsuru olarak gördükleri hallerini kendi iradeleriyle düzeltmeye yönelseler ortalıkta ne büyüye ihtiyaç kalır, ne sihirbaza. Ama nefsi böyle bir özeleştiriye talip olmuyor. Kendi kusur ve hatalarını düşünmeye de fırsat vermiyor. En kolay yolu gösteriyor.
  
– Büyü yapmışlar, sihirde bulunmuşlar.
  
Bundan sonra yatakta muska aramalar, kapıda çaput bulmalar alıp yürüyecek; evhamlar, vesveseler, masum konu komşulardan şüphelenmeler meydan alacaktır. Çık çıkabilirsen işin içinden. Hayır hayır boşuna suçlamayın konu komşunuzu, yakınlarınızı ve dostlarınızı. Büyü falan yok, kendi ihmal ve kusurlarınız var. Yapılan büyüden dolayı hanımı evi terk ettiğini söyleyen bir bey:
 
– Ne olur büyüyü boz, sihiri çöz, bunu ancak sen yaparsın, diye ısrarda bulundu. Ben de:
 
– Büyü yapılan hanım evi terk ederken bir bahane ileri sürer, bu bahane ile evi terk eder, seninki ne bahane ileri sürdü, onu söyle, dedim. Söylemek istemedi. Israr edince baklayı çıkardı:
 
– Güya ben akşamları işimden çıkınca hemen eve gelmiyor da meyhaneye uğruyor, iki tek atıyormuşum.  Zaten ben de bu itirafı bekliyordum. Hemen çareyi gösterdim.
 
– Tamam, dedim, işte büyü de, büyü yapan da açıklandı. Büyüyü sen yapıyorsun meyhaneye gitmekle. Büyün de oradaki içkin. Çözmek istiyorsan akşamları işinden doğruca evine gel, meyhaneye uğrama. Göreceksin ki büyü derhal bozulmuş, sihir de hemen çözülmüş.
 
2005-10-25
Ahmet Şahin 


-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 28-Mayıs-2009 Saat 17:26
Büyü, Keramet ve Mucize Arasındaki Fark
 

Büyü, Keramet ve Mucize Arasındaki Fark

Keramet haktır iddia olmadan, "sana keramet gösterirsem inanır mısın?" v.b. gibi iddialar olmadan, Allah (c.c.)'ın salih kullarının elinde meydana gelen harikulade ve görülmemiş işlere keramet denir ki, ayet ve hadis ile sabittir, inkarın da yolu yoktur. Meryem (r.anha)'in kıssası, Ashab-ı Kehf'in kıssası gibi. Bunların hepsi tabi oldukları peygamberlerin mucizelerinden bir şubedir. O peygambere son derece tabi oldukları için Allah-u Teâlâ onların elinde böyle haller gelmesini yaratmıştır.

Bu ümmetin büyüklerinin Efendimiz (s.a.v.)'e tabi olmaları ile onun mucizesinden ve ona uymak ile çok kerametler zuhur etmiştir ki, diğer ümmetlere nisbetle çok fazladır. Hz. Ebubekir, Hz. Osman, Hz. Ali ve diğer sahabelerden bu tür haller zuhur etmiş hatta, Efendimiz ile otururlar iken Cebrail (a.s.)'ı bile görmüşler, efendimize soru sorup, cevabını biliyormuş gibi tasdik ettiğini dinlemiş ve müşahade etmişlerdir.

Kur'an-ı Kerim'de bir âyet-i kerimede Allah-u Teâlâ mealen şöyle buyuruyor; "Her ne zaman Zekeriya mihraba girse, onun (Maryem'in) yanında rızık bulurdu" . Müfessirler buyurdular ki, Zekeriya (a.s.) Meryem validenin bulunduğu yere girdiği zaman, yaz günleri kış meyvesi, kış günleri yaz meyvesi bulurdu. Bu ayet kerameti inkâr edenlere karşı bir delildir. Bir başka âyette ise; "Biz onları (Ashabı Kehf'i) bir sağa bir sola döndürürüz. Köpekleri de giriş yerinde ayaklarını uzatmış durumdadır" buyurulmaktadır.

Süleyman (a.s.)'ın veziri Asaf'ın kerameti de Kur'an ile sabittir ki, Asaf peygamber değildir. Süleyman (a.s.), "Belkıs'ın köşkünü en kısa zamanda bana kim getirecek?" diye sordu. Cinlerden bir ifrit (kötü cin), "sen makamından kalkmadan önce ben onu sana getiririm" dedi. "Bunu yapmaya gücüm yeter ve ben güvenilir (kimse)yim" dedi.

Yanında kitaptan bir ilim bulunan kimse de (Asaf İbni Barhiya), "Sen gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm" dedi. Süleyman (a.s.) tahtı yanına yerleşmiş görünce, "bu Rabbimin lütfudur" dedi.

Meryem validenin, Asaf'ın ve Ashab-ı Kehfin kerametleri Kur'an ile sabittir. Ashab-ı Sahra ve Cürec Rahib'in kıssaları ise hadis ile sabittir.

Ebu Hureyre (r.a.) rivayet ediyor: "Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur. "Güreye adında mücahede ehli bir rahip vardı. Annesi ona uzun namaz kılması sebebi ile bir türlü görüşüp; konuşmadığı için kızardı. Allah (c.c.)'a onu rüsvay etmesi için dua eti. Kötü yollu bir kadın vardı. Cüreyc'i yoldan çıkaramayınca, bir çobandan hamile kaldı ve bu haberi etrafa çocuk Cüreyc'den diye yaydı. Halk Cüreyc'in ibadet yerine

geldi. Cüreyc'i zamanın padişahına götürdüler. Güreye, padişahın huzurunda çocuğa şöyle dedi. "Ey çocuk senin baban kimdir?" Çocuk Allah'ın izni ile dile gelip şöyle dedi: 'Anam sana iftira etti benim babam bir çobandır.'"

Yine Efendimiz (s.a.v.) geçen ümmetlerin kıssalarından birini anlattı, özet olarak şöyle; üç kişi bir mağaraya girdi, gece mağaranın kapısına bir taş yuvarlanıp kapıyı kapattı. Kendi aralarında şöyle dediler. "Bizi beladan iyi amellerimiz kurtarır." Her biri güzel bir amelini sırf Allah (c.c.) için yaptığını söyledi ve Allah'a dua ettiler. Taş yuvarlandı ve oradan kurtuldular.

Hz. Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali Radiyallahu anhüm ecmaiyn'in kerametleri de bilinen haberler olduğu için uzun uzun yazmadık. Kerameti inkârın yolu yoktur. Ayet ve hadis ile sabittir.

Sahabeden ve tabiinden sonra da Allah (c.c.)'ın dostlarından kıyamete kadar böyle haller zuhur edebilir. Bu Allah (c.c.)'nun dostları böyle hallere peygamberlerine hakkı ile uymakla nail olurlar. Eğer peygambere uymak olmadan harikulade bir hal zuhur etmiş ise o fitnedir, istidraçtır. Keramet değildir. Resulullah (s.a.v.)'e uymadan harikulade halleri olan, Allah (c.c.)'in dostu değil, şeytanın dostudur. (Allah (c.c.)'e sığınırız).

Ibni Kesir şöyle dedi; "Sahih bir şeklide Allah ve Resulünün emirlerine imtisal edip yasak etitiği işlerden sakınanların harikulade halleri Allah (c.c.)'ın o salih insanlara hibesi ve kerametidir. Bu sihir değildir. Eğer Allah (c.c.) ve Rasulü (s.a.v.)'nün yoluna uymak yoksa, o haller onun eşkıyalığındadır. Onun için kötü bir haldir. (İbni Kesir tefsiri)

Salih kulların kerametinin sebebi iman ve takvadır. Şeytanî hallerin sebebi ise Allah (c.c.) ve Rasulünün yasakladığı işler yapmaktır.

Allah (c.c.)'ın dostunun kerameti, iddia olmadan kendisini meşhur etmek için "beni tanıyın ben şöyle şöyle yaparım, ben Allah'ın halis kuluyum" demeden, "gaybı bilirim" gibi iddiaları olmadan, bazen elinde zuhur eden harikuladeliklerdir ki her istediği zaman bu hale sahip değildir.

Kendisinin tanınmasını, büyük adam olduğunun bilinmesini, gaybi haberleri iddia gibi şeyler, kahinlerin işidir. Efendimiz (s.a.v.)'in vasfettiği gibi, bir doğrunun yanına yüz yalan ilave ederler. Gaybi haberler bildiklerini söyleyerek velayet iddia ederler. Bu Allah (c.c.)'ın dostlarının işi değildir, şeytanın dostlarının işidir. Çünkü Allah (c.c.) Kur'an'ın da, "Kendinizi övüp temize çıkarmayın çünkü o kendisinden korkanı, takva sahibi olanı daha iyi bilir" Necm:32 buyurmuştur.

Allah (c.c.)'ın dostları kendilerini çok aşağı görür, Rablerinden korku ile yaşarlar. Bunlar nasıl "ben gaybı bilirim, beni tanıyın, ben evliyalardanım" diyebilir?

Hasılı kelam mucize bir iddia ile karşısındakini aciz bırakmak için peygamberlere verilmiş harikuladeliktir ki, peygamberler için bu vaciptir. Keramet ise Allah (c.c.)'ın dostlarından peygambere uymak bereketi ile hasıl olur ki; sebebi iman ve takvadır. Sihir; fasık, günahkar ve Allah'a isyan edenden sadır olur ki; sebebi Allah (c.c.) ve Rasulünün yasakladığı işleri yapmaktır. Öğrenmek, öğretmek ve tatbik cihetinden de mucize ile kerametten ayrıdır.



-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 28-Mayıs-2009 Saat 17:33
Büyü Kimlere Zarar Veremez?
 

Büyü Kimlere Zarar Veremez?

Şeytan hiç bir zaman insanların huzur içinde, mutlu bir hayat geçirmelerini istemez. İstediği tek şey vardır; bütün insanları kendisiyle birlikte cehenneme sürüklemek. Bunun için de elindeki bütün imkânları seferber eder. İnsanları kandırmak için her türlü hileye başvurur.

Büyü de; şeytanın bu hilelerinden biridir. Şeytanın insanları bu dünya hayatında mutsuz etmek ve kendisiyle birlikte cehenneme götürmek için kullandığı korkunç bir tuzak. Şeytanın bir ilmi; büyü, sihir ve hüddam…

Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’de bizlere büyünün var olduğunu ifade ediyor ve Kur’ân-ı Kerim âyetleri gereğince büyünün Allahû Tealâ tarafından kesinlikle yasak edildiğini görüyoruz.

2/BAKARA-102: Vettebeû mâ tetluş şeyâtînu alâ mulki suleymân(suleymâne), ve mâ kefere suleymânu ve lâkinneş şeyâtîne keferû yuallimûnen nâses sihrâ, ve mâ unzile alel melekeyni bi bâbile hârûte ve mârût(mârute), ve mâ yuallimâni min ehadin hattâ yekûlâ innemâ nahnu fitnetun fe lâ tekfur, fe yeteallemûne minhumâ mâ yuferrikûne bihî beynel mer'i ve zevcih(zevcihî), ve mâ hum bi dârrîne bihî min ehadin illâ bi iznillâh(iznillâhi), ve yeteallemûne mâ yedurruhum ve lâ yenfeuhum, ve le kad alîmû lemeniş terâhu mâ lehu fil âhireti min halâ(halâkın), ve le bi'se mâ şerav bihî enfusehum, lev kânû ya'lemûn(ya’lemûne).

Süleyman'ın mülkü üzerine onlar, şeytanların okuduğu (anlattığı, tilâvet ettiği) şeylere uydular (tâbî oldular). Oysa Süleyman, (sihir yapmadı ve) kâfir olmadı. Fakat şeytanlar, insanlara sihri öğretmekle kâfir oldular. Babil (şehrin)deki iki melek (olan) Harut ve Marut'a indirilen şeyleri (öğretiyorlardı). Oysa onlar: "Biz (im bilgimiz, sizin için) sadece bir fitne, bir imtihandır. Sakın (sihir ilmini öğrenerek) kâfir olmayın." demedikçe hiç kimseye bunu öğretmezlerdi. O zamanlar (sihir meraklıları ve onu geçim vasıtası yapanlar) o ikisinden erkek (koca) ile karısının arasını açacak şeyler öğreniyorlardı. Halbuki onlar, Allah'ın izni olmadan onunla (sihirle) hiç kimseye zarar veremezlerdi. Zaten onlar kendilerine fayda verecek şeyleri değil, zarar verecek şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun ki; onlar onu (sihri ve ona ait bilgileri) satın alan (ve onunla çıkar sağlayan) kimse için ahirette bir nasip olmadığını bilirlerdi. Kendi nefslerini, onunla ne kötü bir şeye sattıklarını onlar keşke biliyor olsalardı

113/FELÂK-1: Kul eûzu bi rabbil felak(felakı).
De ki: "Sabahın Rabbine sığınırım."

113/FELÂK-2: Min şerri mâ halak(halaka).
Yarattığı şeylerin şerrinden.

113/FELÂK-3: Ve min şerri gâsikın izâ vekab(vekabe).
Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden.

113/FELÂK-4: Ve min şerrin neffâsâti fîl ukad(ukadi).
Ve min şerrin neffâsâti fîl ukad(ukadi).

113/FELÂK-5: Ve min şerri hâsidin izâ hased(hasede).
Ve hased ettiği zaman hasetçinin şerrinden.

Şeytanın ilmini temsil eden büyü, hüddam ve fal okları Peygamber Efendimiz(S.A.V)’in dönemine kadar da insanlar tarafından en üst boyutta kullanılıyordu.

Şeytanın bu ilmi insanlara sadece zarar verir. Şeytanın tesiri altındaki insanlar, şeytandan yardım alarak bu ilmi, başkalarına zarar vermek için kullanırlar. Amaçları onları mutsuz etmektir. Çünkü şeytan onları bu istikamette kumanda eder. Onlar şeytanın da yardımıyla, birbirleriyle iyi anlaşan insanların arasını açmak, evli çiftleri birbirinden ayırmak, insanların hastalanmasını, sıkıntı çekmesini sağlamak gibi birçok kötülüğü yapabilirler. Bugün şeytanın bu ilmi sebebiyle, hayatını inanılmaz işkencelerle geçiren yüzlerce, binlerce insanın var olduğunu görüyoruz. Ne yazık ki insanlar bu korkunç ilmin onları cehenneme götüreceğinin farkında bile değiller. Şeytanın etkisiyle para karşılığında insanlara büyü yapıyorlar. Bu ilmi kullanarak kendilerine çıkar sağlıyorlar.

7/A’RAF-16: Kâle fe bimâ agveytenî le ak'udenne lehum sırâtekel mustekîm(mustekîme).
(İblis:) "Bundan sonra, beni azdırman sebebiyle, mutlaka Senin Sıratı Mustakîm’ine onlara karşı (mani olmak için) oturacağım." dedi.

7/A’RAF-17: Summe le âtiyennehum min beyni eydîhim ve min halfihim ve an eymânihim ve an şemâilihim, ve lâ tecidu ekserehum şâkirîn(şâkirîne).
Sonra, elbette onlara, önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından geleceğim ve onların çoğunu şükreden bulmayacaksın.

Şeytanın insanları bu dünyada mutsuzluğa, ahrette ise cehenneme götürecek olan bu ilminin yanı sıra bir de Allah’ın ilmi vardır. İnsanları yalnızca mutluluğa, huzura götüren bir ilim. İki yol vardır: Birincisi Allah’ın yolu, ikincisi şeytanın yolu. Ve iki kulluk söz konusudur; Allah’a kul olmak, şeytana kul olmak. İnsanlar ya şeytana kul oluyorlar ya da Allah’a kul oluyorlar.

2/BAKARA-256: Lâ ikrâhe fiddîni kad tebeyyener ruşdu minel gayy(gayyi), fe men yekfur bit tâgûti ve yu’min billâhi fe kadistemseke bil urvetil vuskâ, lenfisâme lehâ, vallâhu semîun alîm(alîmun)
Dînde zorlama yoktur. Andolsun ki; irşad (hidayet yolu; Allah’a ulaştıran yol), gayy (dalâlet yolu; şeytana, cehenneme ulaştıran yol)dan açıkça (ayrılıp) ortaya çıkmıştır. O zaman; kim tagutu (şeytanı ve şeytana ulaştıran yolu) inkâr edip de Allah’a îmân ederse (mü’min olursa) (Allah’a ulaştıran yolu tercih ederse), artık andolsun ki; o, (Allah’tan) kopması mümkün olmayan (sağlam bir kulba) urvetül vuskaya (mürşidin eline) (tutunup) yapışmıştır. Allah SEMΒun ALÎM’dir.

Büyü ile uğraşanlar; şeytanın adımlarına tâbî olarak ona kul olanlardır.

51/ZARİYAT-56: Ve mâ halaktul cinne vel inse illâ li ya'budûn(ya'budûni).
Biz, insanları ve cinleri başka bir şey için değil; Bize, kul olsunlar diye yarattık.

36/YASİN-60: E lem a'had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta'buduş şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn(mubînun).
Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki; o (şeytan), size apaçık bir düşmandır.

36/YASİN-61: Ve eni'budûnî, hâzâ sırâtun mustekîm(mustekîmun).
Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır.

Büyüyü yapmak da, yaptırmak da Allah katında çok büyük suçtur. Büyü yapanların, büyüye ait bilgileri satın alan ve onunla çıkar sağlayan kimselerin ahrette bir nasibi olmadığını belirtiyor Allahû Tealâ. Onlar cehennemin en aşağı katına gidecek olan onlardır.



-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 28-Mayıs-2009 Saat 17:34
Büyü Nasıl Başlamıştır?
 

Büyü Nasıl Başlamıştır?

Sevgili ziyaretçiler, biliyoruz ki 2 çesit ilim var. Birincisi Allah'in ilmi. Allahu Teala her şeyi ilmiyle ve rahmetiyle kusatmiş. Herşey Allah'ın ilmiyle oluşuyor.(Mümin-7) İkincisi de zulmani ilimler.

Şeytanın karanlık ilmi. Zulmani ilmin başlangıcı yaradılışa kadar dayanıyor. Indi ilahide Adem A.S. yaratıldıktan sonra secde emri geliyor ve melekler, cinler secde ediyorlar. İblis mustesna. Harut' la Marut isimli 2 melek "Sen emrettin, biz de secde ettik. Biz bunun gerçek anlamını kavrayamadık. Biz onun yapamadığı şeyleri yapabiliriz. Biz ondan üstün değil miyiz?" diyorlar. Allah'u Teala "Hayır siz ondan üstün değilsiniz" diyor. Melekler de "Biz buna inandik ama neden üstün?" deyince Allahu Teala "Biz ona nefs verdik. O nefsi ile cihadini kazandığı an sizden üstün olacaktır. Kazanamasaydı sizden daha geride olacaktı" buyuruyor. Iki melek de "Hz.Adem'i ustun kilan bu nefs mi? Oyleyse bize de ver.Biz sana ustun oldugumuzu ispat edelim " diyorlar.Allahu Teala da "Siz nefsle yapamazsınız, başaramazsınız" diyor.İki melek de ısrarla nefsleri istiyorlar ve Allahu Teala da "Peki nefsi size verdim. Serbest iradenizle şimdi inin aşaği" diyor. Bu olaylar sırasında dünya uzerinden uzun yıllar geçiyor ve Babil sehrine Harut'la Marut isimli iki melek iniyor. Bir kadina nefsleri sebebiyle kötü bir şey yapıyorlar ve kadının eşi öfkelenince iki melek eşini öldürüyor. Bu olay iki aylık sure içinde gerçekleşiyor. İki melek nefsleri ile yaşamaya iki ay dayanabiliyorlar. Bu iki ay icerisinde Harut'la Marut oradaki insanlara buyüyü, hüddamı, karı-kocanın arasını açacak şeyleri anlatmişlar. Ama anlatmadan önce "Sakın bunu öğrenmeyin, bu sizin için imtihandır. Bize kalsa biz bunu öğretmeyiz. Bunu öğrenen mutlaka kafir ve cehennemlik olur." dedikten sonra anlatmışlar. Buyu olayi böylece başlamiş.

BU BUYU OLAYINI ANLATAN KURAN-I KERIM'DEKI AYET HANGISIDIR?

Bakara Suresi 102. Ayet-i Kerime anlatıyor. -

2/BAKARA-102: Vettebeû mâ tetluş şeyâtînu alâ mulki suleymân(suleymâne), ve mâ kefere suleymânu ve lâkinneş şeyâtîne keferû yuallimûnen nâses sihrâ, ve mâ unzile alel melekeyni bi bâbile hârûte ve mârût(mârute), ve mâ yuallimâni min ehadin hattâ yekûlâ innemâ nahnu fitnetun fe lâ tekfur, fe yeteallemûne minhumâ mâ yuferrikûne bihî beynel mer'i ve zevcih(zevcihî), ve mâ hum bi dârrîne bihî min ehadin illâ bi iznillâh(iznillâhi), ve yeteallemûne mâ yedurruhum ve lâ yenfeuhum, ve le kad alîmû lemeniş terâhu mâ lehu fil âhireti min halâ(halâkın), ve le bi'se mâ şerav bihî enfusehum, lev kânû ya'lemûn(ya’lemûne).

Süleyman'ın mülkü üzerine onlar, şeytanların okuduğu (anlattığı, tilâvet ettiği) şeylere uydular (tâbî oldular). Oysa Süleyman, (sihir yapmadı ve) kâfir olmadı. Fakat şeytanlar, insanlara sihri öğretmekle kâfir oldular. Babil (şehrin)deki iki melek (olan) Harut ve Marut'a indirilen şeyleri (öğretiyorlardı). Oysa onlar: "Biz (im bilgimiz, sizin için) sadece bir fitne, bir imtihandır. Sakın (sihir ilmini öğrenerek) kâfir olmayın." demedikçe hiç kimseye bunu öğretmezlerdi. O zamanlar (sihir meraklıları ve onu geçim vasıtası yapanlar) o ikisinden erkek (koca) ile karısının arasını açacak şeyler öğreniyorlardı. Halbuki onlar, Allah'ın izni olmadan onunla (sihirle) hiç kimseye zarar veremezlerdi. Zaten onlar kendilerine fayda verecek şeyleri değil, zarar verecek şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun ki; onlar onu (sihri ve ona ait bilgileri) satın alan (ve onunla çıkar sağlayan) kimse için ahirette bir nasip olmadığını bilirlerdi. Kendi nefslerini, onunla ne kötü bir şeye sattıklarını onlar keşke biliyor olsalardı.

Rabbimiz Hz.Süleyman'ın emrine cinleri vermiştir.Hz.Süleyman birçok cinleri Allah'ın izniyle işlerde, hatta ev yaptırmada kullanmıştır. Ama onları kullanarak hiç büyü yapmamiştır. Ne peygamberler ne de Allah dostları büyü ile hiç ilgilenmezler. Hz.Süleyman öldüğünde, çalışan cinler onu olduğunu farketmediler. Ta ki böcekler onun asasını kemirip de düsünce, ancak o zaman anlayabildiler.

AYETTE "ALLAH'IN IZNI OLMADIKCA ONUNLA (SIHIRLE) HICKIMSEYE ZARAR VEREMEZLERDI" HANGI ANLAMA GELIYOR

" Büyünün yapılabildiği insanlar var, yapılamadığı insanlar var. Büyünün yapıldığı insanlar Allah'a ulaşmayı dilemeyen ve mürşidine ulaşmayan insanlar. Oysa Allah'a ulasmayi dileyerek mursidine tabi olanlar başlarının üzerine Allah'ın gönderdiği Devrin İmamanın Ruhunu taşıyanlardır. Bu ruhla şeytanın insanlara musallat olmasına ve buyunun tesirine mani olur. Muhakkak ki Allah her şeye kadirdir.



-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 28-Mayıs-2009 Saat 17:35
Büyü Nasıl Teşhis Edilir?
 

Büyü Nasıl Teşhis Edilir?


 Sihir ancak alametlerinden anlaşılır ve ona göre tedavi edilir. Hasta sebepsiz yere baş ağrısı çeker, sebepsiz yere ağlar, sihir çözen ayetler okununca ağlar; bazen de görünür hiçbir alamet olmaz...
 
Uykuda Gözüken Rahatsızlıklar
 
* Uzun zaman sağa sola dönme, uyuyama. Ancak iyice dinlendikten sonra uyuyabilme
 
* Sebepsiz yere üzüntü, gece boyunca devamlı  sıkıntı
 
* Bazı insanları görünce onlardan sıkılma, korkma, bir yerde bekleme ve yardım görememe
 
* Çok korkunç rüyalar görme
 
* Dişlerini sıkma
 
* Uykuda çok ağlama, gülme veya çığlık atma
 
* Yüksek bir yerden düşüyor gibi olma
 
* Garip insanlar görme
 
 
Uyanık Halde Görülen Rahatsızlıklar

* Sebepsiz yere baş ağrısı
 
* İbadet etmede zorlanma
 
* Beyin yorgunluğu
 
* Kasılma ve sinirlenme
 
* Tembellik
 
* Doktorların sebep bulamadığı ağrı ve sancı
 
Ancak, bunlara bakıp  da herkes kendisini büyülenmiş  sanmasın.
 
Kaynak : Doğu ve Batı Kaynaklarına Göre Büyü, Giovanni Scognamillo & Arif  Arslan, Karizma Yayınları,  2000

Gizliilimler Yorumu: Bu gibi belirtiler, birçok psikolojik hastalıklarda görülebilir özelliklerdir. Cindarlar ve kendilerini medyum ya da kahin olarak tanıtan bu insanların çoğu şarlatandır ve sizdeki psikolojik rahatsızlıkları "sizde büyü var" palavrasıyla sizi aldatmak ve istismar etmek için kullanmaktadırlar. Bu insanlar, dikkat ederseniz az çok insan psikolojisi okumuştur. Bu yüzden bu makaleyi GÜVENİLİR OLARAK GÖRMEMENİZİ şiddetle tavsiye diyorum. Sizin çözümünüz bu gibi şarlatanlarda değil, sadece uzman bir psikolog desteği ile mümkün olabilir.

Gizli İlimler 15 Haziran 2008


-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 28-Mayıs-2009 Saat 17:40
Büyücü ve Şeytan İlişkisi
 

Büyücü ve Şeytan İlişkisi

KAYNAK #1

Büyücüler eşlerin arasını bozmak, ehli kuvvetlerini sarsmak, güçten düşmelerini sağlamak veya dalgın hale getirmek, erkekle kadını bağlamak veya ayırmak, yangınlar çıkarmak, ticareti bozmak, ürünlere zarar vermek, hayvanları telef etmek, alışverişlerin zararla sonuçlanmasını sağlamak gibi yıkıcı ve fesat çıkarıcı islerle uğraşırlar. Şeytanin hizmetinde çalışan erkek ve kadın büyücüler, hizmet sürelerine ve liyakatlerine göre iblis devletinde belli bir makam ve dereceye sahip olurlar. Kendilerinden bile olsa hiç kimseye inanıp güvenmezler.

Büyücü, amacına ulaşabilmek için şirk içeren birtakım Ayinlerde bulunarak cinden yapılmasını arzu ettiği şeyi talep eder. Bu herhangi bir insana eziyet edilmesi olabilir. Cini, bu amaçla o kimseye giderek onun bedenine nüfuz eder ve acı vermeye ve büyücünün onunla ile ilgili isteklerini gerçekleştirmeye başlar. Bu nedenledir ki, Allah’ın izni ile bu cini bedenden kovulduğu takdirde büyü de O'nun izniyle geçersiz olacaktır.

Büyücü, harcadığı onca çabaya, şeytani talimatları yerine getirme konusunda gösterdiği özveri ve fedakarlığa, şeytani memnun etmek islediği suç, cinayet ve günahlara canını, malını ve sahip olduğu herşeyi karşılık beklemeden şeytana satmasına rağmen tüm bu caba ve özverisinin karşılığı kesinlikle bununla orantılı olmaz. Çünkü büyücünün yaptığı büyüler kesinlikle süreli olmaz. Bu süre içinde bozulup etkisini yitirir. Büyüler arasında kısa süreli, 3 gün sureli,haftalar,aylar hatta yıllar boyunca etkili olanları vardır. Bu süre tamamen büyü yapan ve ona yardım eden şeytan yoldaşının konum ve gücüne bağlıdır. Tabii büyüde kullanılan malzemelerin de bunda etkisi olur.

Bazı büyücüler uyuşturucu, aklı baştan giderici ve sarhoş edici maddeler kullanarak büyü yaparlar. Örneğin eşek beyni bu maddelerden biri olup ondan yiyen kimsenin aklında uyuşma ve zekasında gerileme olur.

ŞEYTANIN TUZAĞI NEDİR?

Yaptığı büyünün uzun süreli olmasını isteyen büyücü onu tekrar etmelidir. Aslında bu da şeytanin bir tuzağıdır. Şeytan bu tuzak sayesinde büyücünün sürekli kendi peşinden koşmasını ve yardım dilenmesini sağlar. Nitekim büyücünün başarıya ulaşabilmesi için omur boyu şeytanın yardim ve desteğine ihtiyacı vardır. Karşılığında hiçbir şey istemeksizin ona gönüllü olarak köle olmayı kabul etmiştir.

Şeytan, sözlerini tutmaya yetkin bir varlık değildir. Çünkü o aldatıcı, iki yüzlü, yalancı ve sahtekardır. Kurnazlık,ihanet ve kötü niyetlerin somutlaştığı bir varlıktır. Hiçbir zaman bununla yetinmez. Büyücüyle sözleşme yaparak canını ve malını yaşarken ve ölümünden sonra şeytana verdiğini ikrar ettirir. Ölümünden sonra sahip olduğu varlık şeytanın kontrolüne geçer. Eğer büyücünün eşi ve çocukları varsa onların başına inanılmaz olaylar ve hastalıklar gelir ve miras kalan mal varlığı tamamen tükenip gider. Eğer bekar ise şeytan onun malını içki ve kumarla tüketecek birini bulur ve mirasın yok olup gitmesini sağlar. Tarihte yaptığı büyülerle servet sahibi olmuş hiçbir büyücü görülmemiştir. Aksine yoksul, hasta ve kederler içinde ölmüşlerdir.

ŞEYTANA KUL OLUNUR MU?

Şeytanın büyücü kuluna aşıladığı en önemli sıfat kuşkudur. Herşeyden kuşkulanır. Hiç kimseye güvenmez, inanmaz. Şeytan büyücünün kalbine kuşku hissini öyle bir ekmiştir ki, çalışırken sürekli şeytanı anmak, öne tevessülde bulunmak ve ona yönelmek ihtiyacını duyar. Bu da şeytanla olan bağını perçinler. Büyücü, geçen yıllar içinde sabah-akşam şeytanı zikreden, onu kalbinden, beyninden ve fikrinden çıkarmayan aşağılık bir köleye dönüşür. Şeytana kul-köle olur.

Oysa Allahu Teala O'na yönelmemizi ve O'na kul olmamızı emrediyor.
Şura-13- Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîh(fîhi), kebure alel muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).

Dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiğimiz (farz kıldığımız) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi sana da vahyederek, size de şeriat kıldık. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine hidayet eder (ulaştırır).

36/YASİN-60: E lem a'had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta'buduş şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn(mubînun).

Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki; o (şeytan), size apaçık bir düşmandır.

36/YASİN-61: Ve eni'budûnî, hâzâ sırâtun mustekîm(mustekîmun).

Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır.

Allahu Teala bütün Sahabe'nin bunu yaptığını söyluyor. İşte

ZUMER-17- Vellezînectenebût tâgûte en ya'budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ,fe beşşir ıbâd(ıbâdi).

Onlar ki: Taguta (insan ve cin şeytana) kul olmaktan içtinab ettiler (kaçındılar)çünkü Allah'a yöneldiler.(Allah'a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!

Bütün sahabe Allah'a ulaşmayı dileyerek O'na yönelmişler ve şeytana kul olmaktan kaçınmışlar. Rabbimiz de onları kulluğa kabul ederek hem dünya hem de cennet müjdesiyle mükafatlandırmış onları.

Allahu Teala bizleri sadece O'na kul olalım diye yaratmış bizleri. Zariyat- 56 böyle buyuruyor:

ZARIYAT-56- Ve mâ halaktul cinne vel inse illâ li ya'budûn(ya'budûni).

İnsanları ve Cinleri başka bir şey için değil, sadece BANA KUL OLSUNLAR diye yarattım.

Allah'a kul olarak her iki cihan mutluluğunu yasamak varken, şeytanın elinde oyuncak ve mutsuz olmak NİYE?

 

KAYNAK #2

Sihir yapabilmek için habis bir nefis sahibi olmak gerekir. Çünkü şeytandan yardım alabilmek ve onunla münasebet kurmak için habis olmak başka bir deyişle şeytanlaşmış olmak gerekir.

Evvela sihirbazın şeytan ile arkadaş olması için bazı şirk'i ve küfrü gerektiren hallerde bulunması lazım ki şeytan ona yardım etsin. Sihirbaz müşrik veya kafir olduğu zaman, şeytan onu sever beğenir, ve ona hizmet eder. Şu gerçek bilinsin ki şeytan bir sihirbaz, kafir veya müşrik olmadan veya büyük bir günah işlemeden ona yardım etmez. (Mahremi ile zina gibi v.s.) Sihirbaz küfre düştüğü zaman şeytan onu seviyor ve ona hizmet ediyor. Geçmiş bazı olaylardan haber veriyor. Bazı harikulade görülmemiş işlerin olmasına sebep oluyor, iki kişinin arasının açılmasına, veya birbirlerini şiddetli bir şekilde sevmeye veya karı kocanın birbirleri ile beraber olmalarına mani olmağa... v.b. şeyler yapmaya başlıyor. Gittikçe küfür bataklığına düşüyor. Bu haller ona zevk veriyor. Artık iman etmesi veya tevbe etmesi zorlaşıyor. Çoğu da bu hal üzere kafir olarak ölüyor. ALLAH'a sığınırız.

insanın tabiatı bozulup haramdan lezzet almağa başlayınca şeytanla irtibat kurmanın yollarını arıyor. Eğer tam küfür bataklığına düşmemiş ise cinlerden arkadaş edinip onları bazı hizmetlerde kullanacağını zannediyor. Sonunda şu yollardan birisi ile şeytanla oluyor. Fakat bu hal onun imansızlığına sebep oluyor. Bu tür insanlar dünyanın en sefil en huzursuz en rezil insanlarıdır, rahat uyku uyuyamaz, sıkıntıdan kurtulamazlar. Üstelik evlatları ve ailesi de devamlı rahatsızlık içindedirler. Sihirbazlar arasında şeytanla irtibat şu yollardan biri ile oluyor ki bunların hepsinde de sihirbaz açık bir küfre düşüyor, insanlar bu tür sihirbaz ile Kur'an ehlini birbirinden ayırt edemiyor.

Bazen o sihirbazın yanına gittiğinde kendisine Kur'an ile ilaç yaptığını zannediyor. Onun için bu yolları izah edeceğim ki hak batıldan ayrılsın.

1) Bu usulde sihirbaz Kur'anı necis bir şey ile yazar veyahut yazdığı Kur'anı necis bir şey ile siler şeytan o insana gelir, Kur'andan şu ayet veya sureyi hayız kanı ile yazması karşılığında ona yardımcı olacağını söyler. Mısır'da tevbe etmiş sihirbazlardan bir tanesine sihrinde nasıl başarılı olduğunu sorarlar, o da: "Ben yasin'i bir tabağa yazar sonra o yazıya bevl eder o sidik ile yazıyı silerdim. Bu şekilde sihrimde başarılı olurdum" der. Bu usuller şüphesiz küfürdür. Kur'an'dan bir ayet veya bir sure ile alay etmek şüphesiz küfürdür.

Kardeşlerimizden de bazıları sidik ile sihrin çözüleceğini zannederek eve kapılara domuz yağı sürülmüş o da sidik ile çözülür. Sidik ile kapıyı yıkayın diyorlar. Hatta sidik içenler olduğunu duyduğum için üzülerek yazıyorum, ve bu tür insanların bu tür hatalara düşmemelerini temenni ediyorum. Ve diyorum ki;

Efendimiz (s.a.v.)'in yolundan ve ona hakkı ile tabi olanların yolundan başka şifa yoktur.

2) Bu usulde ise şeytan, sihirbazdan kendisi için bir hayvan kesilmesini ister. Bu da ekseri olarak siyah tavuk olur. Bu tür olanlardan bazılarına şahit oldum ki siyah tavuk istiyorlar. Veya başka bir hayvan, fakat siyah rengi tercih ediyorlar. Sihirbaz bu hayvanı besmele çekmeden kesiyor. Kanından da hastayı atlatıyor. Sonra o hayvanı harabe bir eve veya mekana attırıyor. Çünkü, şeytanlar böyle mekanları sever. Orada yaşarlar. Sonra da şirk ve küfrü gerektiren azimet okuyor. Cinnin de istekleri yerine geldiği ve o hibis'i sevdiği için artık onun isteklerini yerine getiriyor. Bu sihirbaza giden insan eğer cahil olur ise bunda pek sakınca göremiyor. Hatta sihirbaz bile küfre düştüğünü bilemiyor. Cin ile irtibat kurmak için küfür ve şirk gerektiren azimetler okuyor... ALLAH (CC)dan gayrisi için, cin için o hayvanı kesiyor ve böylece helak oluyor nitekim. Rasulullah (SAV), "Kim ALLAH (CC)dan başkası için keserse ALLAH (CC) Ona lanet etsin." buyuruyor. (Müslim)

3) Bu usulde ise herhangi bir kadın ile erkeğin birbirlerini sevmeleri ve ayrılmaları, veya kadın veya erkeği bağlamak, annesini babasını kötü göstermek, işini kötü göstermek için yapıyor. Bunu da yaparken karanlık bir odaya giriyor. Perdeleri kapatıyor, ışıkları söndürüyor. Eğer muhabbet için yapıyor ise güzel kokulu buhur yakıyor. Mesela; anber, günlük, cavi vb... Eğer ayrılık için yapıyorsa kötü kokulu buhur yakıyor. Ve bu işleri cünüp olarak yapıyor. Hatta bu işleri yaptıran kadın ile zina ediyor. Sonra cinlerin reislerine tapınır gibi tazim edip azimet okuyor. Bu okuma esnasında yanında siyah bir kedi beliriyor. Bazen bir ses duyuyor herhangi bir şey görmüyor. Sonra o şeytana emrediyor. O şeytan da yapabilirse sihirbazın dilediğini yapıyor.

(4.) Usulde ise sihirbaz küfrün en kötüsü ile küfre düşer. Sonra şeytanın arkadaşlarından, dostlarından ve sevdiklerinden olur. Şöyle ki; sihirbaz Kur'an'ı alır helaya girer Kur'an'ı ayaklarının altına koyar, veya üstüne oturur. Küfre açık olan tılsımlar okur. Sonra çıkıp bir odaya girer. Artık şeytanın sevdiklerinden olmuştur. Beykoz'da bir melun sihirbaz var. Onun yanma hoca diye tedavi için gidiyorlar. Onun kendi itirafı şöyle "Ben Kur'anı kıçımın altına alıp oturuyorum. Benim cinlerim bana o zaman yardım ediyorlar." diyor. Sen nasıl bir Müslümansın ki böyle bir insanın yanına gidiyorsun...

Sonra bu insan (SAHİR) mahremi ile zina etmeden, dine iman'a sövmeden, mürted olmadan, livata veya yabancı bir kadın ile zina etmeden şeytan bununla arkadaş olmağa razı olmuyor. Yaparsa ondan razı oluyor, isteklerini yerine getiriyor.

Sonra şeytan bu sihirbaza vuruyor. Ve geceleri uyku uyuyamıyor. Hatta bazılarını felç ediyor. Bazılarıyla da alay ediyor. Çıldıracak duruma getiriyor. Şeytan bu insana çok işler yaptırıyor. Burada bir misal vereceğim gerisini siz kıyas edin. Şeytan bir erkek suretinde temesül ederek zekerini o sihirbazın ağzına, yüzüne, kulaklarına sürüyor. Bu sefer kendi kendini de kurtaramıyor. Bu tür insanların, ölümleri de çok kötü bir şekilde oluyor. Dünyada da, ahirette de perişan oluyor. ALLAH (CC) şerlerinden korusun. AMlN

5) Bu usulde ise sihirbaz, Kur'anı Kerim'den bir sureyi, harflerini tek tek olmak üzere tersten başlayarak yazmağa başlar. Ve üzerine azimet okuyarak cinle irtibat kurar.

Bu tür olanlarda bazen cin ile irtibat için şu şekilde yazıyor. Ve şeytandan yardım istiyor. Bir hasta geldi. Üzerindeki muskayı bana gösterdi. Orada "Ey iblis bana yardım et" ibaresi vardı. Hastaya söylediğimde şaşırdı. Yanımda başka Arapça bilen insanlar da vardı. Onlara bu ibareyi siz de okuyun dedim. Okudular ve şaşırdılar. Onu yazana telefon ettim tevbe etmesi için kızdı ve hatasını kabul etmedi." Uyanık olun kardeşler."

6) Bu usulde sihirbaz, baliğ olmamış bir kız çocuğu istiyor. Sonra çocuğun avucuna bir tılsım yazıyor. Bu tılsımı bazıları tırnağına, bazıları da alnına yazıyor. Bazıları ise tırnağa sadece mürekkep sürüyor. Sonra da azimet okumağa başlıyor. Sonra çocuğa ne gördüğünü soruyorlar. Çocuk bîr şey görmediğini söylüyor. Tekrar tekrar azimet okunuyor. Bazen sihirbaz okumaktan bayılacak kadar hasta düşüyor. Sonra tekrar soruyor: "Bir şey görüyor musun gelen oldu mu?" Sahir o cinne soruyor, cin cevap veriyor. Çocuk da hadiseyi anlatıyor. Bu tür bazı sihirbazlar da hastanın avucuna bakıyor. Avucunun içindeki çizgilerden geçmiş ve gelecek ile alakalı haberler veriyor. Bu haberleri verirken ona şeytan ilham ediyor. Bazıları bunun şeytandan olduğunu biliyor. Bazıları da altıncı his deyip kendisini bir şey zannedip beğeniyor. Bu tür insanlara gitmek ve haberlerine inanmak kesinlikle yasaklanmıştır.

7) Bu usulde sihirbaz, yıldızların insanlar üzerindeki tesirine inanır. Belli bir yıldıza ibadet eder ve ta'zimde bulunur. O yıldızın kendisine yardım edeceğini zanneder, ve ondan istekte bulunur. Onun bu isteğine karşı bir ruhani yıldızdan iner gibi görünür,. Aslında o yıldızın o insanın kendisine ne ibadetinden ne de istediğinden haberi vardır. Şeytan o yıldızdan iniyormuş gibi görünür, ve onun emrinde, olduğunu söyler. Sonra da onu küfür bataklığında şiddetli bir şekilde vurarak bırakıp gider. Yıldızların insanlar üzerinde hiçbir tesiri yoktur. Büyüklerinin ve küçüklerinin. Bu tür sihirbazın sihri Kur'an okunur okunmaz hemen çözülür.

icon_cool.gif Bu usulde sihirbaz, hastadan bir elbisesini ister. Bazen mendilini bazen takke veya şapkasını veyahut, o hastanın üzerinde kokusu olan herhangi bir elbisesini ister. Ve onun üzerine küfri azimetler okuyarak hasta hakkında bazı malûmatlar verir Bazen ayağını bir pamuk ip ile ölçer. Ve Kur'andan Hümeze Suresini sesli olarak okur. Sonra sessiz olarak küfri bazı azimetler okur. Sonra cinne seslenir. Eğer hastalık cinden ise ipi kısaltmasını, eğer nazar ise ipin uzamasını, eğer tıbbi ise kendi haline bırakmasını söyler. Cin de onun dediğini yapar ki cin çok yalancı olduğundan hastalar hakkında söylediğinin ancak yüzde biri doğrudur, diğerleri yalan. Bu tür sihirbazlara gidip sonra bana gelen ve tedavi ettiğim hastaların çok azında cin çarpması ve sihir alameti gördüm, diğerleri hepsi evham, vesvese çoğuna da bu vesveseleri bu tür sihirbazlar vermiş. Ve o insanın hasta olmasına sebep olmuşlardır. Sağlam insan bu tür sihirbaza gidip sağlam olduğu halde bir müddet sonra hasta olmaktadır. Şerlerinden ALLAH'a sığınırız.



-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 28-Mayıs-2009 Saat 17:41
Clairvius Narsisse Olayı
 

Clairvius Narsisse Olayı

ein%20BildClairvius Narsisse,1962 yılında, yanlışlıkla Haiti'nin kırsal kesimindeki "toprağın hakimleri" diye anılan bölgeye ayak bastığında, kuşkusuz başına geleceklerden haberi yoktu. Ancak birkaç gün sonra nefes alma güçlükleriyle karşı karşıya kalınca aklı başına gelmiş, "büyü" yapıldığı gerekçesiyle hastaneye başvurmuştu. Ama, hastanenin kapısından girer girmez yığılıp kalmıştı. Onunla ilgilenen biri Amerikalı, biri Haitili iki doktor ise, bir süre sonra raporlarını vermişti : "Clarvius Narsisse, saat 12.30...Vefat..."

Ne var ki aynı Clarvius Narsisse, 20 yıl sonra bir sabah, hiçbir şey olmamış gibi, sapasağlam çıkıp köyüne gelmişti. Onun ölü olduğunu söyleyen ailesi bile, böyle bir şeyin olabileceğine inanmıyordu. Doktorların raporu ise kesindi : "20 yıl önce kendisine ölü raporu yazılan Clarvius Narsisse, bütün hayati fonksiyonları çalışan bir canlıydı..."

ein%20BildYaşlı adam, birkaç yıl süren psikolojik tedaviden sonra,kendisini öldürenler hakkında dava açınca ortalık bir kez daha çalkalandı. Üstelik, bu davayı kazanmasına kesin gözle bakılıyordu. Çünkü, Haiti gibi, yasalarla geleneklerin birbirine karıştığı bir ülkede bile, ceza kanununun 249.maddesi, kişiyi ölümden ayırt edilmeyen laterjik (koma) durumuna sokan her türlü maddenin kullanımını suç kabul ediyor ve kurban gömülürse, bunu cinayet olarak değerlendiriyordu. Bu kanun maddesi, Haiti tarihinde derin izler bırakan Voodoo dininin uygulamalarına karsı alınmış bir önlemdi. Ama, Narsisse davasıyla birlikte rafa kalktığı tahmin edilen bu din, yeniden hortlamıştı. Voodoo, müritleri için "korku" nun ve "zafer"in iç içe girdiği bir yaşam tarzı...

Afrika'nın Benin Cumhuriyeti'nde konuşulan bir etnik dil olan "Fon" dilinde "voo", içe bakış; "doç" ise, bilinmeyen anlamına geliyor. Voodooistler, Tanrı "Do"ya inanıyorlar. "Evrensel nefesin efendisi" olan Tanrı Do, dolaysız olarak insanların kaderiyle ilgilenmeyecek kadar büyük bir yaratık... Bu nedenle her insan, Voodoo dininde, potansiyel bir hayvandan farksız olarak dünyaya geliyor. Başlangıçta, her insana rehber olarak bir ruh, yani "loca" veriliyor. Böylece,potansiyel olarak hayvandan farksız olan "insan", "ruhsal bir varlığa" dönüşüyor.



-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 28-Mayıs-2009 Saat 17:43
Çağdaş Dünyada Büyü
 

Çağdaş Dünyada Büyü

19. yüzyılda sanayi devrimi, bilgiye daha kolay şekilde erişebnilmesi, maddeciliğin ön plana çıkması büyücülüğü batıl inançların rafına iyice yerleştiriyor. Metafizik bir gündem varsa -ki vardır- o gündem, daha aydın, daha kültürel ve felsefi yaklaşımlarla daha çok içeriklikte, Estoizm'de odaklanıyor. İki Dünya savaşı geçiren 20.yüzyıl, oldukça şaşırtıcı -ama anlaşabilen- bir şekilde büyücülüğü yeniden gündeme getiriyor. Tahminlere göre bugün İngiltere'de beş ile on bin faal (ve yasal) büyücü vardır. ABD'de bu sayı en azından ikiye katlanıyor.

Her ne kadar Batı, büyücülüğü 16. ve  15. yüzyıllarda  arıyorsa da gerçek ve yakın kökenlerini, Prof. Margaret Murray'ın The Witch Cult in Western Europe adlı kitabında ve İngiliz Gerald Gardner'in çalışmalarında bulabilirz.

Murray'ın kuramları bugün bir hayli tartışılıyor, Gardner ise halen çağdaş büyücülüğün bir dönüm noktası sayılıyor. Her iki çizgide ise ağırlık kazanan Ak büyü ve cadıcılığın, eskilerden kalma, bir çeşit karşıt inanç, alternatif inanç ve öncü feminist hareketi olduğu düşüncesidir.

Ruhçuluk, antropoloji ve folklor ile ilgilenen emekli gümrük memuru Gardner, 70 yaşında iken yayınladığı Withcraft Today, 1954 kitabında hem Murray'ın tezine bağlanıyor hem de büyücülüğün halen mevcut olduğunu, kendinin de bir örgütün üyesi olduğunu açıklıyor. 50'li yıllarda Gardner'in yazdıkları bir çeşit zincirleme  tepki yaratıyorlar, konu ile ilgilenenler git gide artıyorlar. Ak büyüye yönelik örgütler ve bireysel çalışmalar artıyor, ayinler sürekli  düzenleniyor ve "Eski Din" 20.yüzyıla yerleşiyor.

20.yüzyılın teşkilatlandırılmış büyücülüğü Ak Büyüye odaklanıyorsa da, tercihen, kara ve kızıl tonlamalar hiç eksik değildir. Özellikle 70'li ve 80'li yıllarda Avrupa'nın birçok büyük kentinde, Londra'da, Paris'te, Milano'da mezarlıklar basılıyor, mezarlar açılıyor, tabutlar kırılıyor, cesetler, kemikler ortaya dökülüyor. İbadete kapalı, eski, kısmen yıkık kiliselerde siyah mumların ışığında ayinler düzenleniyor, kara kediler, kara horozlar kesiliyor, kanlar akıtılıyor.

Dünya'da büyücü örgütlerinin sayısı kabarıyor, dergilerde, gazetelerde büyücüler, falcılar, medyumlar sahife dolusu ilanlar veriyorlar ve televizyon ekranlarında "resmi" cadılar program yapıyorlar, kitaplarını tanıtıyorlar. Ak, kara veya kırmızı her türlü  büyücülük gündemde yerini koruyor, medyatik oluyor, şu veya bu şekilleri ile pagan gelenekleri çağdaşlaşıyor. En çok göze batan, dikkati çeken bugünün cadılarıdır: genç, güzel, alımlı ve çoğunlukta çıplak.

Ne yazık ki, toplumların birçok katmanlarında insanın en eski  devirlerinden kalma bir alışkanlık, dinlerin yasaklarına ve bilimin uyarılarına rağmen, Çağdaş Dünya da sürmektedir.

Kaynak : Doğu ve Batı Kaynaklarına Göre Büyü, Giovanni Scognamillo & Arif  Arslan, Karizma Yayınları,  2000



-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 28-Mayıs-2009 Saat 17:44
Eski Topluluklarda Büyü
 

Eski Topluluklarda Büyü

Büyü, muhtelif kavimlerde mevcuttu. Keldânîler'de, Keldânî büyüsü, her yere dağılmış olan perilerin tabiat hadiselerini vücuda getirdikleri itikadına dayanıyordu. Bazı yaratıklar şeytanî bir kuvvetle mücehhez idiler. Bununla beraber, bu kuvvet erkekten ziyade kadında bulunuyordu. Cadılar ve şeytanlar insanların bedenine girmek gücüne sahip idiler.

Mısır'da:  Musa (a.s.)'dan evvel Mısırlılar, kanunen caiz olan bir büyü kabul ediyorlardı. Ancak kanunen yasak olan büyünün her türlü icra usullerini daha az bilmez değillerdi. Sihirbazların hayata ve ölüme tasarruf ettiklerine, iyi veya kötü cinleri yardım için çağırma gücüne sahip olduklarına ve tabiat kuvvetlerini diledikleri gibi kullanabileceklerine inanıyorlardı.

Uzak Şark'ta: Çinliler büyünün her türlüsüne karşı derin bir alâka besliyorlardı. Konfüçyüs'ten önceki dönemlerde Wu denilen bir tür cadı, devletin sosyal yapısında resmi bir mevki sahibi idi. Büyü usulleri arasında geleceği bilerek geleceğe ait hususları söylemeye, cinleri uzaklaştırmaya alışıyorlardı.

Yunan-Roma'da: Görünmez kuvvetleri beşerin iradesine mahkûm kılmak sanatı, Yunan-Roma  medeniyetinde Şark'ta olduğundan daha az rağbet bulmuş değildi. Yunan sihirbazları daha çok kendilerine hizmet edebilecekleri ümidiyle yabancı ilâhlara müracaat ediyorlardı. Tesalya kıtası gizli sanatlara mensup en meşhur adamları yetiştirmekle meşhurdu. Büyü, imparator Ogüstüs zamanında, büyük bir ehemmiyet kazanmıştı.

Yahudilik'te:  Sihre itikat pek revaçta idi. Perileri davet etmek, şeytanları insanın iradesine mahkûm kılmak, her türlü harikalar, hulâsa medeniyette şöhret bulmuş itikatların bütünü Yahudilik'te mevcuttu. Yahudiler büyü formüllerinde, eski zamanlardaki geleneklerden yahut yabancı dinlerden gelen cin ve peri isimlerini almışlardır.

İslâm toplumlarında:  Müslümanlardan bazıları büyüde Yahudilerden, Suriyeliler'den, İranlılar'dan,  Keldânîler'den ve Yunanlılar'dan ders almışlardır. Tütsü, tılsım, muska, cadılık, fala bakmak vs. hep oralardan gelmiştir. Müslümanlar cinlere inandıkları için bu inanç sihre inanmaya da yolaçabiliyordu. Rasûlullah (s.a.s.) "isabet-i ayn"a, yılan sokması ve genellikle hastalıklara karşı rukyayı yani duayı caiz görmüştür. Fakat büyü ile Hz. Peygamber'in (s.a.s.) duası arasında hiçbir ilişki yoktur. Bir takım fal kitapları vardır ki kelime ve harflerin suretiyle geleceği bilmeye çalışırlar.

Batı dünyasında: Bütün milletlerin arşivleri tetkik olununca, büyüye müteallik bu türlü inançlara rastlanır. Keltler, Tötonlar, İskandinavlar, Finler, Doğu milletleriyle bu konuda bir çok esaslı benzerlikler göstermektedirler. Bugün akıl ve mantığın ilerlemesiyle büyünün ortadan kalktığına inanmak pek cesur bir davranıştır.

Kaynak: Şamil İslam  Ansiklopedisi



-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 28-Mayıs-2009 Saat 17:45
Helal Olan Sihir
 

Helal Olan Sihir

Bir kadının kocasına yapmış olduğu sihir helaldir. Şöyle ki kadın kocası eve gelmeden, evindeki malzemelerden kocasının sevdiği yemeklerden hazırlar, evi pis kokulardan temizler ve güzel kokular sürer, güzel elbiselerini giyip, süslenip, kocasını bekler, kocası eve gelince güler yüzle ve tatlı bir dil ile kocasına iltifatta bulunup gönlünü hoş eder, istemese de kocası onu yatağa çağırdığında istiyormuş gibi davetine icabet eder, sabah namazından sonra yatmışlarsa erkenden kalkar sofrasını hazırlayıp kocasını tatlı bir lisan ile çağırır, kaldırır, giderken de yolcu eder, iltifatla bulunur ise bu muamelesi ile kocasını kendine meşhur etmiş olur.

İnsan ne kadar sert mizaçlı olursa olsun bu tür davranış ile karşısındakini yumuşatır. Atalarımız ne kadar güzel demişlerdir. "Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır."

Kocasını kendisine bağlamak isteyen kadın sihrin bu çeşidine baş vursun muvaffak olacaktır. Aksinde ise, huzursuzluk ve ayrılık vardır.



-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 28-Mayıs-2009 Saat 17:49
Hz. Süleyman'a Verilen İlimler
 



Hz. Süleyman'a Verilen İlimler
 

Allah'ın ilim verdiği peygamberlerden biri Hz. Süleyman'dır. Hz. Süleyman'a verilen ilimler arasında rüzgarların emrine verilmesi, cinleri ve şeytanları kontrol edebilmesi, karıncaların konuşmalarını anlaması, kuş dilini bilmesi gibi pek çoğu daha önce kimseye nasip olmayan üstün ilimler bulunmaktadır. Allah, rüzgarı, Hz. Süleyman'ın emrine vermiş ve çeşitli işlerinde bir araç olarak kullanmasına imkan sağlamıştır:

"Süleyman için de, fırtına biçiminde esen rüzgara (boyun eğdirdik) ki, kendi emriyle, içinde bereketler kıldığımız yere akıp giderdi. Biz herşeyi bilenleriz." (Enbiya Suresi, 81)

Kuşların Hz. Süleyman'ın hizmetine verilmiş olması ve kendisine kuşların konuşma dilinin öğretildiği ise ayetlerde şöyle haber verilmiştir:

"Süleyman, Davud'a mirasçı oldu ve dedi ki: "Ey insanlar, bize kuşların konuşma-dili öğretildi ve bize her şeyden (bol bir nimet) verildi. Gerçekten bu, apaçık bir üstünlüktür." Süleyman'a cinlerden, insanlardan ve kuşlardan orduları toplandı ve bunlar bölükler halinde dağıtıldı." (Neml Suresi, 16-17)

Kuşların, diğer insanların duyamadığı özel bir dalga boyunda, kendilerine has bir konuşmaları vardır. Hz. Süleyman'a, bu özel frekanstaki konuşmayı anlayabilecek bir ilim verilmiştir. Bu, sebepler dahilinde teknolojik bir imkanla da olmuş olabilir. Hz. Süleyman, kuşların bu farklı frekanslardaki sesli iletişimini anlaması sayesinde onlara çeşitli emirler vermiş, kuşlar da onun bu emirlerini yerine getirmiş olabilirler. (En doğrusunu Allah bilir.)

Hz. Süleyman kuşları kimi zaman haber taşımada, kimi zaman da istihbarat toplamada kullanmış ve bu şekilde çok önemli sonuçlar elde etmiştir. Bu ilim, onun diğer ülkelerle iletişimini kolaylaştırmış, çok zor ulaşılabilecek bölgelere rahatlıkla ulaşmasına imkan vermiştir. (En doğrusunu Allah bilir.)

Allah'ın Hz. Süleyman'a lütfettiği bir diğer nimet de birtakım şeytan ve cinleri onun hizmetine vermesidir. Hz. Süleyman, emrine verilen cin ve şeytanları ordusunda, sanatsal çalışmalarında ve inşa faaliyetlerinde türlü görevler vererek kullanmıştır:

"... Onun eli altında Rabbinin izniyle iş gören bir kısım cinler vardı..." (Sebe Suresi, 12)

"... Onun için denizde dalgıçlık yapan ve bundan başka iş(ler) de gören şeytanlardan kimseleri de (emrine verdik)..." (Enbiya Suresi, 82)


Hz. Süleyman bu dalgıç şeytanları çok farklı görevlerde hizmetinde kullanmış olabilir. Şeytanlar istihbarat ya da askeri amaçlı görevler almış olabilecekleri gibi, bilimsel görevler de yapmış olabilirler. Örneğin Hz. Süleyman onları deniz altındaki zenginliklerin işlenerek, insanların hizmetine sokulması için gerekli araştırmaların yapılması gibi görevlerde kullanmış olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.)

Hz. Süleyman'ın emrine şeytanların verilmesi, ona Allah'tan çok büyük bir lütuftur. Çünkü Allah, şeytanı imtihan ortamının bir parçası olarak yaratmış ve ona bu amaç doğrultusunda –geçici bir süre için- çeşitli imkanlar ve özellikler vermiştir.

Bu şekilde çeşitli bilgilere sahip olan bir varlığı emrinde bulundurmak, Hz. Süleyman'a hem diğer ülkelerle olan ilişkilerinde, hem de kendi ülkesini yönlendirmesinde çok büyük kolaylıklar sağlamış olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.)

Allah, Hz. Süleyman'a büyük bir saltanat, benzeri görülmemiş bir zenginlik vermiş; üstün ilimler ile onu desteklemiştir. Hz. Süleyman da kendisine verilen zenginlik ve bu ilimler vesilesi ile büyük bir ordu ve güçlü bir devlet kurmuştur. Peygamberimiz (sav)'in hadislerinden, Hz. Süleyman'ın devletinin o dönemde yeryüzündeki en güçlü devlet olduğu anlaşılmaktadır.


-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 28-Mayıs-2009 Saat 17:52
İnsanın Erkekliğinin Bağlanması, Karı-Kocanın Birbirinden Ayrılması ve Bunların Çözüm Yolları
 



İnsanın Erkekliğinin Bağlanması, Karı-Kocanın Birbirinden Ayrılması ve Bunların Çözüm Yolları

"Karı ile koca arasını ayıracak şeyi (sihir ilmini) o iki melekten öğreniyorlardı. Halbuki onlar (sihirbazlar) Allah'ın izni olmadan hiçbir kimseye zarar verici değillerdir." (Bakara 102)

Karı kocanın sihirle birbirinden ayrılmalarını inkârın yolu yoktur. Bu dinde zaruri olarak bilinmesi gereken şeylerdendir. Çünkü yukarıda verdiğimiz ayet ile sabittir. Allah'ın dilemesi ile bu iş olur. Bu karı kocanın arasını açmak şeytanın en beğendiği sanatlarındandır. Cabir Ibn Abdullah (r.a.) rivayet ediyor; Peygamberimiz şöyle buyurmuştur. "Muhakkak şeytan arşını suyun üzerine koyar ve adamlarını insanlara gönderir, insanları yoldan çıkarma bakımından fitnesi en büyük kimse şeytana daha yakın olur. Adamlarından birisi gelir, 'ben falanca adama şöyle yaptım der. Bir başkası gelir 'falanca adamı karısıyla arasını açıncaya kadar bırakmadım' der. iblis onun yanına yanaşır ve ona 'sen ne güzelsin' der." (onu beğenir).

Hafız İbni Kesir, tefsirinde "Kadın ile kocanın ayrılma sebepleri, sihir yüzünden birbirini kötü olarak görmesi (maymun, hınzır, vb.) yada ahlâki yönden kötü görmesi yahut sihir ile bağlamaları şeklinde olur" buyurmuştur.

Efendimize yapılan sihir çok tesirli ve kuvvetli bir sihirdi. Ulemadan bazıları "Efendimiz bağlı idi, hanımları ile beraber olamıyordu. Bu da sihrin en şiddetlisidir" buyurmaktadırlar.

Bağlılık Nasıl Olur?

Kadın ile koca arasında cinsi muamele ancak erkeğin tenasül uzvunun sertleşmesi ile meydana gelir. Bu intişar ise bağlı insanda olmaz. Dolayısıyla cinsi muamele de mümkün olmaz.

Beyinden insanın tenasül uzvuna giden sinyaller vasıtasıyla tenasül uzvunun sertleşmesi meydana gelir. Cinler beyinde üç merkeze tahakküm edebilir ve bu merkezlere girebilirler, işte bu merkezlerden biri de insanın tenasül uzvu ile alakalıdır.

Bağlanmak da sihirden bir bölümdür. Sihri yapan sahîr, şeytandan yardım isteyerek sihri yapıyor, şeytan sihir sebebi ile insana musallat oluyor ve beynindeki tenasül uzvu ile alakalı merkezi tahakkümü altına alıyor, tenasül uzvuna giden sinyalleri önlüyor, intişar olmuyor, intişar olmayınca cinsi yakınlık olmuyor. Bu sihrin en şiddetlisidir ki, bunda hiç intişar olmaz. Fakat bu sadece kendi karısı ile böyledir. Başka evlenecek olsa ona karşı değil. Bazen kadın kocasına sihir yapar, kendisinden başkasına karşı intişar olmaz.

Başka bağlama usulünde ise normalde intişar vardır. Fakat tam hanımının yanına gelip cinsi yakınlıkta bulunacağı zaman intişar olmaz, intişar olmayınca da cinsi yakınlık olmaz.

Bazen kadına yaparlar ki, koca kadının yanına gelince onun cinsel organını adeta bulamaz, sanki öyle bir şey yoktur. Bazen her şey vardır, fakat o kadar uğraşmasına rağmen içeri giremez. Çünkü cinler kadının cinsel organını kapatmıştır. Bütün çaba ve uğraşlarına rağmen duhul olmaz, bazen erkek kendi karısına yapar, kendinden başkası onunla beraber olamaz.

Bazen çok güzel bir kadına yaparlar. Cin gelir o güzel kadını çok çirkin bir şekilde, maymun ve daha benzeri şekillerde kocasına gösterir. Kocası da ondan nefret eder ve birbiri ile birleşemezler. Bunun aksi de olur, kocasını çok çirkin bir şekilde ve surette görerek.

Bazen çok çirkin bir kadına yapar onu kraliçe gibi gösterirler.

Bazen kadına yaparlar. Erkek yanına geldiği zaman kasılır, ayakları açılmaz. Kadın ve erkek o kadar uğraşmalarına rağmen ayakları açılmaz ve cinsel yakınlık hasıl olmaz.

Bazen erkeğe yaparlar yatak odasına girer girmez uyku bastırır. Hiç takati kalmaz, uykudan da gözünü açamaz.

Bazıları da karı koca arasındaki sihir şu şekilde olur demişler:

1- Kadın ile kocası birbirini çok çirkin görürler.

2- Sihir sebebi ile karı koca arasında muhabbet olmaz.

3- Erkeğin tenasül uzvunu sihir ile bağlayarak.

4- Kadını bağlayarak.

Sihir sebebi ile çeşitli hastalıklar meydana gelebilir. Karı koca arasında ayrılıklar meydana gelebilir ve bağlılık meydana gelebilir.

Erkeğin cinsi yakınlık yapamaması şu üç şekilden biri ile olur.

1- Tıbbî bir rahatsızlık vardır, ya acizdir yahut da başka türlü bir tıbbi rahatsızlık vardır. Doktora gidince doktorlar onu tedavi ederler.

2- Ne tıbbî bir rahatsızlık ne de sihir vardır. Hastalığı vehimdendir. Yani psikolojik bir rahatsızlıktır, bunun tedavisi ise hastaya bağlıdır. Eğer doktora gidip iyi olacağını zannediyorsa iyi olur; eğer sahtekâr deccallere gidip onların kendisine ilaç yapabileceğini zannediyorsa onlara gidince iyi olur. Onun vehmi "kime gidersen iyi olursun" diyorsa, ona gidince iyi olur.

3- Sihir sebebi ile insanın bağlanması hasıl olurken ekseriyetle bu cinnin tesiri ile olur. inşallah bunun ilacını aşağıda vereceğiz.

Bağlı Nasıl Çözülür?

İmam-ı Kurtubi Vehb'den naklediyor; "7 adet yeşil sidir yaprağı alınır ve iki taş arasında ezildikten sonra bol miktar bir suya konur. sonra üzerine Ayet-el Kürsi okunur. bağlı olan insan o sudan 3 yudum içer ve banyo yaparsa tamamen iyi olur."

imam ibn hacer buyuruyor (kurtubi) "7 adet yeşil sidir iki taş arasında dövüldükten sonra, suyun içine konur ve üzerine ayet-el kürsi, kâfirun, ihlas, felak ve http://www.gizliilimler.tr.gg/Nas-Suresi.htm" rel="no follow - nas sûreleri okunur. sihirli hem o sudan içer hem de banyo yapar."

ibni ebi selim leys'den, o da ebi cafer errazi'den nakl ediyor ve buyuruyor ki; "bana haber verildi ki şu ayetler sihre şifa verir, allah'ın izni ile bir suya okunur ve hastanın başından o su dökülür:

yunus: 81-82, tana: 69, araf: 118-122."

4- şeyh ebuzer elkalmunu, fefirrullallah isimli kitabında şöyle diyor; "yukarıdaki ayetler bir tabağa yazılır, yazıldıktan sonra yazı silinir ve o sudan sihirli insan içerse allah'ın izni ile şifa bulur. sihir çözülür."

5- imam-ı nevevi, sahihi müslim'in şerhinde yazdığına göre, said ıbni vakkas (r.a.) rivayet ediyor: efendimiz (s.a.v.) buyuruyor ki; "her kim acve hurmasından sabah 7 tane yerse o gün ona sihir ve zehir tesir etmez." bu hurmadan başkası olmaz ve yedi adet olacak, fazla-noksan olmayacak.

6- muhaddis şeyh abdullah habeşi şöyle buyurdu;

"7 adet sidir yaprağı üzerine, teker teker ayet-el kürsi, ıhlas, http://www.gizliilimler.tr.gg/Felak-Suresi.htm" rel="no follow - felak ve http://www.gizliilimler.tr.gg/Nas-Suresi.htm" rel="no follow - nas sûrelerini okuduktan sonra iki taş arasında ezip o su ile hem banyo yapılır hem de 3 yudum içilirse sihir allah'ın izni ile çözülür."

7- sihri çözme yolunu şöyle diyen de olmuştur ki bu daha teferruatlı ve daha tesirlidir: 7 adet yine sidir yaprağı alınır, iki taş arasında veya benzeri herhangi bir şeyle ezilir, sonra üzerine ayet-el kürsi, ıhlas, felak, nas ve sûre-i araf

سورة الأعراف (7) ص 165

وَأَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى أَنْ أَلْقِ عَصَاكَ فَإِذَا هِيَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ {117} فَوَقَعَ الْحَقُّ وَبَطَلَ مَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ {118} فَغُلِبُواْ هُنَالِكَ وَانقَلَبُواْ صَاغِرِينَ {119} وَأُلْقِيَ السَّحَرَةُ سَاجِدِينَ {120} قَالُواْ آمَنَّا بِرِبِّ الْعَالَمِينَ {121} رَبِّ مُوسَى وَهَارُونَ {122}.

a kadar.

sure-i yunus

سورة يونس (10) ص 218

وَقَالَ فِرْعَوْنُ ائْتُونِي بِكُلِّ سَاحِرٍ عَلِيمٍ {79} فَلَمَّا جَاء السَّحَرَةُ قَالَ لَهُم مُّوسَى أَلْقُواْ مَا أَنتُم مُّلْقُونَ

{80} فَلَمَّا أَلْقَواْ قَالَ مُوسَى مَا جِئْتُم بِهِ السِّحْرُ إِنَّ اللّهَ سَيُبْطِلُهُ إِنَّ اللّهَ لاَ يُصْلِحُ عَمَلَ الْمُفْسِدِينَ {81} وَيُحِقُّ اللّهُ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِهِ وَلَوْ كَرِهَ الْمُجْرِمُونَ {82}

sure-i taha’dan

سورة طه (20) ص 316

قَالُوا يَا مُوسَى إِمَّا أَن تُلْقِيَ وَإِمَّا أَن نَّكُونَ أَوَّلَ مَنْ أَلْقَى {65} قَالَ بَلْ أَلْقُوا فَإِذَا حِبَالُهُمْ وَعِصِيُّهُمْ يُخَيَّلُ إِلَيْهِ مِن سِحْرِهِمْ أَنَّهَا تَسْعَى{66} فَأَوْجَسَ فِي نَفْسِهِ خِيفَةً مُّوسَى {67} قُلْنَا لَا تَخَفْ إِنَّكَ أَنتَ الْأَعْلَى {68} وَأَلْقِ مَا فِي يَمِينِكَ تَلْقَفْ مَا صَنَعُوا إِنَّمَا صَنَعُوا كَيْدُ سَاحِرٍ وَلَا يُفْلِحُ السَّاحِرُ حَيْثُ أَتَى {69}

kadar ayetler okunur ve o sudan hem içilir hem banyo yapılırsa allah (c.c.)'ın izni ile sihir çözülür.



-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 28-Mayıs-2009 Saat 18:02
İslam'da Büyünün Hükmü
 

İslam'da Büyünün Hükmü

KAYNAK #1

Sihir, bedenlere vede gönüllere tesir eden, İnsanı hasta yapan, hatta öldüren, karı ile koca arasını açan bazı düzenlerdir. Bunun Türkçe karşılığı "Büyü" dür.

Büyü vardır, yani tesir edebilir. Ancak haramdır. İmlam büyü ve büyücülüğü yasaklamıştır. Büyü öğrenenler hakkında Kura'an-ı Kerim şöyle buyurur:

"Kendilerine zarar verecek, faydalı olmayacak şeyleri öğreniyorlar." (88)

Allah Resulü, aralarında şirkinde bulunduğu yedi büyük günah arasında büyü yapmayı da saymıştır.(89)

Büyünün islami hükmü şöyle verilmiştir: Eğer yapılan büyü imanın şartlarından birini inkar etmek varsa o büyü küfrü gerektirir. Yoksa gerektirmez. Mesela birisi, büyücülerin herşeyi yapabileceğine inanırsa, Alla'a şirk koştuğunda kâfir olur. Allah Muhafaza.

Eğer ölüm veya hasta etme veya karı ile koca arasını açma sıhri yaparsa fasık olur. Bazı müctehitlere göre her ikisi de öldürür.

Kur'an-ı Kerim ve peygamberimizin hadislerinden bazı şeyler okuyarak yapılmış büyüleri bozmak câizdir. Allah Resullüne yapılan büyü felak ve nas süreleri okunarak bozulmuştur.(90)

Bazı Büyüler göz boyamaktan ibarettir. hokkabazlıktır.Bunların gerçek bir yanı yoktur. Bazı büyüler ise insanı gerçekten etkiler. Bu ikinci tip büyü ile meşkul olan büyücülerin yaptıkları zındıklıktır. Bunun için mutlaka dünyada cezalandırılmaları gerekir.

Kur'an-ı Kerim, bize büyücülerin şerrinden Allah'a sığınmamızı öğretmiş ve bu konuda şöyle buyurmuştur. "Düğümlere üfleyen büyücülerin şerrinden Allah'a sığınırım de."(91)
Kaynak;

(88 Bakara Suresi:102)
(89 Buhari, Vesaye;23)
(90 Medariku'- Tenzil Felak Suresi)
(91 Felak Suresi; 4)

Nazar, nazar boncuğu ve muska;

Nazar, bakış, göz değmesi demektir. Allah Resulü, "Nazar haktır" buyuruyor(92) Yani bazı insanların bakışlarının maddi ve manevi yapıları üzerinde olumsuz etkiler yapması bir gerçektir.
Bundan Allah'a sığınılmalıdır. Yine Allah Resulü; Eğer kaderi geride bırakabilecek bir şey varsa o da gözdür." buyurmuştur.(93)

Ancak nazar değmesi diye insanlara veya herhangi bir eşyaya boncuk, nazarlık takmak caiz değildir. Bunar cahiliyet devrinden kalma adetlerdir. Allah Resulü buyuruyor; "Muska ve büyü şirktir."(94) On kişilik bir hey'et biat etmek üzere Allah Resulünün huzurna gelmişlerdi

Dokuz tanesi biatını yapmıştı. Onuncusu geldiğinde Allah Resulü elini ona vermemişti. Sebebi sorulduğunda,"O'nun kolunda muska vardır." demişti.Bunun üzerine o adam, kolundaki muskayı parçalamış. Sonra biat etmesi için peygamberimiz elini uzatmış ve şöyle buyurmuştur. "Muska asan şirk koşmuş olur."(59) Yani muska asıpta kalbini ona bağlayan şirk koşmuş olur.

Allah Resulü bir adamın pazusun da altın bir bilezik görmüş. Onu kınayan bir dille: "Bu da ne?" diye sormuş. Adam "Omuzumdaki bir hastalıktan dolayı takıyorum" deyince kendisine şu cevabı vermiş. "Aman bu bilezik, senin hastalığını dahada arttıracaktır.Çıkar, at Eğer bu senin üzerindeyken ölecek olursan ebediyyen iflah olmazsın."(96)

İbrahim en-Nehai şöyle diyor; "Sahabiler,Kur'an ayetlerinden olsa bile muskaları hoşkarşılamazdı. Ancak Allah Resulünün göz değmesine, zehirli hayvan sokmasına, nemle denen yaralardan meydana gelen kurtlara karşı yalnız okumaya ruhsat verdiğine dair rivayetler mevcuttur."(97) Hz. Aişe diyor ki; Allah Resulü göz değmesine karşılık okumayı bana emrederdi."(98)

İnsan ve cin göz değmesine karşı peygamberimiz, felak ve nas surelerini okuyup kendine üflediği rivayet edilmiştir.(99) Allah Resulü, Çeşitli hastalıkları okuyarak tedavi etmiştir.(100)

O şöyle derdi; "Allah hiçbir dert göndermemiş ki, dermanınıda göndermesin."(101)

Kur'an Ayetleri peygamberimizin yaptığı dua ve zikirlerle hasta okumanın caiz hatta sünnet olduğu hususunda icma vardır. (104)Kamil Miras da şöyle söyler; "Şer'an haram olan nefes, üfürükçülerin ve cinlerin emrinde olduğu iddia eden cincilerin nefesidir."(105)

Muska, boncuk tamka, arabalara, binalara kemik, biber veya göz değmesine mani olacağı inancıyla birşey asmak, kurşun dökmek haramdır."(106)

Muska, eğer tılsım gibi şeylerden olursa caiz değildir.(107) Şayet Kur'an'dan bazı ayetler ve Resulullah'ın bazı dualarından olursa caiz olduğunu söyleyenlerde vardır.(108) Ancak üzerinde muska olarak Kur'an ayetlerini taşıyan kişi tuvalete girebilir, cünüp olabili, kadın adet halinde olabilir. İşte bu sebeplerden dolayı muska taşımamak en doğru yol olur. Allah Resulünün sünnetinden ayetleri akuyarak tedavi etmek vardır, fakat muska kesinlikle yoktur. O, muskaya müsade etmemiştir.(109)

Kaynak;

(93 Tirmizi)
(94 Ebu Davut)
(95 Ahmet bin Hnbel)
(96 Ahmed bin Hanbel)
(97 Buhari)
(98 Buhari)
(99 İbn-i Mace)
(100 Buhari)
(101 Buhari)
(102 Umdetu-l Kari)
(103 Ebu Davud)
(104 Neylu'l-Evtar)
(105 Tecrid-i Sarih)
(106 İbn-i Abidin)
(107 Ebu Dabud)
(108 Davudoğlu, Müslim,selam)
(109 Ahmet bin Hanbel)

Not= Büyü'den korunmak için Allah Resulünün bize bildirdiği Felak ve Nas Surelerini çok okuyalım Ay'da binlere yakın salavat çekelim...Evinizde Büyü olduğundan şüphe duyar bulursanız. O evdeki Bereketin artması cin ve şeytanların kovulması için Bakara Suresinin ilk Ayetini bol bol okuyun.
Aşka Mecnun

Bir insan kendisine büyü yapılıp,yapılmadığını nasıl anlar bu konu için hocalara,kalp gözü açık zatlara danışabilirmi ve bu zatların öğütlerini yerine getirebilirmi bu zatların güvenilir olduklarını nasıl anlarız?

Değerli Kardeşimiz;

Bu konuda olur olmaz herkese müracaat etmek doğru olmaz. İlmine ve takvasına güvenilen ve hiç bir maddi menfaat beklemeden Allah rızası için isanlara yardım eden ilim sahibi kişilerin tavsiyelerine göre de hareket edilebilir. Durum psikolojik bir rahatsızlıkta olabilir. Önecelikle dindar bir psikoloğa müracaat etmeyi tavsiye ederiz. Eğer büyü yapıldığı tesbit edilirse okunması gereken bazı sure ve dualar vardır. Bunları okumaya devam etmek faydalı olur.

Kişinin Allah'a sığınması, iman ve ibadet konusundaki titizliği ile, büyünün tesir etmesinde etkili olan şeytanın insana yaptığı telkinlere kulak asmaması, şeytanın insanlar üzerindeki etkisini azaltır ve büyünün tesirinden de korunmuş olur. Çünkü şeytanın yaptığı, sadece telkin yoluyla korkutmak, şüpheye düşürmek, vesvese vermekten ve temelsiz kuruntulardan, neticesi olmayan vaatlerden başka bir şey değildir. Nitekim, Kur'ân-ı Kerim'de şöyle denir: "(Şeytan) onlara söz verir ve onları ümitlendirir; halbuki şeytanın onlara söz vermesi, aldatmacadan başka bir şey değildir." (Nisa suresi, 120)

Ayette geçen "ümitlendirme" ve "söz verme", bilindiği gibi geneldir. Ancak konumuzla ilgili olması da söz konusudur. Çünkü insan, pek çok şey umar. Hatta kendini umduğu şeylere, yani beklenti ve ümitlerine öylesine kaptırır ki, bazen kendi kendisini bile büyüler ve olmasını istediği şeyler için büyücülere gider. Bu da, yanlış olduğunu bile bile bu yola gitmesi ve şeytanın bu konuda kendisine teminat vermesiyle olur. Bu, genellikle haramlarda olur. Yani bir bakıma insan kendisinde büyü olduğunu, birilerinin bu işle ilgilendiğini düşünerek, hastalığı davet eder. Oysa, gerçek öyle olmayabilir.

Nitekim ayetlerde, "İman edip yalnız Rablerine tevekkül edenler üzerinde şeytanın bir hakimiyeti olmayacağı"ndan, "Ancak onu dost edinip Allah'a ortak koşanlar üzerinde hakimiyet kurabileceğinden söz edilir. (Nahl suresi, 99-100) Hakimiyet kurma konusunda insanın, inanmanın yanı sıra ihlaslı olması da söz konusudur. Şeytanın, ihlaslı kimseler üzerinde bir hakimiyeti söz konusu olamayacağı, bu kimseleri Allah'ın koruyacağı belirtiliyor. Ancak "İhlassız ve tevekkülsüz kimselerden gücünün yettiklerini kandıracağı, davetiyle şaşırtacağı; süvarileri ve yayaları ile onları yaygaraya boğup; mallarına, evlâtlarına ortak olabileceği, kendilerine vaatlerde bulunarak aldatabileceği" konusunda şeytana izin verilmiştir. (İsra suresi, 63-65) Bu da, yaşamakta olduğumuz hayatın bir imtihan olmasından kaynaklanmaktadır. Yoksa tam bir yetki değildir. Zaten şeytan, insana boş kuruntulardan başka bir şey telkin etmez.

Açıkça anlaşılan odur ki, şeytanın, etkisi altına alıp rahatsız ettiği kimseler, onun kendisine sokulmasına zemin hazırlayan ve bu işe meydan veren kimselerdir. Zira şeytanın, Allah'ın halis kulları üzerinde kesin bir etkisi yoktur. Bunu yapmaya çalışsa bile onlar, dua ve ibadetlerle, Allah'ın kitabını okumakla bu işin üstesinden gelirler. Zaten büyü ve büyücülük yapanlar hakkında indirilen ayetin sonunda da ", Ama onlar, Allah'ın izni olmadan, büyü ile hiç kimseye zarar veremez." (Bakara suresi, 102) buyurulmaktadır.

Büyünün hakikat olduğu kabul edilince, herkese tesir etmesi de tartışılmaz. Ancak daha fazla tesir ettiği kimseler de mevcuttur. Bunlar da şeytanın vesvese ve evhamlarına önem veren ve bu tür şeylere açık olan kimselerdir. Böyle kimseler, daha çok kendi kendilerini bir saat gibi kurup hasta eder. Çünkü şeytan, insana sadece vesvese verir ve yanlışı doğru olarak göstermek ister. Aslında hiç de önemli olmayan ses veya görüntüleri kendince değişik şekillere ve seslere benzetenler evhamlı, itikadı zayıf, ibadeti ve zikri olmayan, Allah'a olan görevleri konusunda gevşek davranan ve ibadetlerini ihmal eden kimselerdir. Nitekim, ayette, bu hususlara işaret edilmektedir. (Hac suresi, 52-55)

Bütün bu saydıklarımızın dışında, büyünün tesir ettiği takva sahibi kimseler de yok değildir. Ancak, yüce Allah'a teslimiyet gösterilip tevekkül edildiği ve tam anlamıyla sığınıldığı, günlük evrad-ü ezkarlar okunduğu, günlük ibadetlere titizlikle devam edildiği, her gün birkaç sayfa Kur'ân-ı Kerim ve Kur'ân-ı Kerim'de Hz. Peygamber'in (a.s.m.) okunmasını tavsiye buyurduğu sure ve dualar okunduğu takdirde büyünün tesiri önlenebilir. Çünkü kötü niyetli kimseler büyü yapsalar bile, herkesin ve her şeyin üstünde mutlak güç ve kuvvet sahibi Allah vardır ki, O'nun gücü dünyanın bütün sihirbazlarının ve kendilerine yardımcı olan cinlerin ve şeytanların gücünden üstündür. Zira, kendisinde güç bulunduğunu iddia edenleri de yaratan Allah'tır. O dilemezse hiç bir şey olmaz. Nitekim, Hz. Peygambere yapılan büyü konusunda Cenab-ı Hak (c.c.) "Felâk" ve "Nas" surelerini indirip bunlarla dua edip kendisine sığınmasını istemiştir. Hz. Peygamber de öyle yaparak şifa bulmuştur. Böylece Peygamberimiz, büyücülerin gayretlerini neticesiz bırakmış ve arzularını kursaklarına tıkamıştır.

Nitekim, "Takvaya erenler var ya, onlara şeytan tarafından bir vesvese dokunduğunda (Allah'ın emir ve yasaklarını) hatırlayıp hemen gerçeği görürler." (A'raf suresi, 201) Ayette işaret edildiği gibi, şeytani bir etki altına giren kimsenin ilk yapacağı şey, Allah'a sığınmak olmalıdır. Allah'ın emrettiği hususlar kısaca, kişinin helâl ve haramları gözetmesi, dua ve ibadetlerine dikkat etmesi, maddî ve manevî olarak temiz, duygu ve düşünceler içerisinde, halis bir niyetle Allah'a müteveccih olmasıdır. Zira şeytan, kıyamet günü vaatlerinin birer aldatmaca, gerçek gibi gösterdiği şeylerin birer kuru yalandan başka bir şey olmadığını söyleyip işin içerisinden çıkacak ve büyücülerin ve peşinden gidenlerin hepsini yüzüstü bırakacaktır. (İbrahim suresi, 14:22)

Bakara Sûresi'nin 102. ayetinden de anlaşılan odur ki, sihirlerin en büyük tesiri, ruhlar üzerindedir; fikirleri bozar, kalpleri çeler, ahlâkı perişan eder, toplumların altını üstüne getirir. Şu halde, 'sihrin aslı yoktur' diye aldanmamalıdır. Ve böyle sihirbazlardan sakınmalıdır.

Bununla beraber bunları yapanlar, Allah'ın izni olmadıkça kimseye bir zarar veremez. Çünkü gerçek tesir ne sihirde, ne sihirbazda, ne tabiatta, ne ruhta, ne yerde, ne gökte, ne şeytanda, ne de melektedir. Hakiki müessir, ancak ve ancak Allah'tır. Fayda ve zarar denilen şey de ancak O'nun izni ile meydana gelir. O halde, her şeyden önce Allah'tan korkmalı ve Allah'a sığınmalıdır ve bunlara karşı koymak için de Allah'ın kitabına sarılmalıdır.

NÂS SURESİ'NİN KARANLIK GÜÇLERE VE BÜYÜYE KARŞI OKUNMASI

"De ki: Sığınırım ben insanların Rabbine,
İnsanların hükümdarına, insanların ilahına,
O sinsi vesvesecilerin şerrinden.
O ki, insanların göğüslerine vesveseler fısıldar.
Gerek cinlerden, gerek insanlardan." (Nas suresi, 1-6.)

Gerek görünüp bilinen, gerekse görünüp bilinmeyen gizli düşmanlarımıza karşı okunan ve kendisiyle Allah'a sığınılan dua makamında bulunan ve "Muavvizat" denilen, Kur'ân-ı Kerim'in son üç suresi, yani "İhlas, Felâk ve Nas" sureleri, her derde deva niteliğindedir ve (deyim yerindeyse) bu üç sure, "Kur'ân eczanesinin aspirinleri"dir. Bu sebeple, bunlarla Allah'a sığınmalı ve gecenin karanlığından, şeytanların, cinlerin, büyücülerin, vesvesecilerin şerrinden bunlarla korunmalıdır.

Malumdur ki, büyünün tesir etmesi, kişinin içinde bulunduğu psikolojik durumlarla, karamsarlık, evham ve şüphelerle de yakından ilgilidir. Felâk ve Nas Sûresi'nde ise bu noktalara işaretle, normal durumlarda olduğu gibi, insanın başına böyle bir hal geldiğinde de yine sadece Allah'a sığınması istenmektedir. Nitekim, Kur'ân-ı Kerimde, "Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık. (Bunlar), aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar" buyuruluyor. (En'am suresi, 112.)

Mealini verdiğimiz, bu ayete göre; insanın her türlü tehlikeye açık olduğu, cinlerden ve insanlardan olan düşmanlarının gerek muhatap olduğu yaldızlı ve sihirli sözlerle, gerekse kitaplara dökülen ve asıl niyetlerinin ne olduğu bilinmeyen kurgu dolu yazılarla rahatça kandırılabileceğini görmekteyiz. Bütün bunlara karşı da, dinlediği kimseyi Allah adına dinlemesi ve işine O'nun adıyla, "Euzü-Besmele" ile başlaması gerekliğini, okuduğu kitapları da hak namına okuyup, hakikate dair mesajlar almak kaydıyla ve yine "Euzü-Besmele" çekerek okuması gerektiğini anlıyoruz. Çünkü şeytan, Allah namına başlanılıp bitirilen işlerde çok rahat parmak oynatamaz. Büyücülerin ve insanı kandırmak amacı güden bir kısım edebiyatçı ve felsefecinin kötü niyetleri de ancak bu yolla akim kalır. Yoksa bunların bu yollarla insanları aldatması, okuyucularını veya dinleyicilerini konunun ritmine kaptırıp büyülemeleri mümkündür. Zaten sapıtanların çoğu da böyle saptırılmaktadır. İşte, buna binaen, bu üç surede, önce İhlas Sûresi ile "Tevhid İnancı" telkin edilerek başlanması, Felâk ve Nâs Sûresi ile de Allah'a sığınılması istenmektedir.

Nitekim, Yazır, bu sureyi genişçe tefsir etmiş ve bu surenin tefsirini yaparken Kurtubi'nin Ebu Zer'den naklettiği ilginç bir hadis-i şerifi de nakletmiştir. Ki, bu hadiste Hz. Peygamber (a.s.m.), "insan şeytanlarına" dikkat çekerek; "Sen insan şeytanından Allah'a sığındın mı?" (Hak Dini Kuran Dili, X. 191 ) buyurmuştur.

Kısacası, günlük hayatımızda dua ve ibadetlerimize dikkat eder, dualarla Allah'a sığınır ve gerektiği gibi yakın olursak, O'nun himayesine girer, büyüden ve büyüyü uygulayabilecek büyücülerden, habis ruhlardan korunmuş oluruz.

Bu çalışmayı yaptığım sırada, daha önceleri de merak ettiğim bir medyumla tanıştım. Arkadaşlarımın da ısrarıyla, bana bir bakmasını istemiştim. Suya baktı, cinlerini çağırdı ve onlara, bende büyü olup olmadığını sordu. Sonra, birkaç defa bir suya bir de bana baktı ve "Ne ile korunuyorsun?" diye sordu. Ben de "Nasıl yani?" diye karşılık verince, merakla, "Her gün ne okuyorsun?" dedi. Bunun üzerine, "Ne oldu ki?" deyince, bana, "Size pek çok kere büyü yapılmış ama tutturamamışlar. Eğer bunları özel bir dua ile korunmayan, normal bir insana yapmış olsalardı, şimdiye çoktan işi biterdi!" dedi. Ben de her gün mutlaka "Cevşen'ül-Kebir" okuduğumu ve namazlardan sonra da sünnete uygun dua ve tesbihatlarımı yaptığımı söyledim.

Bu durumda, tedavi olmak için, habis ruhlarla ilişki kurup yanlış işler de yaptığını bildiğimiz büyücüler yerine, doktorlara ve tıbba müracaat etmek gerekir. Dua ile yapılacak tedavilerde de, Resulullah'ın (a.s.m.) tavsiye ettiği dualara, ayrıca, Kur'ân'dan örneklerini verdiğimiz dualara başvurmak gerekir. Efendimizin (a.s.m.) kendisinin de yaptığı, Hz. Âişe'den (r.a.) rivayet edilen şu tavsiyeye uymak da en doğru davranış olur; "Hz. Peygamber (a.s.m.), yatağına girdiği zaman, ellerine üfleyip Muavvizeteyn'i ( Felak ve Nas sureleri) ve Kul Hüvallahu Ehad'i okur, ellerini, yüzüne ve vücuduna sürer, bunu da üç kere tekrar ederdi. Hastalandığı zaman, aynı şeyi kendisine yapmamı emrederdi." (Buhari, Fedail-ul Kur'an, 14, Tıbb,39)

Hz. Peygamber (a.s.m.), hastaları, tedavi etmek için büyücülere göndermemiştir. Ya tıbba havale edip hekimlere göndermiş, ya da Kur'ân ve Sünnet eczahanesine göndermiştir. Böylece evrensel şifalardan faydalanmasını istemiştir. Hem zaten Yüce Allah, Kur'ân'ın, müminler için bir rahmet ve bir şifa olduğunu bildirmiş (İsra Suresi,82), manevi dertlerimiz için başvuru kaynağı olarak da Kur'ân'ı göstermiştir.

Kaynak: Arif ARSLAN, Büyü Fal Ve Kehanet

-------------------

KAYNAK #2

Hz. Ali (r.a.) "Kâhin sihirbaz demektir; sihirbaz ise kafirdir" buyurmaktadır.

Allah (c.c.) Kur'an-ı Mecid'inde şöyle buyurmaktadır; "Bu iki melek 'biz ancak imtihan için gönderildik, sakın sihir ile kâfir olma' demedikçe kimseye sihirden bir şey öğretmezlerdi." (Bakara: 102)

Sahih bir hadiste; "Kâhine ve arrafa gidip onu tasdik eden Muhammed (s.a.v.)'e indirileni inkâr etmiştir." (Hakim) buyurulmaktadır. Başka bir hadiste ise; "içkiye devam eden, sıla-i rahmi terk eden ve sihirbazı tasdik eden cennete giremez" buyurulmaktadır. (İbn. Hibban) Cündeb (r.a.) rivayet ediyor: "Efendimiz (s.a.v.) 'sihirbazın cezası kılıçla öldürülmektir' buyurdu." (Tirmizi)

Bücale b. Abde rivayet ediyor: "Vefatından bir sene önce Hz ömer (r.a)'den bize mektup gelmişti. Mektubunda sihir yapan erkek ve kadınların öldürülmesini emr ediyordu. Bu söz üzerine üç sahir öldürülmüştür. Hz. Ömer, oğlu Abdullah, kızı Hafsa, Hz. Osman, Cündeb İbni Abdullah, Cündeb İbni Kaad, Kays Ibn Saad, Ömer Ibni Abdülaziz, Ahmed Ibni Hanbel ve Ebu Hanife'den sahirlerin öldürülmesi haberi sabittir."

İmam-ı Malik, Ebu Hanife ve imam-ı Ahmed'den meşhur plan kavle göre büyücünün tevbesi kabul olmaz. "Önceden yapıyordum, ama bir zamandır bıraktım" derse bu sözü kabul edilir, öldürülmez.

Velid İbni Ukbe'nin yanında bir büyücü varmış, önünde oynar ve adamın başını uçurur, sonra adamı çağırır başını yerine koyarmış. Bunu gören halk "sübhanallah, ölüleri diriltiyor" dermiş. Mücahidlerin salihlerinden bir kişi bunu görünce, ertesi gün kılıcını kuşanarak adamın oyununu oynadığı yere gelmiş. Büyücünün boynunu vurmuş ve demiş ki; eğer büyücü doğru ise kendi kendini diriltsin. Sonra Allah (c.c.)'ın "Siz göre göre büyücüye mi uyuyorsunuz?" kavlini okumuş.

Hz. Hafsa (r.a.) kendisine sihir yapan cariyesini öldürttü. Hz. Osman (r.a.) bu işi kabul etmedi çünkü kendisinden izinsiz yapıldı. Hanefilere göre de sahir şer'i mahkemenin hükmü ile öldürülür. Sihri yapmak, haram olduğu gibi, öğrenmek de ekseri ulemaya göre haram, hatta küfürdür. Sihir yapanın bu esnadaki itikad ve ameline göre değişir. Bu kimse eğer sihir sonucu meydana gelecek hadiseyi Allah (c.c.)'dan başka bir failin, mesela yıldızların yarattığına itikad eder, ya da sihir yapabilmek için mukaddesata hakaret gibi küfrü mucib itikad ve amelde bulunursa kafir olur, olmazsa büyük günahtır.

Sihrin, Cenab-ı Hak tarafından takdir olunmuş ise insanın bedenine, zihnine ve aklına tesir ettiği bir vakıadır. Hatta Peygamber efendimize yapılan büyünün mübarek vücutlarına tesir ettiği mervidir.

insanın kendisine yapılan sihri çözdürmek için sihirbaza gitmesi de yasaklanmıştır. Önce de anlattığımız gibi, sihirbazı tasdik eden cennete giremez.

Kur'an'da her şeye bir çözüm yolu vardır. Allah (c.c.)'ın kitabı ve onunla amel eden veya etmeye çalışanlar dururken ne lüzum var kahin, falcı, cinci ve papazlara gitmeye! Onlara gidenler Kur'an'dan uzak, cahil ve zavallı insanlardır. Önce de belirttiğimiz gibi, hadis-i şerifte Efendimiz (s.a.v.); "Kahine, arrafa gidip onların sözlerini tasdik eden Muhammed'e indirileni inkâr etmiş olur" buyurmuştur. Bu hadis, kâhin ve sihirbazın kâfir olduklarına delildir. Kafir olma sebeplerinin en önemlisi, gaybı bildiklerini iddia etmeleridir. Bunlar maksatlarına, cinne ibadet ederek ve ondan yardım görerek ulaşırlar. Bu da küfür ve Allah'a (c.c.) şirktir. Bunların bu davalarını tasdik edip, gaybı bildiklerine inananlar, onlar gibidir. Hiçbir Müslüman bunların tılsımlar ve temaimler ile veya başka şekillerle insanlara fayda sağlayacağını zannetmesin. Yine hiçbir Müslüman'ın bunlara gidip oğlunu evlendirmeme, kızını evlendirememe sebebini sorması veya karı koca arasında muhabbet nasıl olması ya da ayrılmaları için veya iki kişinin birbirine düşman olması için müracatta bulunmaları, onları tasdik etmeleri veya böyle birşey yaptırmaları caiz değildir, günahtır, haramdır.



-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 28-Mayıs-2009 Saat 18:04
Kendimizi Büyüden Nasıl Muhafaza Edebiliriz?
 

Kendimizi Büyüden Nasıl Muhafaza Edebiliriz?

1- Allah (c.c.)'a sığınmak ve allah (c.c.)'ı çok zikretmek, ki bu kale misalidir; içine giren düşmanın şerrinden emin olur.

2- Kur'an'ın en büyük ayetlerinden olan
ayet-el kürsi'yi beş vakit namazdan sonra okumak. efendimiz (s.a.v.) "kim http://www.gizliilimler.tr.gg/Ayet-h-el-K.ue.rsi.htm" rel="no follow - Ayet-el Kürsi 'yi gece okursa, Allah (c.c.) onu gece bütün musibetlerden muhafaza eder, şeytan da ona yaklaşmaz" buyurmaktadır. sahih bir hadiste ise," "kim Sûre-i Bakara'nın sonunu okursa, Allah (c.c.) o gece bütün kötülüklere karşı okuyanı muhafaza eder ve ona allah kâfi gelir" buyurulmuştur.

kim sabah ve akşam namazlarından sonra
Ayet-el Kürsi, İhlas, Felak ve Nas sûrelerini 3 defa, sure-i haşr'ın sonunu bir defa,

bu dua 7 defa okunacak;

فَإِن تَوَلَّوْاْ فَقُلْ حَسْبِيَ اللّهُ لَا إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ {129} سورة التوبة (9) ص 207.

bu dua 3 defa okunacak;

‏سنن ابن ماجه للإمام ابن ماجه

يَقُولُ (مَا مِنْ عَبْدٍ يَقُولُ، فِي صَبَاحِ كُلِّ يَوْمٍ، وَنَسَاءِ كُلِّ لَيْلَةٍ: بِسْمِ اللهِ الَّذِي لاَ يَضُرُّ مَعَ اسْمِهِ شَيٍْْ فِي الأَرْضِ وَلاَ فِي السَّمَاءِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ، ثَلاَ ثَ مَرَّاتٍ، فَيَضُرَّهُ شَيْءٌ).
قَالَ وَكَانَ أَبَانٌ قَدْ أَصَابَهُ طَرَفٌ مِنَ الْفَالِجِ. فَجَعَلَ الرَّجُلُ يَنْظُرُ إِلَيْهِ. فَقَالَ لَهُ أَبَانٌ: مَا تَنْظُرُ إِلَيِّ؟ أَمَا إِنَّ الْحَدِيثَ كَمَا قَدْ حَدَّثْتُكَ. وَلِكنِّي لَمْ أَقُلْهُ يَوْمَئِذٍ، لِيُمْضى اللهُ عَلَيَّ قَدَرَهُ.
[3869- ش - (في صباح كل يوم ومساء كل ليلة) أي بعد طلوع الفجر وبعد غروب الشمس.

(ما تنظر إليّ) أي ما سبب نظرك إليّ. (ليمضى) من الإمضاء.] 3869- عَنْ أَبَانِ بْنِ عُثْمَانَ؛ قَالَ: سَمِعْتُ عُثْمَانَ بْنَ عَفَّانَ يَقُولُ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم



Sure-i Haşrın sonu;

سورة الحشر (59) ص 548.

هُوَ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ هُوَ الرَّحْمَنُ الرَّحِيمُ {22} هُوَ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلَامُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ الْعَزِيزُ الْجَبَّارُ الْمُتَكَبِّرُ سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ {23} هُوَ اللَّهُ الْخَالِقُ الْبَارِئُ الْمُصَوِّرُ لَهُ الْأَسْمَاء الْحُسْنَى يُسَبِّحُ لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ {24}

okursa, o gün insana sihir tesir etmez.

Amr İbni Saad, babasından nakil ediyor. Peygamberimiz "her kim acve hurmasından yedi tane yese, o gün ona zehir ve sihir tesir etmez" buyurmuştur. (sahih-i buhari)

Şu da çok iyi bilinsin ki, bütün insanlar ve cinler toplansalar, sana zarar vermek isteseler, Allah (c.c.)'ın takdir ettiği, senin hakkında yazdığı olur. aksi takdirde zarar veremezler. aynı şekilde iyilik yapmak isteseler, yine yapamazlar, ancak Allah (c.c.)'ın takdir ettiği kadar. O halde sığınılacak merci Ancak allah (c.c.)'dır.

Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

"Her kim kâhine (medyuma, cinciye) gider  ve sözlerini tasdik ederse Muhammed (s.a.v.)'e indirilenden (Kur'an'dan) muhakkak uzak olur. Yahut gider onu tasdik etmezse kırk gün namazı kabul edilmez." (Tabareni)



-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 28-Mayıs-2009 Saat 18:05
Melekler Sihir Öğretir mi?
 

Melekler Sihir Öğretir mi?

Melek sihir öğretmez, fakat meleklerin hayır için öğrettikleri ve ilham ettikleri gerçekler, küfür ehlinin ve şeytanların elinde şer ve fitne çıkarmak için sihir olarak da kullanılabilir. Nitekim bunu evvela Bâbilliler yaptılar. Anlaşıldığı kadarıyla bunlar, bu iki meleğin ilhamiyle keşfedip belledikleri semavî ve arzî, ruhanî ve cismanî kuvvetleri ve bunların kaynaştırılmasından meydana gelen bazı teknikleri, yıldızlara ve tabiata isnad ederek küfre girdiler.

O zamanın İsrailoğulları bunları onlardan öğreniyorlardı ve milletler arasında bu sihirle uğraşmayı kendilerine bir yol, bir meslek edinmişlerdi. En nihayet Hz. Muhammed'in peygamberliği üzerine Kur'ân'ın i'cazı karşısında Allah'ın kitabını arkalarına atarak büsbütün bu şeytanlara uydular. Bu Yahudi zümresi, o kâfir şeytanların izlediği ve öğrettiği bu iki çeşit sihir kitaplarından karı ile kocanın arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı. Bu tabir, sihrin en yüksek derecedeki tesirini ifade içindir. Yani bunlar bu yolla karı ile kocanın arasını bile ayırabilecek fesatlar çeviriyorlar, bu tesiri meydana getiren sihirlerle cemiyet içinde ne büyük fitneler çıkarılabileceğini artık siz kıyas ediniz. Karı ile kocanın arasını ayıranlar, bu kadar kuvvetli bir sevgi bağını kıranlar, bir topluma neler yapmazlar; komşular ve hemşehriler arasında ne fitneler çıkarıp, halkı birbirine mi düşürmezler? İhtilaller mi çıkarmazlar?

Kaynak: Elmalı Tefsiri



-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 28-Mayıs-2009 Saat 18:06
Papaz Büyüsü
 


Papaz Büyüsü

Hayz kanı ile yapılan ve pagan dönemlerden kalan en etkili büyü çeşitlerinden birisidir...
-genellikle kadim süryani dili ile okunan dualar kullanıldığı için papaz büyüsü adını alır...
-kadının hayz günü başlangıcın daki ilk kan ile yapılır...
-sıcak ve soğuk şekli vardır...
-bir çok amaç için yapılır (bağlama,muhabbet,kısırlık,soğutma ve cinsel tercih değişikliği için)
-bazı ünlü bayanların genç erkekler üzerinde uygulattığı gibi bir rivayet te vardır...


-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 28-Mayıs-2009 Saat 18:09
Rukya ve Dua İle Tedavi
 

Rukya ve Dua İle Tedavi

Rukye okuyup üflemedir. Sihir karışmayan, yani şer ve şeytanlık için olmayıp da ondan korunmak ve bir hastalık veya âfete Allah'tan şifa niyazı için kendine veya diğerine hulûs-i kalp ve salih niyet ile bir duâ veya âyet okuyup üflemek kabilinden olan nefesler caizdir.  Çünkü bunda kimseye zarar vermek veya sapıtmak veya Allah'tan başkasına sığınma ve iltica mânâsı yoktur.

Resulullah'ın kendisine ve diğerlerine bu şekilde okuyup üflediği ve böyle hayır için rukye (üfleme)'ye müsaade ettiği sabit ve bu sebeple gerek ruhanî ve gerek cismanî nice hastaların şifa bulduğu da vâki olmuş ve görülmüştür.

Bununla beraber mutlaka okuyup üfleme ile koruma ve yardım isteme, yani okumakla tedavi caiz olup olmayacağı hakkında da ihtilaf edilmiştir: Şüphe yok ki herkesin Allah'a sığınarak kendisi ve diğerleri için duâ etmesi, okuması, sadece meşrû değil, dince emredilmiştir. Lâkin bunun tedâvi için kendine okutmak denilen mânâ ile rukye denilen tarzda yapılmasında, Razî'nin beyan ettiği üzere ihtilaf edilmiştir. Bazıları rukyeyi, yani okuma ile tedâviyi yasaklamışlardır. Bunlar, şu hadis ile istidlâl etmişlerdir.

"Allah'ın birtakım kulları vardır ki, kendilerine ne keyy (yarayı dağlama), ne de rukye (okuyarak tedavi) yaptırmazlar, yani dağlanmazlar ve başkalarının nefesiyle tedavi istemezler ve ancak Rab'lerine tevekkül ederler."

Bir hadiste de "Allah'a tevekkül etmemiştir dağlanan ve okunmak isteyen." buyurulmuştur.

Bunun izahı Buhârî'nin ve daha geniş olarak Müslim'in Husayn b. Abdurrahman'dan senetleriyle rivayet ettikleri şu hadistedir:  Saîd b. Cübeyr'in yanında idim.
-Dün gece düşen yıldızı hanginiz gördü? dedi.
-Ben, amma, ben bir namazda değildim, böcek sokmuştu, dedim.
-Ne yaptın? dedi,
-Rukye ettirdim, okuttum..
-Seni ona ne sevketti?
-Şâbî'nin bize haber verdiği bir hadis.
-Şâbî size ne haber verdi?
- Büreyde b. Husayb Eslemî'den "Gözden veya sokmadan başkasında rukye yoktur." dediğini bize haber verdi.
- İşittiğini tutan iyi yapmıştır. Fakat İbnü Abbas bize Hz. Peygamber (s.a.v.)'den şöyle haber verdi:
- Peygamber buyurdu ki:
'Bana ümmetler gösterildi, peygamber gördüm yanında bir toplumcuk, peygamber gördüm yanında bir iki adam, peygamber gördüm yanında kimse yok. Derken bana bir büyük kalabalık gösterildi, zannettim ki benim ümmetim, derken bana denildi ki:
- Bu Musa ve kavmidir, lâkin ufuğa bak, baktım ki yine bir büyük kalabalık, derken bana denildi ki: Diğer ufuğa bak, baktımki bir büyük kalabalık.
- İşte denildi bu senin ümmetin, beraberlerinde hesapsız ve azapsız cennete girecek yetmiş bin vardı.
Peygamber bunu söyledi, sonra kalktı evine girdi. İnsanlar bu hesapsız ve azapsız cennete girecekler kimler olduğu hakkında konuşmaya daldılar. Bazıları:
"Bunlar Resulullah'la sohbet edenler olsa gerek." dediler. Bazıları da:
"Bunlar İslâm'da doğup da Allah'a hiç şirk koşmamış olanlar olsa gerek" dediler, daha birtakım şeyler söylediler. Derken Resulullah (s.a.v.) çıktı:
"Neden bahsediyorsunuz?" dedi, durumu haber verdiler, buyurdu ki:
"Onlar, o kimselerdir ki, rukye yapmazlar, rukye istemezler, tetayyûr yani uğursuz da görmezler ve ancak Rablerine tevekkül ederler."
Fakat Buhârî'de, Mesâbih'de ve Meşârık'da yoktur ve  hadis şöyledir:
"Onlar, o kimselerdir ki, uğursuzluk saymazlar, okunmak istemezler, dağlanmazlar ve ancak Rab'larına tevekkül ederler." Bu, daha sahihtir.

Bu hadis İhlâs Sûresi'nde "Samed"in mânâsını izahta geçtiği üzere sebeplere gönül vermeyen, elemler ve musîbetler karşısında sarsılmayarak tevekkül makamının en yüksek mertebesinde bulunan "nefs-i râdıye" sahibi Allah ehli olanların büyükleri hakkında olduğu açıktır. Onun için bunlardan uğursuz sayma ve okunmayı istemenin terkedilmesinin daha iyi olacağına istidlâl olunabilirse de herkes için mutlaka men edilmesi ve yasaklanmasına istidlâl etmek uygun olmaz. Yine Buhârî, Müslim ve diğer sahih hadis kitaplarında okunup üflemeye müsaade eden hadisler de çoktur.

Bu cümleden olarak Câbir b. Abdullah hadislerinde demiştir ki:

Benim bir dayım vardı, akrep sokmasına okuyup üflerdi. Resulullah (s.a.v.) okuyup üflemeden  yasakladı. Onun üzerine, vardı
-Ey Allah'ın Resulü! Sen okuyup üflemeyi yasakladın, ben ise akrep sokmasına rukye ederim dedi.
Resulullah da:
-Sizden her kimin kardeşine bir menfaat etmeye gücü yeterse yapsın, buyurdu.

Avf b.Mâlik Eşceî hadisinde de demiştir ki:
Biz câhiliye zamanında okuyup üflerdik. Dedik ki:
-Ey Allah'ın Resulü  onun hakkında ne buyurursun?
-Rukyelerinizi bana arzediniz, rukyelerde bir sakınca yoktur, onda şirk olmadıkça." buyurdu.

Ebu Saîd Hudrî hadisinde:
Resulullah'ın ashabından birtakım kimseler seferde idiler. Arap obalarından birine uğradılar. Onlara misafir olmak istediler, misafir etmediler.
-İçinizde bir rukye eden (okuyucu) var mı? Zira obanın efendisi ledig (yani yılan veya akrep sokmuş)dir" dediler.
Ashab içinden bir adam -ki Ebu Saîd kendisidir
-Evet, dedi.
Vardı onu
Fatiha Sûresi'yle okudu üfledi, bunun üzerine adam iyi oldu. Ona bir bölük koyun verildi, o, onu kabul etmek istemedi,
-Peygamber (s.a.v.)'e arzetmeden almam,  dedi ve Peygamber'e vardı anlattı,
-Ey Allah'ın Resulü, vallâhi yalnız
Fatiha Sûresi ile okudum.
Resulullah tebessüm etti de:
-Sen onun rukye olduğunu ne bildin? Onu onlardan alın, bana da sizinle beraber bir hisse ayırın, buyurdu."

Daha bunlar gibi hadisler delâlet ediyor ki, yasaklanmış olan rukyeler hakikatleri bilinmeyen, sihir ihtimâli ve şirk mânâsı bulunan rukyelerdir.

Bazıları da üflemeyi yasaklamışlardır.

İkrime demiştir ki:
Rukye eden (okuyan) üflememeli ve sıvazlamamalı ve düğüm yapmamalıdır.
İbrahim Nahaî'den de selef; okunmalarda üflemeyi mekruh görürlerdi, diye nakledilmiştir.
Bazısı da demiştir ki:
Dahhâk'ın yanına gittim ağrısı vardı, sana tâvîz okuyayım mı ey Ebu Muhammed! dedim. "Peki velâkin üfleme." dedi, ben de Muavvizeteyn'i okudum."
Halîmî demiştir ki:
"Rukye edenin üflememesi ve sıvazlamaması ve düğüm yapmaması gerekir." diye. İkrime'den rivayet olunan söz, sanki bu husustadır.
O, şuna kâni olmuştur:
Allah Teâlâ düğüme üflemeyi sığınılacak şeylerden kılmıştır. Şu halde yasaklanmış olması vacip olur. Fakat bu istidlâl zayıftır. Çünkü ancak ruhlara ve bedenlere zarar veren büyü olduğu zaman kötülenmiş olur. Ama bu üfleme, ruhları ve bedenleri ıslah için olursa haram olmaması vacip olur.
Bununla beraber Nesaî'de
Ebu Hüreyre'den şu hadis de rivayet edilmiştir:

Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki:
"Her kim bir düğüm bağlar da sonra ona üflerse sihir yapmıştır,  sihir yapan da şirk etmiştir. Her kim bir şeye takılırsa (bir menfaati olur veya zararı defeder diye gönül takar, inanırsa veya o itikad ile muska ve nazarlık gibi bir şey takınırsa) ona havale edilir.

" Yani yalnız Allah'a sığınmayıp da o şeye bağlandığı, ondan umduğu, halbuki Allah'ın izni olmayınca hiçbir şeyin ne faydası, ne zararı olmayacağı için o takıldığı şeyden hiçbir fayda görmez, Allah'ın yardım ve lütfundan mahrum olur.

Her şeyin bir devası (ilâcı) vardır." hadisi gereğince rûhî hastalıklara rûhânî, cismanî hastalıklara cismanî sebeplerle tedavi meşrû olduğu gibi, karışık olanlara da karışık tedâvi elbette meşrû olur. Şu şart ile ki, tesir, sebeplerden değil, Allah'tan bilinmeli ve hepsinde de entrikadan, sihirbazlıktan, şarlatanlıktan, aldatma ve zarar vermeden sakınılmalıdır. Bu cihetle bedenî hastalıkların tedâvisinde bile gerek doktorun ve gerek hastanın ahlâk ve inanç itibarıyla ruh hallerinin dahi özel önemi bulunduğundan, ruhanî kıymet, iyi niyet ve itikat selameti hepsinin başında gelir. Yoksa tıp ilmi adına yapılan zararlar, afsunculuk, üfürükçülük adıyla yapılan zararlardan az değildir. Özellikle bunları Allah için insanlara hizmet ve menfaatten çok, sırf mal kazancı için vasıta yapan ve çok fazla ücretler almak üzere alış veriş akidleri yapmadan bir nefes sarfetmek bile istemeyen doktor taslaklarının, şarlatanların zararları, hiçbir zaman cinciliği, üfürükçülüğü sanat edinenlerden aşağı kalmamıştır. Böylelerinin de de dahil afsunculardan sayılması gerekir. Hatta yalnız tıp ilminde deği, her meslek ve sanatta hak ve hayır fikrinden ayrılarak insan aldatmak, şer saçmak için nefes sarfedenlerin hepsi de bu mânâda dahil olan, şerlerinden sığınılması gereken üfürükçülerin nefeslerinden olduğunun da unutulmaması gerekir. Bunların böyle olması ise karşılığında sırf hak ve hayır için ciddiyet ve doğrulukla Allah yolunda nefes sarfedenlerin varlıklarını ve kıymetlerini inkâra sebep teşkil etmez. Bundan dolayı, halis niyet ve temiz nefeslerle Allah'a sığınarak, Allah'tan şifa niyaz ederek okuyup üflemeyi de mutlaka sihirbazlık gibi kabul etmek doğru olmaz. Onun için rukye (okunma)yi caiz görenler Sıhah'ta rivayet edilen bir hayli hadis ile istidlâl etmişlerdir ki, Razî bunlardan şunları kaydetmiştir:

1- Resulullah (s.a.v.) biraz rahatsız olmuştu. Cibril Aleyhisselâm ona okuyup üfledi de
"Bismillâh okur, rukye ederim sana seni inciten her şeyden, Allah da sana şifa verir." dedi, diye rivayet edilmiştir.

2- İbnü Abbas demiştir ki: Resulullah (s.a.v.) bize bütün ağrılardan ve hummadan korunmak için şu duayı öğretirdi:
"Kerim olan Allah'ın adıyla, ben her kanı akan damarın şerrinden ve cehennem ateşinin şerrinden ulu Allah'a sığınırım."

3- Peygamber (s.a.v.) buyurmuştur ki:
Bir kimse eceli gelmemiş bir hastanın yanına girer de yedi defa ,
"Niyaz ederim o ulu Allah'a, O yüce Arş'ın Rabb'ine ki sana şifa versin." derse şifa bulur.

4- Resulullah (s.a.v.) bir hastanın yanına girdiğinde şöyle derdi:
"Gider o sıkıntıyı, insanların Rabb'i, ona şifa ver, sensin şifa veren, senin şifandan başka şifa yok, bir şifa ki dert bırakmaz."

5- Resulullah (s.a.v.), Hz. Hasan ile Hz. Hüseyn'i şöyle sığındırırdı: "İkinizi de Allah'ın tam kelimelerine sığındırırım, her şeytandan, kötü kazadan ve kötü gözden." derdi ve buyururdu ki: "Babam İbrâhim de oğulları İsmail ve İshak'ı böyle sığındırırdı."

6- Osman b. Ebi'l-Âs Sakafî'den, demişir ki:
Resulullah'a vardım ve bende ağrı vardı, beni az daha öldürecekti. Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Sağ elini onun (ağrıyan yerin) üzerine koy ve yedi kere şöyle de: "Allah'ın adıyla, ben bulduğum şeyin şerrinden Allah'ın izzet ve kudretine sığınırım." ben de yaptım, Allah bana şifa verdi." Bu dikkate şâyandır ki Resulullah ona okumamış, onun kendisine okutmuştur.

7- Peygamber (s.a.v.) sefere çıkıp da bir yere konduğu zaman şöyle derdi:
"Ey yer! Benim Rabbim, senin de Rabbin Allah'tır, Allah'a sığınırım senin şerrinden ve sendekinin şerrinden ve senden çıkanın şerrinden ve senin üzerinde debelenenin şerrinden, Allah'a sığınırım arslandan, kara yılandan, zehirli yılandan, akrepten, beldenin sâkinlerinin, doğuranın ve doğurduğunun şerrinden."
 
Bunlarda üflemeye dair bir işâret yoktur ve bunların meşrû sayılmaları için başka delile ihtiyaç olmaksızın Ku'rân'daki duâ ve sığınma emirleri ve bu sûreler yeterlidir. Bununla beraber Resulullah'ın üflediği ve sıvazladığı da sâbittir.

8-  Resulullah (s.a.v.) her gece muavvizâtı (İhlâs, Felâk ve Nâs sûreleri) okur ellerine üfler, yüzüne ve vücuduna meshederdi.
Bundan başka yine Hz. Âişe'den Sıhah'ta rivayet edilmiştir ki:
"Resulullah (s.a.v.) ailesinden birisi hastalandığı zaman ona Muavvizâtı (İhlâs, Felâk ve Nâs Sûreleri) üflerdi. Vefat ettiği hastalığında da ben okuyup üflüyor ve kendi eliyle kendisini sıvazlıyordum. Çünkü onun mübarek elinin bereketi benim elimden çok büyük idi."

Bununla beraber Resulullah'ın kendisine başkalarının okumasını istemediğini anlatan şu rivayet de çok mühimdir. Yine Sahîh-i Müslim'de:  Hz. Âişe demiştir ki:
Resulullah (s.a.v.) bizden bir insan rahatsız olduğu zaman onu sağ eliyle mesheder (sıvazlar), sonra şöyle derdi:
"İnsanların Rabbi olan Allah'ım o sıkıntıyı gider, şifâ ver, sen şifa vericisin, senin şifandan başka şifa yok, senin şifân dert bırakmaz."

Ne zaman ki Resulullah (s.a.v.) hastalandı ve ağırlaştı, sağ elini tuttum, onun yaptığını yapmak istedim, elini elimden çekti, sonra "Allah'ım, beni affet, beni Refîk-ı alâ ile beraber kıl." dedi, ben baka kaldım, ne göreyim iş tamam olmuştu (yani vefat etmişti).

Bunlardan başka Resulullah'ın harpte ve diğer zamanlarda yaralananlara okuyup dokunmasıyla derhal şifa hasıl olanlar da çoktur. Fakat onlar onun peygamberlik özelliğinden olan mûcizeler kabilinden olduğu için diğerleri hakkında delil olmaz. Bununla beraber yine Hz. Aişe "Resulullah (s.a.v.), Ensar'dan bir ehl-i beyte humeden, yani akrep gibi zehirli hayvan sokmasından okuyup üflemeye ruhsat verdi." demiştir ki, bu da Câbir hadislerini teyid etmektedir. Bunda emmek tıbben de faydalı olduğuna göre, tükürmenin de bir yönü düşünülebilir. Bundan başka bir de gözden okuyup üfleme (rukye)ye izin verilmiş olduğu ve bu sebeple "Göz değmesi ve sokmadan başkasına rukye (okuyup üfleme) yoktur." denildiği de zikredilmiştir. Göz değme olayı bir nefsânî durum olması hasebiyle bunda da ruhanî bir nefes ve telkinin faydası açıktır demektir.
 
Şimdi bütün bunlardan hasıl olan sonuç da şudur ki:

Sihir şâibesi olmamak üzere ruhî ve bedenî kurtuluş için tesirli dualarla rukye (okuyup üflemek) caiz olmakla beraber, istirkâ yani kendini başkasına okutmak, okuyup üfleme talep etmek, Allah'a sığınmak ve dua etmek için başkasının aracılığını dilemek mânâsını içine almış olması itibarıyla dinen hoş görülmüş değildir. O yukarıda zikrolunan hadisler gereğince Allah'ın hesapsız ve azapsız cennete girecek has kulları ondan sakınırlar. Bundan dolayı Hanefî fıkhında bu mesele şu şekilde yazılmıştır: Şifa veren ancak Allah Teâlâ olduğuna ve şifaya onu sebep kıldığına itikat ettiği takdirde tedavi ile meşgul olmakta bir sakınca yoktur. Amma şifa veren ilaçtır diye inanırsa değil.

Karşılığında bir şer ve zarar düşünülmedikçe mümkün olan en zayıf bir fayda ihtimalinden dahi insanları yasaklamak doğru olmaz. Yüzde yüz değil, binde bir, milyonda bir misâle dayanan bir ihtimâl dahi olsa karşılığında bir zarar ihtimali bulunamayan bir fayda mülâhazası yalnız kuruntu değil, az çok delilden doğan bir şüphe demek olduğundan, ihtiyaç halinde daha kuvvetlisi bulunamayınca onunla amel caiz görülür ve öyle bir tesellinin mutlak şekilde yasaklanması da makûl olmaz. Fakat insanların sihirbazlara, şeytanlara kapılması da en çok bu gibi şüpheli durumlar içinde meydana gelir ve onun için zarar ihtimâllerinin de iyi düşünülmesi gerekir.

Bu esas üzere Fıkıh'ta da, şifa, Allah'tan bilinmek şartıyla tedavinin kesin olanıyla amel vacip, korku zamanında terk edilmesi haram; maznun (galip zan) olanıyla amel câiz, durumlara ve şahıslara göre bazan yapılması, bazan da terkedilmesi daha uygun; mevhûm (kuruntu) olanıyla da amel etmek yasaklanmış değilse de, terk edilmesi daha uygun denilmiş, rukye (okuyup üfleme) de mevhûm (kuruntu) kısmından sayılmıştır. Kuruntu olmasının sebebi de dua olması itibarıyla değil, okuyanın nefesinde sebeplik düşüncesi itibarıyladır.

Şu halde bu açıklamadan anlaşılır ki okuyup üfleme ile tedavi halkın pek çoğunun zannettiği gibi dindarlığın gereği ve dinin emrettiği bir şey değil, nihayet bir izindir. Asıl dindarlığın gereği onu terketmek sûretiyle Allah'a dayanmak ve ancak Allah'a sığınıp O'na kendisi doğrudan doğruya duâ etmek ve duâsına başkalarının aracılığını istememektir. Müminin mümine gerek huzurunda ve gerek arkasından duâsı meşrû ve müstahsen ve hatta dinî görevi bulunduğunda ve "Duâ ibâdetin iliğidir." hadis-i şerifi gereğince duâ ibadetin, dindarlığın iliği olduğunda şüphe yok ise de, duâ etmek başka, okuyup üflemek, başkasının nefesinden medet beklemek yine başkadır.

Allah Teâlâ duâyı emretmiş 

"Bana duâ edin, duânızı kabul edeyim." (Mümin, 40/60)
"Ben (o kullara) yakınım. Bana duâ edince duâ edenin duâsına karşılık veririm." (Bakara, 2/186)
"De ki: Duanız olmasaydı Rabbim size ne değer verirdi?" (Furkan, 25/77)

Fakat şirkten kendinden başkasına duâ etmekten yasaklamış,
 
"Ben ancak Rabbime yalvarırım ve hiç kimseyi O'na ortak koşmam, de." (Cin, 72/20)

Aynı şekilde Kur'ân'da ve Resulü'nün diliyle en güzel duaları öğretmiş bütün şerlerden doğrudan doğruya kendisine sığınılmasını emretmiştir. Okuyup üfleyecek olan bunları bellesin, her zaman kendine cankurtaran edinsin. Peygamber (s.a.v.)'den rivayet edildiği üzere her gece ve her ihtiyacında temiz kalp ve itikat ile okusun, kendine üflesin, mümin kardeşlerine de hem dua, hem tavsiye etsin, temiz nefesle dua edenlerin dualarının bereketlerini de inkâr etmesin. Buna söz yok, fakat Allah Teâlâ böyle dua ve icabet (kabul etme) kapısını herkese açtığı, ona genellikle herkesi çağırdığı, herkesin doğrudan doğruya sığınmasını istediği ve şirk ayıbını kabul buyurmadığı halde; ona doğrudan doğruya dua ve ibadet ile sığınma ve ilticayı bırakıp da, "Ben o kapıya gidemem, ne isteyeceğimi de bilemem." diye dua tellalı aramaya ve onun nefesinden meded ummaya kalkışmak dindarlığın gereği değil, câhiliyye adetidir. İnsanlar bundan gafil olup kendisine okutup üfletmeyi dindarlık gereği sandığı için burada bu genişçe anlatım ile sözü uzatmaya lüzum görüldü. "Muvaffak edici Allah'tır."

Kaynak: Elmalı Tefsiri, Felak Suresi



-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 28-Mayıs-2009 Saat 18:12
Rukye, Mubah, Haram ve Şirk Olmak Üzere Üç Çeşittir. 

1- Mubah olan Rukye:


Kur’ân-ı Kerim’den ayetlerle Allah Teâlâ’nın isim ve sıfatlarıyla, arapça ve anlamı anlaşılır bir dille yapıldığı takdirde mubahtır. Hz. Aişe (r.anh)’dan rivâyet edilen bir hadis-i şerifte şöyle denilmektedir: “Rasûlüllah (s.a.s) son hastalığında muavvizeteyni okuyup kendisine üflüyordu. Hastalığı ağırlaştığı zaman onları okuyarak üzerine üflüyor ve onların bereketi için elini meshediyordum” (Buharî, Tıb, 32; Müslim, Selâm, 51-52). 

Yine Hz. Aişe (r.anh) Rasûlüllah (s.a.s)’ın hastalığından bahsederken şunları söylemektedir: “Rasûlüllah (s.a.s) yatağa düştüğü zaman, İhlas süresi ve Mu’avvizeteyn’in tamamını okuyarak avucuna üfledi ve sonra elleriyle yüzünü ve vücudunun elinin yetiştiği her tarafını meshetti” (Buharî, Tıb, 39). 

Yine akrep sokmasına karşı http://www.gizliilimler.tr.gg/Fatiha-Suresi.htm" rel="no follow - Fatiha ile rukye yapıldığına dair hadis varid olmuştur (Buharî, Tıb, 33). Ve yine Rasûlüllah (s.a.s)’ın hastalanan bazı kimselere, Mu’avvizeteyn okuyup, onları sağ eliyle meshettiği ve peşinden de şöyle söylediği rivâyet edilmektedir “Ey insanların Rabbi olan Allah’ım hastalığı gider; buna şifa ver. Şifa veren yalnız sensin. Senin şifandan başka şifa yoktur. Hastalık bırakmayan şifa ver” (Buhari, Tıb, 37).

Bu anlamda rivâyet edilen hadisler çoktur. Bazı alimler Rasûlüllah (s.a.s)’in; “Göz değmesi ve hummanın dışında rukye yoktur” (Buharî, Tıb, 17) hadisine dayanarak, göz değmesi, yılan ve akrep sokması dışında rukyenin caiz olmadığı kanatine varmışlardır. Ancak diğer bazı alimler de bu hadisin, rukyenin en fazla faydalı olacağı anlamına sarfedildiğini, “Zülfikardan başka kılıç yoktur” sözüne kıyas yaparak cevaplandırmışlardır. Çünkü diğer Hadislerde görüldüğü gibi, Rasûlüllah (s.a.s) başka şeyler için de rukyeye cevaz vermiştir.

2- Haram olan rukye:

Anlaşılmaz sözler, anlamsız kesik harfler, bilinmeyen isimler, bilenlerin Arapçadan başka bir dille rukye yapması, demir, tuz kullanarak veya ip bağlayarak rukye yapılması haram kılınmıştır. Fayda verdiği tecrübe edilmiş uygulamalar bunun dışındadır.Şabir (r.a)’dan şöyle rivayet edilmektedir: 

“Rasûlüllah (s.a.s) ruky’e yapılmasını yasakladı. Amr ibn Hazm’ın çocukları gelip şöyle dediler: “Ya Rasûlüllah! Biz bir tür rukye yapardık ve onunla akrep sokmalarına karşı korunurduk”. Rasûlüllah; Ona dönün onda bir kötülük görmüyorum. Sizden her kim kardeşine fayda vermeye güç yetirirse ona faydalı olsun” (Müslim, Selam, 63) demişti. el-İzz b. Abdüsselam’dan anlamı bilinmeyen harflerle yapılan rukye sorulduğu zaman, küfrü gerektirecek anlamlar içerip içermediğinin bilinmemesinden dolayı buna cevaz vermemiştir.

3- Şirk olan Rukye:

Allah Teâlâ’dan başkasına dua ederek, sığınarak veya yardım dilenerek yapılan rukye, şirktir. Meleklerin, peygamberlerin, cinlerin ve benzeri varlıkların isimleriyle rukye yapmak gibi… Bunların tamamı Allah Teâlâ’ya şirk koşmaktır. Nitekim Rasûlüllah (s.a.s) şöyle buyurmaktadır: “Efsun, nazarlık boncuklar, ve muhabbet için yapılan muhabbet muskaları şirktir” (Ebu Davud, Tıb, 17; İbn Mace, Tıb, 39; Ahmed b. Hanbel, I, 381). Yine; “İçinde şirk bulunmayan şeyle rukye yapmakta bir kötülük yoktur” (Müslim, Selam, 64) buyurmaktadır. İbn Hacer bu konuyu şöyle açıklamaktadır: “Bazı rukyelerde şirk bulunmaktadır. Çünkü onu yapanlar kendilerine dokunan zararı defetmek ve fayda elde etmeyi Allah’tan başka kimselerden istemektedirler” (İbn Hacer el-Askalanî, Fethul-Barî, X, 260). 

Müslüman, tamamıyla Allah Teâlâ’ya tevekkül etmekten başka şeylerden fayda dilemez. Nitekim Rasûlüllah (s.a.s) şöyle buyurmaktadır: 

“Ümmetimden yetmiş bin kişi hesapsız olarak Cennete girecektir. Onlar, efsun yapmayanlar, teşe’um etmeyenler, vücudlarını dağlamayanlar ve ancak Rablerine tevekkül edenlerdir” (Buhârî, Tıb, 17; Müslim, İman, 372). Kendiliğinden, istenmediği halde müslüman kardeşine rukye yapması bunun dışındadır. Bu Rasûlüllah (s.a.s)’in şu hadisine göre müstehaptır.: “İçinizden her kim kardeşine yardım etmeye güç yetiriyorsa bunu yapsın” (Müslim, Selâm, 63).

İbn Hacer el-Askalanî, alimlerin şu üç şartın bulunmasıyla rukyenin caiz olacağı üzerinde görüş birliği içerisinde olduklarını bildirmektedir:

a) Allah Teala’nın kelamıyla (âyetlerle), isimleri veya sıfatlarıyla olması;

b) Arap diliyle veya başka bir dille anlaşılır olacak şekilde yapılması;

c) Yapılan rukyenin bizzat faydasının dokunduğuna değil, umulan faydanın Allah Teâlâ tarafından gönderildiğine inanılması .

(
Fethul-Barî, X, 206).

kaynak: islam fıkıh ansiklopedisi


-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 28-Mayıs-2009 Saat 18:13
Sihir Bozmak İçin
 



Kaynak: Havas Gizli İlimler Hazinesi, cilt 1, sayfa 233.


-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 28-Mayıs-2009 Saat 18:14
Sihir ve Büyü Nasıl Etkisiz Hale Getirilir
 


Sihir ve Büyü Nasıl Etkisiz Hale Getirilir?


Kişi, Allah (C.C)'tan, Peygamber (A.S.)dan ve dinden uzaklaşınca, ruhi bunalıma düşer. Sebebini sihir zanneder.Kurtulmak için günümüzde şeytani icraatlar ve hokkabazlık yapan büyücülerin (kendisini kahin, medyum, cindar, hoca, falcı vb isimle adlandıran kişilerin)  kapısını aşındırmaya başlar. Yanlış ve eğri-büğrü yollara saplandırıldığı yetmediği gibi dolandırılır da dolandırılır. Böylece korkunç ziyâna düşer. Hem imanını, hem de servetini kaybeder.

Peygamberimiz (S.A.V.): "Bir kimse, büyücüye (medyuma, kâhine, cindara vb.) gelir de onun yalan ve hokkabazlıkalrına inanırsa, Allah-u Tealâ, 40 gün kıldığı namazı kabul etmez." buyurmuiş vesihir yaptırmayı büyük günâhlardan saymıştır. Sihir yapmayı ve yaptırmayı helâl gören kişi, (ne amaçla olursa olsun) imanını yitirmiş olur. Ancak sihre uğratılan kimseyi de içinde bulunduğu sşhrin tesirinden kurtarmak için havas ilmini kullanmak helâldir. Bu da çok zor ve maharet isteyen bir husustur. Her eline kalem-kağıt alan, dinden imandan habersiz cühelânın yapacağı bir iş değildir. Bu, başlı başına ihtisâs isteyen çok zor bir ilim dalıdır.

Papazlara gidip de büyü çözdürmeye kalkanlar, daha dinin emir ve yasaklarını bilmeyen zavallı kişilerdir. Papazın Mü'mine vereceği hiçbir şey yoktur. (Aksine) Mü'minin papaza vereceği çok şey vardır. Kişinin, böyle tehlikeli şeylerden imanını koruması kenndisine bir farizâdır. Müslüman, derdinin çaresini kendi kitabında aramalı ve Kur'ân-ı Kerim'in sonunda bulunan
http://gizliilimler.tr.gg/Muavizeteyn.htm" rel="no follow - Muavvizeteyn Sureleri 'nin Resulü Ekrem'e niçin nâzil olduğunu araştırıp tetkik etmelidir.

Her sıkıntı ve bunalımın sebebi de sihir değildir. Bunun çok iyi bilinmesi gerekir. Evvela hastalığın hekimini bulup kontrolü altında bulunmalıdır. Vücut, kansız kalınca da ruhi bunalım başlar. Böyle durumlarda büyücüye (kendisini HOCA diye tabir eden kişilere, cindara, kahine ya da medyuma) başvurmak, intihardır. Kişi, sağlığından olabilir. Bütün sıhhi kaideler yerine getirildikten sonra hasta hâlâ sihir ve büyüden şüphe ederse, aşağıdaki hususlar uygulanmalıdır. Buna rağmen hastalık geçmiyorsa bunun sihirle hiçbir alâkası olmadığını idrâk etmelidir.

Sihir, Nasıl Tesirsiz Hâle Getirilir?


Büyük âlim Nusret Efendi, "Mâhadar", (s.14) isimli eserinde sihir ve büyünün nasıl çözüleceğini şöyle açıklamıştır:

"Sihir yapılanın bir dostu, 1 metre ipe çözülmesi kolay 200 düğüm atar. Sihir yapılanın önüne 1 çay bardağı su konur. Sihir yapılan kişi, düğümlü ipi eline alıp
http://gizliilimler.tr.gg/Besmele_i-%26%23350%3Berif.htm" rel="no follow - Besmele ile http://gizliilimler.tr.gg/Felak-Suresi.htm" rel="no follow - Felak Suresi 'ni okur ve ilk düğüme üfürür ve hemen düğümü çözer. Bu esnâda "Bana yapılan sihri çözdüm." der. Akabinde http://gizliilimler.tr.gg/Besmele_i-%26%23350%3Berif.htm" rel="no follow - Besmele ve http://gizliilimler.tr.gg/Nas-Suresi.htm" rel="no follow - Nas Suresi 'ni okur. İkinci düğüme üfler, hemen çözer ve "Bana yapılan sihri çözdüm." der. Böylece http://gizliilimler.tr.gg/Besmele_i-%26%23350%3Berif.htm" rel="no follow - Besmele ile http://gizliilimler.tr.gg/Felak-Suresi.htm" rel="no follow - Felak - http://gizliilimler.tr.gg/Nas-Suresi.htm" rel="no follow - Nas Sureleri'ni okuyarak bütün düğümleri çözdükten sonra ip, hazır olan bardaktaki suda ıslatılır ve su içilir. İp de ateşte yakılır. Ancak, bu okuma sırasında aralıkalrla bir kor üzerinde birer tatlı kaşığı üzerlik tohumu yakılarak buhur yapılmalıdır. Hasta, daha bu esnada iken bile sihrin tesirinin büyük ölçüde azaldığını hisseder. Zaman ve saatler ilerledikçe, Allah (C.C.)'ın izniyle eski sıhhatine kavuştuğunu müşahede eder. Bu uygulama, defalarca yapılmış, niceleri büyünün tesirinden kurtulmuştur. Bunun kıymetini bilmeli, sihre ugratılmış kimselerden deriğ etmemelidir.


-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 28-Mayıs-2009 Saat 18:15
Sihrin Sekiz Çeşidi
 
 
Sihrin Sekiz Çeşidi

Sihir çeşitlerini belirlemek kolay değildir. Bununla beraber Fahreddin Râzî  tefsirinde sihrin sekiz çeşidini saymıştır. Bazı açıklamalar ile oradaki bilgilerin özeti şöyledir:
 
1- "Gildânî Sihri" ki, sem avî kuvvetlerle yeryüzüne ait güçlerin karışımı yoluyla meydana getirildiği söylenen ve tılsım adı verilen şeylerdir. Gildânîler eski bir kavim olup, yıldızlara taparlar ve bu yıldızların kâinattaki olayları yönetip yönlendirdiğine, hayır ile şerrin, mutl u luk ile bedbahtlığın bunlardan kaynaklandığına inanırlardı. Bunların tılsım adı verilen bazı acaip şeyler yaptıkları söylenmektedir. İbrahim Peygamber, bunların bu batıl inançlarını düzeltmek için gönderilmişti ki, bunlar başlıca üç fırka idiler: Bir kısmı kâinatın ve yıldızların kadîm (öncesiz) olduğuna ve kendiliğinden var olmuş bulunduğuna kanî idiler ki, bunlar bilhassa "sâbie" adıyle tanınmış idiler. Zamanımızın deyimiyle kâinatın ezelî olduğuna inanan bir nevi materyalistler demektir. Anlaşıldığına g ö re gök ve tabiat bilimlerinde bir hayli ileri gitmişler ve bazı sanayi gariplikleri meydana getirebilmişlerdi. Diğer bir kısmı, feleklerin ulûhiyetine kâil olmuşlar ve her bir felek için bir heykel yapmışlar ve bunlara tapmışlardı. Üçüncü bir kısmı da feleklerin ve yıldızların üstünde ve ötesinde her şeyi yaratan fail-i muhtar (istediğini yapabilen) bir yüce yaratıcının varlığını kabul ederler, fakat o yüce yaratıcının, o yıldızlara bu âlemde etkileyici bir kuvvet bahşetmiş ve kâinatın yönetimi için onları görevlendirmiş bulunduğuna inanırlardı. Bu inanç şekli de çoğunlukla tabîiyyûn mezhebine (rabîiyyeciler = naturalizme) benzemektedir. Bize kalırsa, bu sihirde tabîiyyat ile ruhiyatın eski zamanlarda keşfedilmiş bazı garip özellikleri birleştirilerek uygulanmış olduğu anlaşılmaktadır.
 
2- Evham sahiplerinin ve kuvvetli kişilerin sihirleridir. Bunlar öyle sanırlar ki, insanın ruhu terbiye ve tasfiye ile kuvvetlenir ve tesir gücünü arttırır. İdraki, gizli kapalı şeyleri algılayacak derecede gelişir, iradesi de kendi dışında birtakım olayları etkileyecek derecede güçlenir. O zaman istediği birçok şeyleri yapar,eşyada, canlılarda ve diğer insanlarda kendi bedenindeki gibi tasarruf eder. Hatta o dereceye varır ki, bir irade ile bünye ve şekilleri değiştirebilir: İsterse öldürür ve yeniden diriltir, varı yok, yoku var edebilir. Gerçekten de beden terbiyesi gibi ruh terbiyesinin de birçok faydası olduğu inkâr edilemez. Fakat ruhun bu derece güç kazanması, bir ilâhî ihsan olmadan, yalnızca çalışmayla elde edile b ilir bir şey olduğunu farzetmek evhamdan öte bir şey değildir. Birtakım kimseler, riyazat, havas, rukye, muska, uzlet ve benzeri bazı yollara başvurarak, ruh ilminin bazı garip olayları ile uğraşırlar ki, manyatizma, hipnotizma, fakirizm ve diğerleri bu c ü mleden şeylerdir. Sihrin en aldatıcı ve en tehlikelisi de budur.
 
3- Ervah-ı ardıye (cinler)den yardım görme yoluyla yapılan sihirdir ki, azâim ve cincilik dedikleri şey budur. Mutezile ve son devir filozoflarından bazıları cinleri inkâr etmişlerse de bunlar kısa görüşlü ve inkârda aceleci kimselerdir. Sanki kâinatta ruhanî ve cismanî hiçbir gizli kuvvet kalmamış da hepsi keşfedilmiş ve sınırları belirlenmiş gibi "cinlerin aslı yoktur" diye inkârı bastırmak, ilmî bir davranış olamaz. Bu inkârcıların bir kısmına "dünyada daha bilmediğimiz gizli kapaklı nice tabiat kuvveti vardır" deseniz, bunlar "evet" demekte tereddüt etmezler de aynı mânâda olmak üzere "cin vardır" deseniz, hemen inkâr ederler. Bunun için filozofların büyükleri cinleri inkâr etmemiş ve "ervah-ı ardıye" adıyla anmışlardır. Fakat bunlarla belli sebepler altında insanların ilişki ve bağlantı sağlayıp sağlayamıyacakları ilmî bir şekilde tetkik edilip ortaya konmadan buna henüz hüküm verilemez. Lakin bundan dolayı bu yolla yapılan ve yapılac a k sihirlerin varlığını inkâr değil, kabul etmek gerekir. Hatta bu günün ispirtizmacılarını bu cinlerden sayabiliriz. İşte sihrin en meşhurları buraya kadar saydığımız bu üç kısımdır.
 
4- Tahayyülât, yani gözü yanıltmak ve el çabukluğu denilen sihirlerdir ki, bunlara sihirden ziyade hokkabazlık ve şa'beze adı verilir. Bunun esası duyuları aldatmadır. Bu tıpkı vapurda ve trende giderken sahili hareket ediyor gibi görmeye benzer. Buna Arapça "ahız bil'uyûn", bizim dilimizde de "göz bağcılık" denilir. Bun u nla beraber göz bağcılığın daha gizli birtakım ruhî etkiler ile de ilişkisi olabilir.
 
5- Hiyel-i sanâyi ile yapılan, aletlerden istifade ederek acaip şeyler göstermek sûretiyle ortaya konan sihirdir ki, Firavun'un sihirbazları böyle yapmışlardı. Rivayet olunduğuna göre, bunların ipleri, değnekleri civa ile doldurulmuş, altlarından ısı verilince veya güneşin etkisiyle ısınmaya başlayınca ısınan ipler ve değnekler hemen harekete geçip kaymaya ve yürümeye başlarmış.

Zamanımızda fen ve tekniğin gelişmesi, gerek mekanik, gerek elektronik açıdan bunlara birçok misaller vermeye elverişlidir.

Sinemalar bunun çok canlı bir misalidir. Bunların halk üzerindeki hayalî olan etkileri bir sihir tesirinden daha az değildir. Hele işin aslını bilmeyenler için...
 
6- Ecsam (cisimler) ve edviyenin, yani birtakım kimyasal maddelerin ve ilaçların kimyevî özelliklerinden yararlanarak yapılan sihirlerdir.
 
7- Ta'lik-i kalb (kalbi çelme) suretiyle yapılan sihirdir. Sihirbaz şarlatanlık yaparak, türlü türlü övünme ile kendini satarak, muhatabını kendine çeker, bir ümit veya korku altında onun kalbini çeler, kendine bağımlı kılar, duygu ve düşüncelerine etki ederek, telkin altına alır ve yapacağını yapar. "İsm-i azam duasını bilirim" der, "cin çağırırım" der, "kimya biliri m, simya bilirim" der, icabında hünerden, sanattan, paradan, kudretten, nüfuzdan, kerametten, ticaretten ve menfaatten bahseder, karşısındakini dolandırır. Telkin yoluyla kalbleri çelmenin işleri yürütmede, sırları gizlemede çok büyük tesiri vardır. En adi s inden en maharetlisine kadar çeşitli dolandırıcılıklar hep buna bağlıdır. Sihrin öteki türlerinin etkili olması da aşağı yukarı sihirbazın bu
konudaki becerisine bağlıdır denilebilir.
 
8- Nemmamlık (koğuculuk), gammazlık (fitnecilik) gibi el altından yürütülen gizli fitne ve tezvirat; akla, hayale gelmez bozgunculuk, vasıtalı veya doğrudan tahrikler ve aldatmalar ile yapılan sihirdir ki, halk arasında en bol ve en yaygın kısmı da
budur.
 
Buraya kadar saydığımız sekiz kısım sihir, dönüp dolaşır iki esasta toplanır: Birincisi sırf yalan, dolan ve sadece saçmalama ve iğfal olan söz veya fiil ile etki yapan sihir, diğeri de az çok bir gerçeğin sû-i istimal edilmesiyle ortaya konan sihirdir.


-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 28-Mayıs-2009 Saat 18:18
Şeytânîlerin İstanbul Büyüleri
 

Sultanahmet%20meydanındaki%20Dikili%20Taş

Şeytânîlerin İstanbul Büyüleri

Oktan Keleş

Sultanahmet meydanındaki, Amon Ra tapınağından getirilip Konstantinopolis'e diktirilen taşın üzerinde birçok Mısır hiyeroglifi bulunmaktadır. Amon Ra, Güneş tanrısı mânâsındadır. Sultanahmet Meydanı'nda bulunan bu taşın benzerleri, dünyanın çeşitli ülkelerinde bilinçli olarak dikilmiştir. Washington  anıtı, yakın çağlarda dikilen bir anıttır. Washington anıtı (Washington'da bulunan dikilitaş), Amon Ra tapınağında bulunan orijinal dikilitaşlar ile aynı boydadır. Farmasonlarca inşa edilmiştir. Bu yazı kısaca bir fikir vermesi için kaleme alındı. Daha detaylı bilgileri "Bir Meczubun Rüyası" serisinin 3. ve 4.kitaplarında bulacaksınız inşallah http://www.gizliilimler.tr.gg/" rel="no follow - .

Sultanahmet Meydanı'ndaki Taşın Felsefesi

Piramit, Güneş ve göz; çok rastlanılan Masonik sembollerdir http://www.gizliilimler.tr.gg/" rel="no follow - .

1 Dolar'ın arka yüzünde üçünü beraber  görebilirsiniz meselâ. Sultanahmet Meydanı'ndaki taşa belli bir mesafeden, Güneş'i tam taşın üst kısmına denk getirip gözünüzü hafifçe kıstığınızda, Güneş ışıklarının bir piramit çizdiğini göreceksiniz http://www.gizliilimler.tr.gg/" rel="no follow - .

Dikilitaş

Resimde görülen Masonik sembole ve kullanılan tanımlamaya dikkat edin: İHTİŞAMIN ALEVİ. Burada güneş hüzmesi, "ihtişâmın alevi" olarak tanımlanmış http://www.gizliilimler.tr.gg/" rel="no follow - .

İhtişamın%20Alevi,%20Masonik%20Sembol

Bu resim, farmasonluğun en önemli sembollerinden bazılarını içerir. Ortadaki yıldıza dikkat edin. Para fotoğrafındaki yıldıza benziyor değil mi? Üçgenin içindeki "her şeyi gören göz"e dikkat! Üçgenden ve içindeki gözden yansıyan güneş ışınları "İHTİŞAMIN ALEVİ" olarak isimlendirilir. Bu arada bu Masonik sembol ile alakalı bir başka şeye değinelim çok kısa olarak. Ortadaki yıldıza dikkat edin. Şimdi de ilk defa yayınlayacak olduğumuz şu özel paranın ön kısmındaki yıldıza dikkat edin. Aynı yıldız değil mi? http://www.gizliilimler.tr.gg/" rel="no follow - .



Bu, Fransızların Fas'ta, "özel bir amaçla" bastırdıkları bir para. Bir 10 frank. Neyse, biz yine dikilitaşa geri dönelim. Gözün tepede olması, piramit çizilebilmek için özel bir ritüelin özel bir zamanıdır. Belli zamanlarda etrafında tavaf eder gibi dönen Şeytanîlerin ayin noktalarından biridir bu taş. Bu ritüel, kendi açılarından bir "büyü ritüeli"dir
http://www.gizliilimler.tr.gg/" rel="no follow - .

Büyü%20Ritüeli

Mason%20Ayini

Bu dikilitaşların üzerindeki piramitlere bakın, Hac'daki  Şeytan taşlama sırasında Şeytan'a atfedilen taşa bakın ve sonra benzerliklerine dikkat edin. Dediğimiz gibi, detaylar daha sonra inşallah http://www.gizliilimler.tr.gg/" rel="no follow - .



Bahsetmek istediğim bir başka konu, "2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul"un resmî amblemi. Acaba bu logonun manası nedir? Ne denmek isteniyor acaba, merak ediyorum. Acaba kapıya benzeyen 3 şey nedir? Şimon Perez, Millet Meclisinde yaptığı konuşmada "İstanbul, bizim için yüce bir kapıdır." demişti. Meclis tutanaklarına geçti bu sözleri. Ayrıca Papa'nın Türkiye'ye geldiği sıralarda  yazdığım "Yeni Dünya Düzencileri, İstanbul ve Papa"da şunları söylemiştim: "Yeni Dünya Düzenini Amerika dillendirir ve organize eder. Ama Amerika'yı kuranlar Yahudiler, ve masonlardır. George Washington, Amerika Birleşik Devletleri'nin ilk başkanıdır. Bu şahıs, Şeytanîlerin adamı ve asrın baş masonudur. Amerika Birleşik Devletleri'nin başkentinin ismi, bu şahsa  aittir. Hatta Washington adına masonların, Yahudi şeytanî teşkilatının yaptırdığı bir anıt da bulunur. Bu anıta devrin papa'sı, bir taş gönderir. Fakat Masonik Yahudi şeytanî teşkilatı şiddetle reddeder http://www.gizliilimler.tr.gg/" rel="no follow - .

Taşta şu ibâreler yazılıdır: "BÜYÜK HAÇ ALTINDA, KONSTANSTİNOPOLİS'TEN KUTSAL TOPRAKLARA BURADAN ADIM ATILACAK. LUTHER'İN SOYUNDAN GELECEK PAPA, İSA MESİH'İ ÇAĞIRACAKTIR." Ayrıca taşın üzerinde bâzı "belli" tarihler de vardır http://www.gizliilimler.tr.gg/" rel="no follow - .

Kısacası, Yahudilerin şeytânî teşkilatı, bu taşı gizlice çalıp Beyaz Saray'ın bugün bulunduğu yere, bahçesinde bir yere gömdüler. Şu an, eğer gerekirse Beyaz Saray'ı bile havaya uçururlar http://www.gizliilimler.tr.gg/" rel="no follow - .

Dikkat edin şu tabire: "Konstantinopolis'ten kutsal topraklara buradan adım atılacak." Burada bir KAPI'dan bahsedilmiyor mu? Aynı Şimon Perez'in dediği gibi bir KAPI. Bu kapı, nereye geçmenin işareti? Acaba Şeytanî,
Haçlı ve Vatikan, İstanbul üzerinde birleşti mi?

İstanbul%202010%20Avrupa%20Kültür%20Başkenti%20Europian%20Capital%20of%20Culture

Kanstantine%20Takı

Konstantin Takı, 1.Konstantin'in kazandığı bir zafer anısına milattan sonra 312 yılında Roma'da dikilmiş bir anıttır. Konstantin'in burada yeniden karşımıza çıkması enteresan, öyle değil mi? "Müslüman-Türk olan İstanbul" geri alınmak mı isteniyor? Unutmayalım, İstanbul'un Roma dönemi kurucusu aynı Konstantin ve Konstantinopolis ismi de O'ndan geliyor http://www.gizliilimler.tr.gg/" rel="no follow - .

Makaleyi Gönderen: Osman Gamsız

Kaynak: http://www.netpano.com/makale/?makale=956



-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 28-Mayıs-2009 Saat 18:21
Tedavi Usülleri
 

Tedavi Usülleri

Türkiye ve İslam Aleminin çeşitli yerlerinde hastaları tedavi etmeye çalışan hocaları üç grupta inceleyebiliriz.

1. Grup: Yıldızname ile tedavi yöntemi

Bu yöntem, hem aklen yanlış hem de İslamî hüküm itibari ile küfre yol açıcıdır.

Aklen yanlıştır, çünkü bu kitaba bakan hoca önce hastanın ismi ile annesinin ismini alıp ebced hesabı ile topluyor. Bu rakamı onikiye bölüp, kalan rakamı yıldıznameden okuyor. Hasta diyelim ki; 1980 yılında hocaya gitmiş ve ona sihir teşhisi konmuş olsun. Aynı hasta 1990 yılında yani on sene sonra yine hocaya gidecek olsa kendi ismi ile anne ismi değişmediğinden teşhis yine aynı olacaktır. Anne ismi Fatma, kendi ismi Ahmet olan çok kişi vardır. Ama bunların aynı hastalığa yakalanacağını kimse söyleyemez.

İslami hükmü küfürdür. Zira yıldızname kitabı çoğu yerinde gelecekten haber veriyor. Daha önce yazdığımız hadis-i şerifi burada tekrar edelim:

"Kim arrafe, sihirbaza, kâhine gider de onun söylediklerini tasdik ederse, Muhammed'e indirileni inkâr etmiştir."

2. Grup: Cinler Vasıtasıyla Tedavi Yöntemi

Bu usul ile teşhis ve tedavi yapanların çoğu cahil kimselerdir. Hatta çoğu Kur'an okumayı bilmez. Bu yol da yanlış ve İslam'ın kabul etmediği bir teşhis ve tedavi yöntemidir.

"Cinler mahlukatın en çok yalan söyleyenidir." (Hakim)

Hasta tedavisinde Peygamber Efendimiz (s.a.v)'den de, sahabelerden de, Tabiinden de cinlerin bilgilerine müracaat edildiğine dair en ufak bir rivayet yoktur. Bu yola tevassül eden kişilerin çoğu bizzat hastalıklar geçirmiş ve bu hastalıkların sebebi ile cinlerle irtibat kurmuş kimselerdir. Cinci hocalara giden hastalara sorulduğunda, kendilerine sihir veya cinni hastalık teşhisi konduğunu söylerler. Hatta sağlam bir kişi bu hocalara gitse ona da "sende sihir veya cin vardır" derler.

Ben şahsen bu tür dört hocaya gittim. Birisi bana öldürme kastıyla sihir yapıldığını, diğeri ise kısmetimin bağlı olduğunu söyledi. Tabi ikisi de yalan. Böyle bir şeyle karşılaştığınızda bu hastalıkları isnad edenlerden delil isteyin. İsbat etsin. Elbette edemez. "Bazı hocalar sihri tas içinde getirip çıkarıyor ve elinize veriyor." derseniz bu da isbat değildir. Çünkü bunlar bizzat hocanın eli ile hazırlayıp kendisinin göz boyaması sonucu veya bir şeytan vasıtasıyla tastaki suya attırdığı kâğıtlardır. Yeşilköy'de suyun içinde muska çıkartan bir cincinin çıkarttığı beş-altı muskayı gördüm. Muskaları bana getiren hastalar ayrı ayrı şahıslar... Bunların biri Kartal'dan, biri Kasımpaşa'dan diğerleri de hep muhtelif yerlerden gelmiş olmalarına rağmen, getirdikleri muskaların kâğıtları, yazıları ve ebatları hep aynı. Yani hepsi aynı kişi tarafından hazırlanmış, sihir falan değil. Yazılanları okudum hiçbir yerinde sihre dair bir alamet görmedim. Çıkan muskalar o sahtekâr tarafından hazırlanmış olan kağıt parçaları veya sabun gibi şeylerdi.

İsbat için "geçmiş hallerinizden haber veriyor" derseniz. Buhari'de geçen ve Ebu Hureyre (r.a.) tarafından rivayet edilen bir olayı dikkatinize sunarım: Ashabtan bir zat cinlerden hurma çalan bir hırsızı yakalamış ve iki defa acıdığı için serbest bırakmıştır, üçüncü yakalayışında cin ona insanları kendilerinin şerrinden koruyacak birşeyi öğreteceğini vaad ederek serbest kalmış ve o zat'a Ayat-el Kürsi'yi öğretmiştir. Bu durum Allah'ın Rasulü'ne (s.a.v.) anlatıldığında Ayet-el Kürsi hakkında bilginin doğru olduğunu ancak şeytanın yalancı olduğunu söylemiştir.

Bundan anlaşılacağı gibi geçmiş olaylar hakkında doğru bazı şeyler söyleyip itimat kazanır sonra yalan söylerler. Cinlerin konuşmaları arasında doğru ile yanlışı ayırt etmek oldukça güçtür.

Sekiz milyon lirası çalınan birisi bana gelip, paranın bulunması için yardım istedi. Kendisinin başka hocalara gittiğini hocaların da parayı çalan şahsı söylediklerini, paranın hangi gün çalındığını bildiklerini, hatta içlerinden birinin para çalınan evin resmini bile çizdiklerini söyledi. Ben ona parayı çalan şahsa dair bilginin yalan olabileceğini ne kadar söyledimse de ikna edemedim. Sonra ona bir dua verdim. O duayı okudu, beş gün sonra parayı çalan esas kişinin annesinin gelip "parayı benim oğlum çaldı, kimseye haber vermeyin, parayı ödeyeceğiz" dediği haberi geldi. Yani cinci hocaların çalınan paraların meblağı, çalındığı yer ve gün hakkında verdikleri bilgiler doğru, hırsız hakkındaki bilgi yanlıştı.

Bunların hastalıklar ve tedavileri konusunda verdikleri bilgilere de itimat edilmesi mümkün değildir. Zaten bu hoca bozuntularının yüzde doksanının kendileri hastadır. Önce kendilerini tedavi etsinler. Zaten tedavi olunca bir daha cinleri göremeyecek ve halkı da aldatamayacaklardır.

Bir kimse "ben çalınmışı bilirim, cinler bana haber veriyor" derse, kafir olur.

3. Grup: Rukye ile Teşhis ve Tedavi Yöntemleri:

İbni Mesud'dan (r.a.) rivayetle Peygamberimiz (s.a.v.) "rukye, temaim ve tivele şirktir" buyuruyor. Önce rukye'nin şirk olma sebebini açıklayalım. Rukye, okuyup üflemek ve üzerinde muska taşımak veya tabağa yazıp suyunu içmek manalarına gelir ki; bu şekli ile taviz adını alır.

Hadis-i Şerifte efendimiz (s.a.v.) "Rukye şirktir" (EI-Bezzaziyye) buyurdu. Şirk olma sebebini üç bölümde inceleyebiliriz:

a) Rukye'nin bizatihi tesirine inanmak ki; aşağıdaki hadislerden tesirine inanmanın ne demek olduğu anlaşılıyor.

Zeyd b. Halid el-Cüheni rivayet ediyor:

"Yağmurlu bir gecede sabah namazını kıldırdıktan sonra yüzünü Müslümanlara dönen Efendimiz (s.a.v.) şöyle dediler; "Rabbiniz ne buyurdu bilir misiniz?" "Allah ve onun Rasulü bilir", dediler. "Rabbiniz buyurdu ki 'bazı kullarım kafir bir kısmı da mü'min olarak sabahladılar. Cenab-ı Hakk'ın rahmet ve keremiyle yağmur yağdı diyenler bana iman etmiş yıldızlara inanmamıştır, ama falan yıldızın çıkması ile onun sayesinde yağmur geldiğini söyleyenler bana inanmamış kâfir olmuş, yıldıza inanmışlardır." (Buhari-Müslim)

İnsan yağmurun yıldız tarafından icad edildiğini, yaratıldığını kasd eder ise, kafir olur. Ancak yağmur Allah (c.c.)'ın iradesi ile O'nun yaratması ile oluyor diye inanırsa kafir olmaz. Her ne maksatla olursa olsun bu tür sözlerden kaçınmak lazımdır. Zira bu sözler gayrimüslimlerin kullandığı sözlerdir.

Abdullah b. Mes'ud'un hanımı Zeynep anlatıyor:

"Abdullah boynumdaki ipliği gördü ve "bu nedir?" dedi. "Okunmuş ipliktir" dedim, onu kopardı ve parçaladı sonra sen Abdullah'ın ailesisin şirke ihtiyacın yoktur. Resulullah (s.a.v.)'den duydum, "Rukye, temaim ve tivele şirktir" buyurdu. Bana niçin böyle yapıyorsun? dediğinde, Gözüm hep ağrır ve akardı, filan yahudiye gider okunurdum, iyileşirdi" dedim. Cevap olarak şöyle dedi;

"Onu şeytan yapıyordu, şeytan ona vuruyor, Yahudi okuyunca şeytan okuma sebebi ile iyileşti sansın diye elini oradan çekiyordu."

Şeytan'ın maksadı Yahudi ve kâhin yada arraf sınıfına giren cincileri meşhur edip, hem kendilerini hem de onlara giden hastaları küfre sokmaktır.

Şu hadis-i şerif muskanın veya rukyenin bizatihi tesirine inanmanın cennete girememe sebeplerinden olduğunun açık delilidir;

Peygamber (s.a.v.); "Ümmetimden yetmişbin kişi hesapsız cennete gider" dedi. Ukaşe (r.a.): "Ya Rasulullah, dua edin ben de onlardan olayım" dedi. Rasulullah dua etti. Sonra bir başkası daha kalkıp "Bana da dua edin ben de onlardan olayım" dedi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) "bu hususta Ukaşe seni geçti" buyurdu ve evine gitti. Ashab-ı Kiram (r.a.) aralarında cennete hesapsız kimlerin gireceğini konuşmaya başladılar. "Dağlama yapmayanlar, muska takmayanlar, uğursuzluğa inanmayanlar ve Allah'a tevekkül edenler" dediler.

Bizatihi ne muska, ne okumak, ne çanağa yazıp suyunu içmek tesir etmez, şifa veren Allah (c.c.)'dır.

b) Manası belli olmayan kelimeler ile rukye yapmak:

İbranice ve Süryanice manası belli olmayan kelimeler ile rukye yapmak caiz değildir. Ashabdan bir kısmı "biz cahiliyye devrinde efsun yapardık, bu durumu Rasulullah'a arz ettik. Rasululah (s.a.v.) okuduğunuz şeyleri okuyun buyurdu. Onlar da okudular, içlerinde küfür ve şirk kelimesi olmayanları kabul etti. Aksi takdirde red etti." diye rivayet etmişlerdir.

Bir muskayı kullanmak için içinde küfür veya haram yazının bulunmadığını bilmek lazımdır. Açtığım çok muskalarda imza denemesi gibi karalamalar vardı. Bu tür sahtekar insanlara ister sihirbaz ister kahin isterse arraf olsun verilen para ittifakla haramdır.

Rukye, arabî lisan ile veya manası bilinen bir lisan ile olmalıdır.

c) Rukye, Ayet-i Kerime Allah (c.c.)'in isimleri veya hadisle gelen Efendimiz (s.a.v.)'ın öğrettiği dualar ile olmalıdır.

Cinlerin isimlerini hastaya yazıp şifa beklemek veya onların isimlerini okuyarak onlardan hastaya şifa vermelerini istemek, ay, güneş, yıldız gibi Allah (c.c.)'ın isimlerinden gayrı ile yapılan rukyeler, işte bunların hepsi yasaklanmıştır. Demirle, tuzla, iplikle ve mührü Süleyman ile rukye yapmak mekruhtur.

Kafir muskanın faidesine inanırsa bile ona ayet-i kerime ve mübarek isimler ile muska yapmak caiz olmaz, haramdır. (Feteva-i Fıkhiye)

Şimdi rukyenin caiz olabilmesi için gereken şartları iyice anladıktan sonra, rukyenin faidesine geçelim.

1. Allah (c.c.)'m isimleri, Ayet-i Kerime, Resulullah (s.a.v.)'dan mervi dualar.

2. Arap lisanı veya manası anlaşılan bir lisan ile yazılanlar.

3. Te'sirinin Allah (c.c.)'dan olup, Allah (c.c.) dilerse te'sir verip, dilerse vermeyeceğine inanmak.

Bu şekilde yapılan rukyeler caizdir. Rukye, Allah (c.c.)'ın izni ile te'sir edeceğine inanıp güvenen insana te'sir eder. Bu tesiri Allah (c.c.) yaratır ve şifa verir.

Muskayı muşamba, naylon gibi su geçirmeyen şeylere sarılı olarak cünüp kimsenin taşıması ve helaya girmesinin caiz olduğu Halebi'de yazılıdır. Helaya girmeden dışarıda bırakmak mümkün ise daha iyidir.

İbni Mace'de, Hz. Ali (r.a.)'nin bildirdiği hadiste Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor ki: "ilaçların en iyisi Kur'an hastaya okunur ise hastalığı hafifler, eceli gelmiş ise ruhunu teslim etmesi kolay olur.

TEMİME: Manası bilinmeyen veya nazarlık denilen şeyleri taşımaya temime Denir ki; hadis-i şerifte geçtiği gibi bu da şirktir. Nazarlık ve emsali şeylerin bizatihi kendisinin tesirine inanmak şirktir. Her ne kadar, tesir nazar boncuğu veya ona benzer şeylerden beklenilmese de bu tür hallerde uzak olmak en doğru iştir.

TİVELE: Muhabbet hasıl etmek için yapılan şeyler şirktir. Küfür sayılmasının sebebi takdiri ilahinin aksine tesir yapabileceğine inanılmasıdır. Bir kadın kocasına muhabbet için muska yaptırırsa bu haramdır. (F. Hindiyye). Karı-Koca arasında muhabbet için ancak Allah (c.c.)'a aralarında muhabbet yaratması için dua edilmelidir. Aksi takdirde muska gibi şeyler ile sihir yapmak doğru değildir.



-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 28-Mayıs-2009 Saat 18:23
UYARI: Büyü Allah'a Şirk Koşmaktır
 

UYARI: Büyü Allah'a Şirk Koşmaktır

Allah'u Teâlâ (c.c.)'nın kulları üzerindeki en büyük hakkı, varlığını ve birliğini kabul edip, O'na hiçbir şeyi ortak koşmamaktır. Çünkü şirk, günahların en büyüğüdür. Kur'an-ı Kerim'de bu hususta şöyle buyurulmaktadır:

"Doğrusu Allah, kendisine eş koşulmasını bağışlamaz. Ondan başkasını, dilediği kimse için bağışlar ve mağfiret buyurur. Kim de Allah'a eş koşarsa, gerçekten pek büyük bir günah uydurmuş olur." (Nisa: 4icon_cool.gif

Her kim imandan sonra küfre düşerse, yaptığı ameller boşa gider ve o ahirette hüsrana uğrayanlardandır." (Maide:5)

Bu ayet-i kerimelerden anlaşılacağı gibi, Allah (c.c.) şirk ve küfrün hiçbir çeşidini affetmez, imandan sonra bu duruma düşenlerin daha önce işledikleri namaz, oruç, hac, zekat ve hayırlı amellerinin sevabı defterinden silinir. Ona ne bir peygamber şefaat edebilir ne de bir veli, mü'minler de ona merhamet olunması için dua edemezler.

Buhara ve Semerkand ulemasına göre bilmemek bu hususta mazeret değildir. Mazeret iki halde kabul edilir:

1. Lisanın sürçmesi; Kişi bazen söylemek istemediği halde bazı sözler irade dışında kendisinden sadır olur. Çok sevinen bir insanın Allah (c.c.)'a şükrederken yanlışlıkla, "Sen benim kulunsun, ben de senin Rabbin" demesi gibi.

2. Aklın gitmesi; Kişinin delirmesi, bunaması ve benzeri ağır akıl ve ruh hastalıklarına müptela olması durumunda söz ve işlerinden dolayı hesaba çekilmeyeceği bilinen bir husustur.

Küfrün çeşitlerinden herhangi birisi ile imandan ayrılan kişi, sadece istiğfar ederek imana giremez. Bu ona fayda vermez, belki günahı daha da arttırır. Küfrüne sebep olan itikadı yanlışlığını anlayıp bunu düzeltmesi, sonra şehadet kelimesini kalbiyle tasdik ederek söylemesi ve bir daha o bozuk itikada dönmeyeceğine dair Cenab-ı Hak'ka söz vermesi gerekir.

Küfür üç kısımdır: Lafzi, fiili, itikadi.

Lafzi küfür: Allah'a, peygambere, dine, imana sövmek, (v.s.)

Fiili küfür: Kur'an-ı Kerim'i veya Kur'an-ı Kerim'den bir ayeti ya da Allah (c.c.)'ın ismi yazılı olan bir kağıdı bilerek pisliğe atmak.

İtikadi küfür: Allah (c.c.)'ı semada bilmek gibi, O'nu noksan sıfatlarla bilmek. (Allah (c.c.) mekansızdır) Melekleri Allah (c.c.)'ın kızları bilmek, v.s.

Gerek memleketimizde gerekse İslâm dünyasının pek çok yerinde, lakapları hoca, hatta şeyh olan çok kimse vardır ki, bunlar şirk ve küfür içindedirler. Bu yetmiyormuş gibi yanlarına gelen, kendilerine herhangi bir hastalığın tedavisi için müracaat eden zavallı Müslümanları da saptırıp, küfür çukuruna düşürürler.

Bu küfrün en önemli sebebi ise, gayba dair haber ve bilgi vermeleri, karşıdakilerin de buna inanmalarıdır.



-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 28-Mayıs-2009 Saat 18:26
Voodoo
 


“Uzak ve soluk, boğuk davul sesi sanki ormanın kalbinden yükseliyordu. Ses titreşimlerin dışında başka bir şeylerin varlığını hissetim. İlkel geçmişin o anla kaynaştığı, bilinmeyene doğru sürükleyen bir çekim gücü, hiç değişmeyen ritimli zonklamalarıyla beni çağırıyordu.

“... yalnız bir davul, yalnız bir ruh tekrar ve tekrar “gel bana, gel bana, gel bana” diye çağırıyordu. İki yalın vuruş ve hemen ardından heyecan verici oyuk bir titreşim yayan sert ve büyüleyici tek bir vuruş...”

Strange Altars, Marcus Bach

Voodoo

"Ta Ta Tom... Ta Ta Tom... Ta Ta Tom... " Yineden mı? Neydi o ses? Evet! Evet! yıllar önce duymuştum o hızlı tempolu vudu tamtamları... insanın kanına, beyine işlenen... o ürkütücü... çekici, karşı koyulmaz sesler! çağırıyordu, sürüklüyordu yine!

Uçağımız Rio de Janeiro üzerindeyken heyecanlı fısıltılar patırdılar bizleri uyandırdı, herkesin gözü sağdaki kabin camlara yapışmış, bizim gibi solda oturanlar ise daha iyi görebilmek için ayağa kalkmıştı. Pilot aşağıdaki manzaraya göstermek için uçağı 45 derecelik bir meyille uçuruyordu. Altımızda Corcovado ("kambur") tepesi gözüktükçe herkesin nefesi kesildi. Üzerinde dev 45 metrelik "Kurtarıcı İsa" heykeli kollarını bütün Rio'yu kucaklaşmışçasına açmış, herkesin filmlerde, mecmualarda gördüğü bu 700 metrelik görkemli, sarp yamaçlı dimdik tepeyi canlı canlı görmenin coşkusu herkesi sarmıştı. Altında 10.000 tropik bitki türü barındıran Jardim Botânico parkı yemyeşil serilmiş ve pırıl pırıl bir gerdanlık gibi bezenmiş şehri geniş, çok geniş çılgın desenli yaya kaldırımları ve her biri hakkında şarkılar bestelenmiş Copacabana, İpanema gibi sayısız cıvıl cıvıl plajlar çevreliyor, masmavi denizin ardında sayısız dağlar, tepeler, adacıklar ve Corcovada benzeri teleferik ile çıkılan dimdik Pâo de Açucar (şeker yığını) tepesi. Gerçekten nefes kesici, büyüleyici bir manzara, bu arada büyü derken ... tam da yerine gelmiştik. Doğrusu kim tahmin ederdi ki, Rio'da elli bin Umbanda, yani Vudu merkezi olduğu söyleniliyor.

"Ta Ta Tom... Ta Ta Tom... Ta Ta Tom..." Şimdi hatırladım, Londra'da Roundhouse tiyatrosunda bir gece "Bahia'lı Vudu Dansçıları" inanılmaz bir performans vermişlerdi. İlk kez bu zaman Vudu ile yüzyüze gelmiştim. Dansçılar, kimisi siyah, kimisi beyaz ve kimisi Kızılderili, ancak çoğu bu üç ırktan, bu üç renkten oluşmuş bir Brazileiro kokteyli, yarı akrobatik zengin bir şov sundalar. Ve müzik... insan o müziği dinlediği zaman, Vudu'nun hipnotik, büyüleyici ve coşkulu etkisini daha da iyi anlıyor. Tamtamlar kalp atışlarına senkronize olup, nabzı hızlandırıyor ve bedeni etkisi altına alıyor. O zaman anladım ki, Vudu’nun arkasında bildiğimizin dışında başka şeyler var, basit bir olay değil. Ayrıca danslar, sesler, bir renk ve ses cümbüşü, ilkel ama doğal bir zarafet, sanki insani duyguları doğa güçleriyle kaynaşmış. İnsan kendini doğada, doğada kendini insanda bulmuş.

Tarih: Eylül 1995, yer: Amerika Birleşik Devletlerinin Vudu merkezi olarak bilinen güney eyaleti Lousiana baţkenti New Orleans, Beyaz Mambo (Vudu rahibesi) Dolores EBN TV muhabirine yaptığı ayin amacını şöyle anlatıyor: "Sokaklarda artan suç, şehrimizi yaşanmaz bir duruma getirdi, bunu bertaraf etmek için "Ogun"u çağırmaya karar verdik, çünkü o bu işe en uygun, ateş ve demir loa'sudur" (Vudu tanrısı veya tercihe göre aziz). Hemen sonra, ekranda çıkan görüntüler, gece-yarısı meşaleler ve yer ateşleri ile aydınlanmış kadın ve erkek, zenci ve beyaz, erkekleri yarı çıplak, kadınları uzun beyaz elbiseli turban başlı mambo'nun müritleri "azizlerin oğulları ve kızları" kendilerini iyicene ritime kaptırmış dans ediyor ve biraz da şov yapıyorlardı. Yine o ritim, yine o tekdüze tempo "Ta Ta Tom... Ta Ta Tom... Ta Ta Tom...". Muhabir suçların gerçekten azaldığını söylüyor. Kim bilir belki de sabıkalılar korkudan faaliyetlerine ara vermişlerdi.

İster New Orleans, Rio, Bahia, Port au Prince (Haiti), Miami'nin Küba'li ve New York'un Puero Rico'lu semtlerinde olsun, aynı tamtam sesleri geceleri yükseliyor, tütsüler ve mumlar yakılıyor, kanlı kurbanlar kesiliyor, adaklar veriliyor. Ve kökeni Afrika'da bulunan bu uygulamalar yavaş yavaş Amerikaların her tarafına yayılıyor. Gizlice A.B.D.'nin hemen hemen her büyük kentine hayal edilemeyecek kadar sızmış bile ve 5 milyon taraftarı olduğu söyleniyor. Ve belki bir gün, bir gezide en olmadık yerlerde kulaklarınıza şöyle bir ses gelirse, "Ta Ta Tom... Ta Ta Tom... Ta Ta Tom...", hiç şaşmamanız gerekir.

Bu durumda ne yapmak gerekir? aksi istikamete son surat kaçmak mı?  Ayin yapılan bir Vudu humfo'su, bir Candomble terreiro'su veya bir Umbanda tenda'su muhtemelen sokaktan daha güvenlidir ve gelenleri geri çevirmek kurallara aykırıdır, herkes misafirdir. Ancak, yine de bazı merkezlerde dikkatli adım atmak gerekir, özellikle söz konusu bir Quimbanda veya Petro merkezi ise! Ancak, onlar dahi fazla korkulacak yerler değildir.  Bu sayfalarda, Türkiye'de ilk kez Vudu konusunda gerçeği açıklamayı hedefliyoruz. Vudu ile ilgili çok şey söylenmiş, çok atıp tutturan olmuştur. Ancak doğruyu eğriden ayırmak için her şeyde olduğu gibi sağlam bilgiler gerekir. Vudu sansasyon dolu, istismara açık bir konu olduğu kadar, çeşitli araştırmacılar, bilim adamları, özellikle antropologlar tarafından titizlikle incelenerek, konusunda dört dörtlük kapsamlı eserler de yazılmıştır. Bunun dışında güvenilir yazarlar bizzat olayları yaşayarak birinci elden kazanılmış deneyimlerini aktarmışlardır. Bu arada Vudu bir takım saçma sapan roman ve filme de konu olmuştur.

Yurdumuzda 1983 yıllında Altın Kitapları tarafından yayınlanan "Kara Büyü" (2), bu konuda ender bir istisnadır, yinede romanın sonlarına doğru konu giderek gerçek dışı bir boyut kazanıyor. Adım adım Küba asıllı Vudu dini Santeria konusunda belgesel özellikte bilgiler veren bu kitabın ne asıl ismi "Kara Büyü", ne de yazarının asıl adı Nicholas Condé. "The Religion" ("Din")(3) adlı bu kitabın, 1982 İngiliz Corgi baskısının arka sayfasında bakın ne yazıyor: "Bu roman için gerekli derin araştırma Nicholas Condé'yi Vudu ayin ve sırların en ücra çevrelerine soktu. "The Religion"nin arkasındaki hikaye şok edici gerçeklerle doludur ... o denli gerçek ki yazar adını açıklamaktan kaçınıyor". Konuyu anlayan biri için kitabın asıl ismi "Din" Vudu gerçeğine uygundur, "Kara Büyü" kapak adı ise, Vudu olaylarından uzak yaşayan Türk okurların anlayışlarına uyarlanmıştır. Bilenler için, Vudu önce bir dindir, büyü sadece yüzlerinden biridir.

Aynı şekilde romanın filmini çevirdiklerinde adını "The Believers", Türkiye'de sinema ve TV'de "Tarikat" olarak gösterildi. Ancak, belgesel nitelikte verilere rağmen roman öykü uğruna Vudu gerçeklerinden sapıyor, film de iyicene sapıyor. Birkaç gerçekçi sahne dışında, film Vuducuları güç peşinde insanlık dışı varlıklar olarak gösteriyor. Oysa, onları iyi tanıyanlar insani yönlerinin güçlü, mizah anlayışları olduğunu bilir. Diğer bir örnek, “Angel Heart”, (Şeytan Çıkmazı) aynı şekilde Hollywood safsataları yansıtıyor: “iyi (veya çoğu zaman olduğu gibi kötü) bir hikaye uğruna her şeyi saptırmak geçerlidir”.

"Gökkuşağı ve Yılan" (The Rainbow and the Snake), fantastik ve eğlendirici hikayesine rağmen, neredeyse belgesel nitelikte gerçekçi ve iyi araştırılmış bir film. Ancak film ve romanlar ne denli gerçeklere yakınsa da, yine de öykü icabı sapmalar görülmektedir. Yine de, gerçek her zaman öykülerden tuhaftır ve Vudu gerçeği romanlara ve filmlere aktarılmayacak kadar garip ve alışagelmiş değerlerimizden bambaşka bir dünyayı temsil ederler. Aslında bu film Wade Davis'in aynı başlıklı ve gerçek bir hikaye içeren kitabından esinlenmiştir(4). Aynı filmdeki gibi Wade Davis Vuducuların sırlarını keşfediyor ve zombi pudrasını tıbbı olarak incelenmesi için Haiti’den kaçırıyor.

Yakında Meta yayınlarından David St Clair’in “Davul ve Mum” (Drum and Candle(5)) kitabı yayınlanacaktır. Arkadaşımız Haluk Özden tarafından tercüme edilen bu kitap Brezilya Vudu'su konusunda oldukça aydınlatıcı ve ayrıntılı bilgi vermektedir. Ayrıca roman gibi okunacak sürükleyici bir eserdir. Çıktığı zaman okumanızı öneririz.

Bir an için ön yargılarımızı bir kenara bırakırsak kabul etmemiz gerekir ki Vudu her şeyden önce bir dindir ve oldukça popüler bir dindir, taraftarları genelde fakir halktandır. Bazılarına göre dünyanın en eski dini olan Vudu'nun kökeni Afrika'dır, ancak yerine göre Hıristiyanlık, Kızılderili Şaman ayinleri ve hatta spiritizma (ruhçuluk) bile karışmıştır, ayrıca yerel bir takım ilaveler ve gelişmelere de tabi olmuştur. Örneğin Santeria'nın bazı türlerinde tamamen Hıristiyan bir dış görünümü almış olabilir, hatta taraftarları tamamen beyazlardan oluşmuş merkezleri de vardır. Ancak, burada yanılmamak gerekir, buradaki uygulamalar esas itibarıyla Afrikalıdır. Hıristiyanlık sadece dış görünümüdür ve binlerce yıllık animist unsurlar onu adeta yutmuştur.

Afrika Kökenli İnançların Amerika’ya Göcü

Birkaç yüzyıl önce, Güney ve Kuzey Amerikalı ve Karaipli beyaz adamları tarlalarında ve evlerinde köle olarak çalışacak binlerce Afrika kökenli zenci getirmişlerdi. Bu kölelik yılların hikayesi uzun ve hazindir ve siyah adam büyük çilelere ve haksızlıklara maruz kalmıştı. Afrikalılar sıcak iklimlere karşı dayanıklı ve çalışkandılar, Kızılderililer tarlalarda denenmişti, fakat iyi sonuç alınmamıştı. Beyaz efendileri bu köleleri gün doğumundan gecelerin geç saatlerine kadar çalıştırıyorlardı. Ülkelerinde ayrı kabilelerde yaşayan bu zenciler bir arada yaşamak zorunda kaldılar. İnançlarını ve ayinlerini birleştirdiler. Aralarında Senegal asıllı Müslümanlar bile vardı ve hatta bunlar Haiti'de bazı köle ayaklanmaların arkasında bulunmuşlardı.

Beyaz adam, kendini haklı gösterebilmek için, gerekçe olarak köleliğin amacını Afrikalı’yı putperestlikten kurtarmak, vaftiz ederek İsa'nın yolunda hidayette erdirmek olarak göstermek zorundaydı. Zencileri vaftiz edilse de, dıştan Hıristiyan gözükseler de, onları biraz kazıdım mı, altları öz ve öz Afrikalı çıkıyordu. Vaftiz töreni Afrikalı için sadece yeni bir sihirli formüldü, oysa kendisi onun gibi daha ne ayinler bilirdi, hatta kendince daha sihirlisini de. Bu işten "beyaz adam ne anlardı ki?". Afrikalı, çektiği bütün zorluklara rağmen, belleğinde kültürünü, geleneklerini olduğu gibi taşıyordu ve bir yandan beyaz adamın büyüsünü öğrenmeye çabalıyordu.

Zaten beyaz adam aslında kendi dinini fazla aşılamak istemiyordu, zencileri ne kendisi ile aynı platforma oturtmak, ne de kafasını kurcalayacak fazla fikir vermek istiyordu. Ne de olsa, beyaz adam siyah adam sayesinde zengin olmuştu ve siyah hizmetçilerle çevrili büyük bir konakta yaşıyordu. Bu arada beyaz adamın çocuklarına bakan zenci süt annesi ona Afrikalı orişa (Brezilya'da loaların adı) ve büyücüler hakkında masallar anlatıyordu. Ayrıca, hizmetçi odasında genç ve güzel zenci, beyaz efendiyi kendisine bağlamak için büyü yapıyordu, tropik iklimler beyaz hanımefendiye göre değildi, gün geçtikçe eriyordu ve günleri de sayılı idi. Bu beyaz gelinler 13, 14 yaşlarında Portekiz'den getiriliyordu ve hemen evlendiriliyordu. Genç yaşlarda aşırı doğumlar onları zayıf kılıyordu. Efendilerin ilgileri de hep dişi kölelerdeydi. Güzel zenci, beyaz efendinin bakışlarını fark etmişti ve olayların gelişi kaçınılmazdı. Artık Brezilya kanunları bu tür evlilikleri kabul ediyordu, siyahlarla evlilik dışı ilişkiler ise zaten çığırından çıkmış durumdaydı. Saat ilerlemişti ve beyaz adam yatmıştı, fakat çok uzaktan, yoksa kölelerin toplu olarak kaldığı baraklardan mı? garip bir ses geliyordu ... "Ta Ta Tom... Ta Ta Tom... Ta Ta Tom... ". Azizlere dua etmeye ve siyah süt annesinin ona verdiği korunma muskasını sıkıca sıkmaya başladı.

Bu arada, her nasıl olduysa, garip bir mütasyon başladı, Afrikalılar azizlere, İsa'ya ve Meryem Ana'ya aşırı ilgi göstermeye başladılar. İlk başta bunun sebebi tam olarak anlaşılmadı, ancak bunun aslı şöyle idi: Zenciler heykel, vitray ve ikonalarda tasvir edilen İsa ve Meryem Ana'yı, aziz, melek, havare ve peygamberleri kendi tanrıları ile özdeşleşmişlerdi. Yoruba esaslı Brezilya Makumba'sını ele alırsak, savaş orişa'sı (loa) Ogun, mızrağı ile ejderhayı öldüren San Jorj'dan başka kim olabilirdi. Gök tanrısı Oşala ise İsa, Yemanje de Meryem Ana olmalıdır vs. Zamanla Katolik esaslar, Vudu ayinlerin bir parçası haline geldi, ancak hep arka plandaydılar. İrtibat kurulan loalar ve orişalar da her zaman Katolik mezhebin savunucularıydı, Protestanlık onlar için neredeyse dinsizlikten kötü. Ayinler, azizler, fetişler (kutsal cisimler) olmayan bir dinde loalar ve orişalar kendilerini sudan çıkmış balık gibi hissederler, zira onları besleyen inanç ve ibadet ... Eh inanç güzel de, bir iki tütsü veya da mum olsa... hatta kanlı birer kurban ve biraz içki ve puro da sunulsa gel keyfim gel, doğrusu bu yine ülke de o kadar da fena değilmiş. Loalar, Kızılderililerin ayinlerinde kullandıkları tütünü ve beyaz adamın içkisini bir tattıktan sonra, onlar ayinlerin vazgeçilmez unsurları olarak kalmıştı. 

Genel bir kural olarak, yeni dünyanın Protestan ağırlık yörelerinde zencilerin Afrika kültürel kökenini kaybettiği ve Katolik ağırlıklı yörelerde bir şekilde koruduğu denilebilir. Kuzey Amerika’da, Afrika asıllıların kökenlerini önemli ölçüde kaybettiği açıkça görülüyor.

Bir yandan siyah adam beyaz adamın dini inançlarını kendi inançlarına katarken, aynı şekilde beyaz adam siyah adamın inançlarından etkilenmeye başlamıştı. Ne de olsa İspanyollar ve Portekizler yüzyıllardır Kuzey Afrikalılar ile yan yana yaşadılar, kanlarında da Faslı kanı vardır. Ayrıca, Katolik mezhebinde de az hurafe yoktu. Ne de olsa, Roma kilisesi neredeyse bütün ayin ve adetlerini, Papanın kıyafetine kadar Roma paganizmi ve Mitra kültünden almıştı. Ayrıca, Katolizmin yayıldığı Avrupa’da eski tanrılar azizlere dönüştürülüyordu. Brigit tanrıçası azize Brigit oluyordu. Dolayısıyla bu süreci tekrar tersine dönüştürme o kadar da zor olmaması gerek.

Fransız hakimiyeti altında Haiti'de böyle bir gelişmeye gerek yoktu, çünkü köleler efendilerinden Fransız ihtilali örnek alarak ayaklandılar. 1, Ocak 1804'te kurdukları cumhuriyetten önce beyazların çoğu katliama kurban gitti. İhtilalin başında Vudu babaloa ve mamaloalar vardı, taraftarlarına beyaz adamın kurşunlarının onlara işlemeyeceği, ölürlerse ruhlarının Afrika'ya gideceğini söylüyorlardı. Budan sonra Haiti 150 yıl dış dünyaya kapalı kara bir ada olarak, Cumhuriyet ilkelerine bağlılık gösterilse de, Vudu’nun neredeyse resmi din olarak egemenliğini sürdüğü küçük bir Afrika adası oldu.

Vudu denildiğinde insanının aklına genelde korkunç ve kanlı ayinler, kurbanlar, yılanlara, dehşet verici putlara tapınma. Kara büyü, afsun, füsün, rukiyeler. Zombiler ve üzerine beddualarla iğneler batırılmış taş bebekler gelir. Böyle şeyler yok demek yanlış olur. Ancak, çoğu kez kara büyü, toplu cemaat şeklinde çalışan Vudu tarikatları dışında, bireysel olarak çalışan bocor, macandal, veya obayifo'ların (büyücülerin) işleridir. Afrika'da köle ticaretinin ilk durağı Afrikalıların kendileriydi, özellikle Dahomey kralları köle olarak sattıkları savaş esirleri dışında, yasalarını çiğneyen büyücüleri, özellikle kara büyücüleri de satıyorlardı. Büyücülerin faaliyetlerini dini faaliyetlerden ayırmak gerekir. Dinin Latince'si "religio"dur ve toplu şekilde uygulanan ibadetler ve ayinler anlamına gelir. Dinde sosyal unsur ağır basar, kara büyüde kişisel çıkar ağır basar ve genelde sosyal normlar önemsenmez. Bir babaloa da büyü yapar, kişisel çıkarlar da söz konusu olabilir, hatta bunlar bizim ahlak anlayışımızı biraz zorlayabilir. Ancak, bunlar bulunduğu toplumun normlarına ya uyar, ya da bir şekilde kendini kabul ettirmek zorundadır. Zira ahlak kurallar toplu yaşamın getirdiği bir icaptır.

Loalar ve Orişalar

Köleliğin yasaklanması ve Haiti gibi ülkelerin bağımsızlık mücadelelerini kazanmaları, yasak bir yer altı tarikatı gibi cereyan eden, veya Hıristiyanlık kamuflesi altında düpedüz pagan alemleri yapan toplulukların gün ışığına çıkması artık an meselesiydi. Fransızca konuşulan Haiti'den Dahomey kökenli Vudu, yine Fransız etkisi ve ayrıca İspanyol etkisi de bulunan New Orleans'den Obeah ve Hoodoo, İspanyolca konuşulan Puerto Rico'dan Santeria (Azizler Mezhebi), Küba'dan Santeria ve Lucumi, Portekizce konuşulan Brezilya'dan Yoruba kökenli Candomble, Bantu kökenli Umbanda ve Quimbanda (Kimbanda) türemiştir.

Vudu konusunda tanınmış bir uzman, Fransız antropologu Alfred Métraux, "Voodoo"(6) adlı kitabında Vudu kökenindeki Afrika dinleri konusunda şöyle yazmıştır: "Vudu'nun çoğu zaman sadece emprovize bir örneği olduğunu, Batı Afrika dinlerini de ilkel görmek yanlış olur. Bu dinler klasik Doğu ve Ege dünyasının kadim dini inanç ve ayinlerini yaşatmışlardır. Örneğin, Giritli çift balta "labrys"in Şango tanrısının tapınmasındaki rollünü ele alabiliriz.

"Dahomey dini inceliklerle doludur. Fa Geomansisi (Geo=toprak, mancy= kehanet, fal- palmiye cevizleri ile remil kehaneti) o denli karmaşık ve sembolik ima ve yorumlarında o denli gelişmiştir ki, ancak teolojik spekülasyonlara vakit ayırabilen, bilgi yüklü bir rahip sınıfı tarafından geliştirilmiş olabilir. Eğer Dahomeylilerin doğa-üstü alem konusunda oluşturdukları anlayışı incelemek istesek, Mawa olarak tanınan belirsiz cinsiyetli tek bir Yüce Tanrı ve altında panteonlar ve bazen de hiyerarşiler şeklinde uzanan ilahlar buluruz. Kaderin vücut edilmiş şekli Fa ile ilgili bu efsanelerde özel bir yer vardır. Esas doğa tanrıları dışında bir sürü kutsal ruhi varlık da vardır... Müzik ve dans tarikatları ile o denli yakınen kaynaşmıştır ki, bir bakıma bir 'dans dini'nden söz etmek mümkündür. Dans, esasen ilahların inananlarla normal iletişim yöntemi ilahi pozesyonun aracıdır."

Vuducular inançlarını şöyle açıklarlar: Tek bir Yüce Tanrı vardır. Loalar, Tanrı'nın "insanlara yardımcı olmak üzere yarattığı" varlıklar, Tanrı ve insan arasında aracılardır. Doğa-üstü güçlerle donatılmış, fizik üstü bir alemde mekan ederler ve insanların dileklerini yerine getirirler, onları korurlar ve gerektiğinde cezalandırırlar. Her biri belirli bir gücün, belirli bir mekanizmanın sorumlusudur. Örneğin bir ateş loasunu çağırıp yağmur dilemezsiniz. Yüce Tanrı direkt olarak insan sorunları ile ilgilenmez, çünkü çok uzak bir boyuttadır, dolayısıyla onunla ilgili herhangi bir uygulama yoktur. Ancak, loalar bir dilek yerine getirdiklerinde ve onlara teşekkür edildiğinde "bana değil, Tanrıya şükret" derlermiş. Vuducular da neredeyse kaderci bir yaklaşımla başına gelenlere "Tanrı işi" derler, ancak önleyebilecekleri veya değiştirebilecekleri bir durum olduğunda çekinmeden loalara başvururular. Böyle olmakla beraber Vudu da aslında ibadet ağır basar.

İbadet şekli de başta danstır. Diyeceksiniz ki, böyle ibadet mı olur? bu nasıl din? Dans, müzik, eğlence, içki, tütün, seks, büyü ve dinden uzak olarak düşünülen, daha akla gelecek nice şeyler. Çok farklı bir din anlayışı ile yetiştirilmiş olan bizler için bunu anlamak çok zor olabilir, ama farklı da olsa burada gerçekten bir din vardır. Bu idrak edilen bir şeyden ziyade, hissedilen bir şeydir. Bu merkezlerde çok dinamik bazı güçlerin varlığı sezilir, yanında kilise soluk kalıplaşmış bir kurum gibi kalır, sanki bütün canı ve sihri çoktan yitirmiş zorla ayakta tutulan bir ceset gibi. Oysa, Vudu yaşayan bir dindir, öte alemle teması hiç bir zaman koparılmamış. İrtibat kurulan varlıklar bazen biraz kaba da olsa, hem bir üst olmanın yetkisini sergiliyorlar, hem de sanki doğa-üstü güçler, sezgiler gösteriyorlar. Loaların en önemlileri Santeria'ya göre "Yedi Afrikalı Kuvvet" ve Umbanda'ya göre "Yedi Manga" şefleridir. Bunlarla irtibat kurulması çok enderdir, ancak yardımcıları ile sık sık irtibat kurulur. Bunların dışında melek, cin, ruh, aziz, şeytan, canavar türünde çeşitli loalar vardır. Kimisi bir doğa gücü, kimisi de bir zamanlar insan olarak yaşamış varlıklar olduğu inanılır.

Loalar dilekleri yerine getirirler, ama çoğu zaman sembolik dahi olsa karşılığında bir bedel isterler, bu puro, içki, yemek şeklinde olduğu gibi her loanun kendine göre zevkleri ve kurbanları vardır. Vudu'nun yaygın olduğu yerlerde loalar aynı komşu veya akrabalar gibi, inananların hayatında önemli rolleri bulunan gerçek kişiler olarak görürler. Örneğin yılbaşında birçok Cariocas (Rio yerlisi) Copacabana plajına giderler ve denize adak olarak çeşitli hediyeler atarlar, örneğin Fransız parfümü, bir kutu çikolata, şampanya (maddi imkanlarla ölçülü olarak) vs. gibi... bir erkeğin flört ettiği kadına vereceği türden hediyeler. Bunlar deniz orişası Yemanja'ya verildiği kabul edilir. Bu şekilde varlık ve insan arasında, aile ferdi ve dostmuş gibi özel ve duygusal bir bağ kurulur.

Ayrıca bir nokta daha var. İnsan bunu Vudu ile yüz yüze geldiğinde fark ediyor. Vudu'da zenci, beyaz, mulato, Kızılderili, melez ayrımı yoktur. Bir Cariocas'ın beyaz tenine aldanmayın, hatta kendisine sorsanız tılsım, büyü gibi şeylere inanmadığını da söyleyebilir, ama gizlice o da bu işin içindedir. Çoğu boynunda figga denilen bir uğur tılsımı taşır, gümüş, kıymetli veya yarı kıymetli taşlardan imal edilen figgalar, bir el şeklindedir ve bizce ayıp sayılan bir parmak işaret bulunur ve şer etkileri def ettiği inanılır. Bahia'ya gittiğimde orada Mahatma Ghandhi Tereiro’su olarak anılan 5000 üyelik bir merkezin Pai do Santo'su (Azizlerin babası) ile görüşmem için referans almıştım, adının John Scott olması beni hayrette düşürmüştü, babası İskoçya'dan göç eden tipik bir İskoçyalı idi.

Sözlükte, bazı önemli loa ve orişaların listesi verilmiştir. Bunların arasında 7 orişa veya loa şefleri vardır (Yedi Afrikalı Kuvvet, veya Umbanda'da Yedi Manga) ve her birinin ibadetine ayrılmış haftanın bir günü vardır. Haftanın günlerini Latince’sini ve batı dilerindeki karşılığını elle alırsak. Pazar günü güneş günü, pazartesi ay günü, salı mars günü, çarşamba merkür günü, cuma venüs günü ve cumartesi satürn günüdür. Sunday (sun = güneş, day = gün), Monday, montag veya Lundi (moon veya luna = ay günü), Mardi (Mars günü) v.s. (Bu pagan dinlerinden kalma bir sistemdir ve ileri ki diğer bir yazımızda ezoterik astroloji altında ayrıntılı olarak açıklanacaktır) ve aynen Vudu'da da geçerlidir. Yani eğer güneşe tekabül eden Vudu tanrıyı bulursan, onun ibadet günü pazardır. Makumba'da güneş tanrısı Oşala olduğuna göre ibadet günü pazardır. İsa'nın da ibadet günü pazar olduğuna göre, o Oşala'nın karşılığıdır. Ayrıca, her önemli loa'nın kendine has rengi, dansı, tamtam ritmi, müziği, yemeği, rakamı, boncuğu, çağırma tilaveti, sembolü, fetişi, işareti, parfümü ve tütsüsü vardır. Kendine has aksesuarları vardır, bunlar kılıç veya mızrak gibi silahlar olabilir veya ayna, asa gibi simgesel eşyalar olabilir.

Pozesyon ve Loalar ile İletişim Kurma

Burada iyicene anlaşılması gereken bir husus vardır, Latin kökenli olanlar ne denli dünya zevk ve nimetlerine düşkünseler de, onlar için görünmeyen dünya ve bu dünya arasında ince bir çizgi vardır. Özellikle, Brezilyalılar kadar yaşam sevinci olan ve günü gününe yaşayan insanlar belki dünyada yoktur. Ancak bir ayakları sanki hep öbür dünyadadır. Bu gerçek, onların efsanelerle birlikte anı yaşamaları, belki de bütün zamanların en iyi filmlerinden biri olan "Siyah Orfe"de betimlenmişti. Vuducular, loa ve kendileri arasındaki bağların her zaman sürdüğünü inanırlar. Bu varlıkların da istediklerinde onlara göründükleri, ayrıca onları çağırabileceklerini inanırlar. Vudu inancında, Loaların insanlarla irtibat kurma ve insanların loalar ile irtibat kurma yöntemleri arasında rüya, fiziksel karşılaşma ve pozesiyon vardır.

Loaların Vuduistlerin rüyalarına girmeleri, onlara mesaj, nasihat, kehanetler iletmeleri sık sık rastlanır. Bu durumda rüya gerçek olarak kabul edildiği gibi, mesajlar ciddi alınır ve içeriğine harfi olarak uygulanır.

Loalarla bizzat yüz yüze gelme, fiziksel bir irtibat kurma ender bir olaydır. Bu fenomenler vizyon şeklinde olmadığında, insanlara görünmek suretiyle belirli bir amaç için bedenlendikleri söylenir. Bu konuda hikayeler ve söylentiler yaygındır. Örneğin, üstü başı perişan yaşlı ve topal bir adam köyde bir kapı çalar ve aç olduğunu söyler. Ona karşı iyi davranılırsa iyiliksever hemen mükafatlandırılır, aksi taktirde fena bir şekilde cezalandırılır, çünkü yaşlı adam aslında en önemli loalardan Legba'nın ta kendisidir.

Bu konuda Métraux şöyle der: ‘Ruhlar istedikleri zaman, bir bedeni kullanmadan fiziksel bir şekil alıp kendilerini gösterebilirler. Birkaç köylü 1935 yılında Marbial vadesini batıran korkunç sellerde, Ezili’yi gördüklerini yemin ettiler.”

Pozesiyon, "bedensiz" varlıkların insan bedenlerine girmeleri, nüfuz etmeleri ve bir süre kullanmaları anlamına gelir. Bunu obsesyon ile karıştırmamak gerekir zira bu biraz farklı anlamı olan psikolojik bir terimdir. Osmanlıca'da cin tasallûtu benzeri bir anlam taşar. Antropologlar Vudu'da yaygın olan bu olaya pozesyon demelerine rağmen, Vuducular bu terimi pek sevmezler. Gerekçelerini de şöyle açıklarlar, pozesyon şeytani, şer bir varlığın insan bedenini işgal etmesi anlamına gelir, oysa (çağırılan) loalar ulvi varlıklardır ve davet edilirler. Geçici bir süre için ayine katılanlarının bedenlerini kullanırlar. Bu açıdan vudu pozesyonunu trans veya fizik medyomluğuna benzetilmiştir. Dolayısıyla, Vudu geleneklerinde bedenlerini loalara ödünç verenlere hungan (at) denilir ve loalara binici denilir. Pozesyon veya "kabul" olayı Vudu'yu diğer sistemlerden farklı kılar. Şamanizm'de de bazı medyomik olaylar, dans ve tamtamlar bulunmasına rağmen, Vudu'nun farklı bir karakteri vardır. Pozesyon ağırlıklı oluşu, orgastik danslar sonucundan kendinden geçme, bu farklı oluşun bir parçası. Genelde gecenin geç saatlerine kadar devam eden bu danslarda bir veya birkaç kişi kriz geçirir ve transa girerr. Gelen varlığa göre sara nöbetindeki gibi yerde yuvarlanabilir, çığlıklar atıp sağa sola koşabilir, veya göz beyazları yuvarlanmış, yalpaya yalpaya yürüyebilir.

Bir süre sonra başka bir kişiliğe bürünür. Taraftarlar onu örneğin, gelen loaya göre, bir tahtta oturtabilirler, boynuna gerdanlıklar ve gelen loanun özelliklerine uygun çeşitli aksesuarlarla kuşatap onore edebilirler. Gelen yüksek bir loa ise, ona bir tanrı veya tanrıça muamelesi gösterilir. Bazen bir şov yapar, özellikler kendisi bir babaloa veya mamaloa ise. Alevlerin üzerinde yürür veya yanan korları elinde tutar. Eline aldığı kılıçları teneke gibi şekilden şekile büker, bedeninden şiş geçirir, bir veya birkaç şişe alkolü bir yudumda içer vs.. Eğer erkek bir loa kadın bedenine girmişse, sesi kalınlaşır, yüzü değişir ve gücü artar. Eğer dişi loa erkek bedenine girmişse sesi tizleşir, etek giyer ve örneğin yüzüne makyaj sürebilir. Loalar bazen aniden seyircilerin bedenlerine girdikleri de söylenir. Hatta elinde fotograf makineli bazı Amerikan turistlere dahi musalat oldukları, arkadaşlarının hayret dolu gözleri önünde kişiliklerinin ortandan kalktığı ve yerine bir süre için bir Afrikalı loa girdiği vakalar belgelenmiştir.

Vudu Pozesiyonu olayı konusunda Métraux şöyle der: “Pozesiyona tabi olan kişilerinin sayısı, hepsini histerik olarak sınıflandırılması için fazla büyüktür, yoksa Haiti’nin bütün nüfusunu akli dengesiz varsaymamız gerekir”. Yine aynı yazardan, “Transa girmiş kişi söz ve davranışları için hiç bir şekilde sorumlu değildir. Bir kişi olarak varlığı artık sona ermiştir. Kişi normal ortamlarda söylemeye cesaret edemeyeceği şeyleri söyleyebilir... Bu açıklamalar bazen şok edici oluyor ve herkesi tedirgin edebilir. Halk yadsıdıklarını gösterirler ve tanrıya susması için yalvarırlar...

“Vudu müritlerinin mistik trans konusunda açıklamaları basittir: Loa, herkesin içinde taşıdığı iki varlıktan biri olan “iyi büyük meleği” (gros bon ange) kovduktan sonra, kişinin beynine girer. Varlığın bu çıkarılışı, transın başlangıç aşamalarını belirleyen titreme ve sarsılmalara neden olur. İyi melek gider gitmez, pozesiyona tabi kişi bayılacakmış gibi tam bir boşluk hissi yaşar. Başı döner, bacakları titrer, bundan sonra sadece loanun gireceği bir kap değil, aynı zamanda onun aracı olur. Bundan böyle, artık onun davranış ve sözlerinde ifade edilen, onun kişiliği değil, söz konusu tanrınınkidir. Yüz ifadeleri, ses tonu ve karakteri içine giren tanrıya ait olacaktır.”

Loalar kişisel nasihat verebilirler veya kehanette bulunabilirler, dileklerin yerine getirilmesi için gerekli hediye ve adakları belirlerler. Bu arada puro ve içki içebilirler, (sevmeyenler de var) açık fıkralar bile söylemeleri mümkündür ve tipiktir. Hokkabazlık yapan, türlü kaba şakalar yapan loaların sayısı da az değildir, bu özellikle gedeler için geçerlidir.

Loa işini bitirdikten sonra, kişinin bedenini terk eder, genelde kişi kendine geldiğinde şaşkın davranır ve aradaki zaman zarfında olup bitenlerden habersiz olduğunu söyler. Bir pozesyon birkaç saniye veya bir iki gün sürebilir, ancak hemen hemen her zaman süresi merkezdeki faaliyetler ile birlikte başlayıp bitiminden önce sona erer. 

"Vudu Ateşi" kitabı olayı şöyle betimliyor: "Pozesyon bittiği zaman, pozesyona tabi kişi normal günlük kişiliğine dönüşür ve ona karşı tamamıyla öyle davranılır.  Bedenine büyük bir loa girdi diye kimseye özel muamele gösterilmez veya onore edilmez."(8)  

Kaynak: www.hermetics.org



-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 28-Mayıs-2009 Saat 18:28
Voodoo ve Karabüyü
 

Voodoo ve karabüyü

Kanlı ayinler, zombiler ve Vudu taşbebekleri

Vudu uygulamaları incelendiği zaman karşımıza geniş bir yelpaze seriliyor. En ilkel kaynaklarına indiğimizde, Afrika'nın çeşitli yerlerinde bazen gerçekten korkunç uygulamaların yer alığını görüyoruz. Vudu'da, Umbanda gibi her türlü kanlı kurbandan uzak duran tarikatlar olduğu gibi, horoz, tavuk, keçi ve domuz kurban eden, hatta, Ogun, Eşu ve bazı şer varlıklara köpek kurban eden tarikatlar da mevcuttur. Zaman zaman "iki ayaklı keçi" kurbanından da söz edilir. İki ayaklı keçi, insandır. İnsan kurbanlarının Vudu'nun karanlık geçmişinde yer yer uygulandığı gibi, günümüzde hiç uygulanmıyor demek acaba mümkün müdür? zira bunu kim bilebilir. Ancak, modern merkezlerde bunun sözü bile edilmez. Vuducular bu tür sorulardan hoşlanmazlar, bir cehalet örneğin dışında, inançlarına karşı bir hakaret olarak alırlar. Böyle uygulamaların kendi karanlık geçmişlerinde olduğunu bilirler, ancak örneğin Hıristiyanlığın geçmişinde yüz binlerce insan cadı veya büyücü diye diri diri yakılmadı mı?

Ayinlerde kurbanların kesilmesi, kanın kullanılması çok eski uygulamalara dayanır. Bunun ökült gerekçeleri şöyle olduğu söylenir: kan hayat enerjisini ve bedensiz varlıkların maddi ortamda tezahür edebilmeleri için gerekli ektoplazmayı sağlar. Bunun yanında, tütsü, mum, alkol ve yakılan diğer organik maddelerde de aynı şekilde ektoplazma yayıldığı söylenir. Ayrıca dans etmenin de, atmosfere bu tür psişik enerjileri boşalttığı inanılır. Özellikle Batı'da Wica kültü, dansı bu amaçla kullandıklarını açıkça söylerler. Bu açıdan eğer bu tezin arkasında bir gerçek yatıyorsa, denilebilir ki atmosfere muazzam bir enerji yayılıyor.

Metraux bu konuda Şöyle diyor: “‘Tanrılara adaklar ve kurbanlar güç verir’ ve kurbanlar ne denli fazla ve ihtişamlı olursa tanrılar o denli etkili olurlar.”

Bu varlıklara çeşitli adakların verilmesi yaygındır. Bunları bir nevi rüşvet olarak görmek mümküm, ancak bu onların doğal hakları olarak görülür. Loalar mallarına çok düşkündür, ve eğer ona verilmek üzere ayrılan bir adak veya kurban, Vuducunun cimriliği veya fikir değiştirmesi yüzünden verilmezse, o loadan şiddetli bir ceza verildiği inanılır. Brezilya kenarda köşede bazı yemek tabakları görmüştüm. Orişalara sunulan bu yemekleri köpeklerin dahi yemediği söylenir. Bırakılan içki şişelerden içmeye cesaret eden bir kimse üzerine orişaların laneti toplandığı ve muhtemel sonu feci bir ölüm olacağı inanılır. Metraux loaların ayrıca tefecilik bile yaptıkları ve borçlarının tahsilinde çok acıması olabileceklerini belirtir.

Metraux’ya göre: “‘Hizmetkarlar” iletişim kuracağı loa’ya önceden seveceği bir yemek sunmaması ender bir olaydır. Törensel yemekler geleneksel Haiti reçetelerine göre yapılır, ancak yemek türleri, hazırlama yöntemi ve sunuluş şekli ihmali tehlikeli olan katı kurallara uymalıdır. Yemek hususunda loaları memnun etmek zor bir iştir.”

Vudu taşbebekleri aslında daha önce belirttiğim gibi Vudu'nun dini yanı ile ilgisi yoktur ve sadece bir büyücülük örneğidir. Kaldı ki, öldürmeye veya fiziksel zarar vermeye yönelik bu sempatik büyü yöntemi Afrika'ya özgün değildir ve her yerde yaygındır, Batı'da cadıların bir zamanlar özellikle balmumundan imal edilmiş taşbebekler kullandıkları bilinir. Öldürülmek istenen kişiden bazı kişisel şeyler alınır, saç, kumaş vs. ve bir kukla yapılır. Böylece psişik bir bağ kurulur. Sonra iğne batırılır. Ancak, burada kişinin konsantrasyon ve imgeleme gücü çok önemlidir. Bu tür yöntemlerle insanlara zarar vermek mümkündür, ancak kişinin kendisine verdiği zarar daha da büyüktür. Özellikle, büyü geri teperse.  

Daha önce placebo etkisinden söz etmiştik, Vuduist telkinle, manyetik paslar ve bio-enerji gibi ulvi etkilerle iyileştireceği gibi, şer ve sufli yöntemlerle insan ve hayvanlara zarar ve ölüm getirebileceği de inanılır. Ancak, böyle yöntemlere başvurduğunda kara büyücü damgası vurulacağı kaçınılmazdır. Bir zamanlar Ghana hükümetinin Polis Başmüfettişi, James H. Neal “Jungle Magic”(9) (“Orman Büyüsü”) kitabında bu tür kara büyü, ju-ju olayları ile sık sık karşılaştığını yazar. Bir kez de kendisi ju-ju’ya hedef olup ölüm döşeğine düşmüş, ancak bir Müslüman büyücüsünün müdahellesi ile kurtulmuş. İlk başta bu tür yöntemlere inanmayan Neal, hasta yatağında, hortum şeklinde bir varlığın boyun arkası ve güneş sinir-ağından (solar pleksüs) enerji emdiğini gördüğünde irkildi. Neal’e göre, bütün hedef kişiler kendisi gibi şanslı değil ve kendilerine juju (kara büyü) yapıldığını inanan kişiler dehşet içinde ümitsizliğe kapılırlar ve sonunda eriyip ölürler. Afrika'da yine dünyaya kıyasla bu tür olaylar daha enderdir. Orada Afrika dini Hıristiyanlık, spiritizma ve şamanizmden ulvi etkiler alarak arınmıştır. Ancak, Afrika'da da beyaz büyücüler mevcuttur.  

Gerçek bir Makumbeiro veya Santeiro böyle yöntemlere hiç bir zaman başvurmaz, çünkü karşılığında çok ağır bir bedel ödeneceğini bilir. İnanca göre her ne denli kara büyücü bu bedeli işlem yaptıran müşteriye yansıtırsa veya yansıttığını sansa da, karma yasasından kaçış yoktur. Özellikle, hedef kişi etrafında  bir koruma çemberi çevrilmişse, veya güçlü bir kişinin koruması altındaysa, ona yönlendirilen güç yansıma etkisi ile on misli güçle geldiği yere döner, kara büyücüyü yok eder.

Zombiler son derece şer bir kara büyü örneğidir. Bu yöntemin tamamı "Gökkuşağı ve Yılan" kitabı ve filminde belgelenmiştir. Burada bir kişi özel bir formül ile zehirlenir, zehirlenen kişi ölüm belirtilerinin hepsini gösterir, ancak ölmemiştir. Akrabaları onu gömdükten sonra onu zehirleyenler mezarından çıkarırlar. Beyni oksijen almadığı için zedelenmiştir. Artık uysal bir şekilde tarlada çalışacak yürüyen bir ölü, bir zombiye dönüşmüştür. Eğer pozitif bilim uğruna böyle şey olamaz, tıbben mümkün değil vs. demeye kalkışan olursa, geç kaldıklarını bildirmek zorundayım. Artık, Time gibi birçok dergide zombiler konusunda daha da inanılmaz şeyler yazıldı ve onaylandı. Ayrıca, Haiti kanunlarında bu tür zehirlemelere karşı hükümler de mevcuttur. Ancak, oldukça ender rastlanan bir vakadır ve Haiti halkına mal etmek doğru olmaz.

Bunların haricinde kara büyü denildiğinde genelde zencilerin kara tende olmalarından dolayı bazen de haksız olarak bilinçaltı bir benzetme yapılır. Kara büyü uygulamaların çoğu Bantu tarikatların belirli kollarından kaynaklanır. Bunlar günümüzde Brezilya’da Quimbanda ve Santeria’da rahipleri palero veya mayombero olarark anılan Palo Monte veya Palo Mayomba tarikatında uygulanır. Haiti Vudusunda kara büyü Santeria ve Makumba’ya oranla daha yaygın olduğu bilinir. Hatta Gonzales-Wippler’e göre bir Santero tam anlamı ile bir Beyaz Majisyendir(10). Petro tarikatı Haiti Vudusunun en karanlığıdır. Petro loaları da genelde şer varlıklardır. Bu sözcüğün Don Petro adında bir İspanyol asılı ve ölümünden sonra bir loaya dönüşen bir kişiden geldiği söyleniyor.

Santeria uzmanı Gonzales Wippler’e göre “Davullar, törensel kurbanlar, seks alemleri ve kara büyü halen Haiti Vudusu’nun önemli bir parçasıdır. Ancak, bütün kötü ününe rağmen Vudu hem bir maji sistemidir, hem de belli mevcut bütün kurumsallaşmış dinlerden daha eski sofistike bir dindir.

“İnsan kurbanları halen Vudu’nun bir parçasıdır, ancak bu ritüel cinayetleri işleyen tarikatlar gizlidir ve polis tarafından sıkı bir şekilde takip edilmektedirler. Vudu inisiyeler tarafından Cabrit Thomazos”, “Kızıl tarikatlar” olarak tanınan bu tarikatlar genelde Vuducular



-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 28-Mayıs-2009 Saat 18:29
Voodoo ve Okültizm
 

Voodoo ve Okültizm

Tarih boyunca insanlar ruha, fizik ötesi dünyalara ve güçlere inandılar. Bu inançlar yaşadıkları çok gerçek ve kendilerince anlamlı deneyimlere, vakalara dayanıyordu ve dünyanın her tarafında, en ilkel toplumlardan en uygarlarına dek, evreninin salt fiziksel maddeden oluşmadığı, insanın, evrenin, yaşamın bir amacı olduğu fikri yaygındı.

Her ne kadar ‘pozitif” bilimin ideolojik yönü böyle bir realitenin varlığını inkar etmeye yönelmişse de, okültistler çok yönlü bir evren modeline sistematik kurallar getirmeye çalıştılar. Örneğin bütün evrenin enerji ve titreşimden oluştuğunu, düşünce ve hislerimizin de bir şekilde enerjiye dönüştüğü ve etrafa yayıldığı. Her şeyin bir enerji birliği içerisinde karşılıklı iletişim içerisinde olduğu gibi fikirleri doğrulamak için çeşitli gerekçeler veriyorlardı, dahası bu tür varsayımları saptamak için duyu-üstü yöntemlerin varlığından söz ediyorlardı.

Loaların arkasındaki dinamizmi anlamak için psikolog Carl Jung'un arşetipler teorisini bilmekte yarar vardır. Kısaca ve kabaca, Jung'e göre evredeki asıl güçler insan ruhunun derinliklerinde belirli bir motif şeklinde mevcuttur. Kitlesel bilinçte bulunan bu motifler insandan insana değişmez. İnsan gerek düşlerinde ve rüyalarında bu motifleri insan şekline sokar. Tarih boyunca yaratılan panteon ve efsanelerdeki benzerlikler buna borçludur. Okült açıdan, arşetipler içimizde var olduğu gibi aynı zamanda evrende mevcuttur. Evrendeki arşetip ve içimizdeki arşetip ile bir bağ kurulduğunda bir "güç kanalı" oluşur. Okült açıdan incelendiğinde, bir Vudu ayininde kitlesel bir güç oluşur ve kurban, mum, tütsü vs. ile bunun beslendiğinde muazzam bir enerji yığını oluşur. Müzik, dans ve ayinle bu enerji yoğunlaşır ve yönlendirilir, vevelerde resmedilen arşetipleri çağırmakla fizik ötesi planlara kapılar açılır ve "güç kanalı" denilen bir bağlantı kurulur.

Blavatsky gibi bazı okültistler Vudu’da varsaydıkları kara büyü bağlantısından dolayı ondan uzak durmuşlardır. Batı Tradisyona bağlı Majisyenler, Wikanlar de bazen aynı Doğu Tradisyonu sadece Doğu bedenlere uygundur dedikleri gibi, Vudu’yu zenci ırkına uygun ilkel bir sistem olarak görmüşlerdir. Diğer yandan, zenci bir Wikan (Modern cadı kültü üyesi) hayal bile edilemez.

Jean Kerboull, "Voodoo and Magical Practices", Haitili Vudunun önemli derecede 19. asır Fransız okült ve maji edebiyatından etkilendiğini ve Haiti'ye yerleşen Tapınakçıların (Templier) onları yönlendirdiklerini iddia etmekte.   

İngiliz Majisyeni Aleister Crowley’nin Aiwaz adında bir varlıktan tebliğ olarak aldığını iddia ettiği “Kanun Kitabı”nın I. cildin 37. maddesi şöyle yazar: “Ayrıca mantraları ve afsunları, Obeah ve Wangayı; Asâ çalışması ve kılıç çalışması, O, bunları öğrenip öğretecek”. Crowley’in bir yeni çağ (New Aeon) dininin “vahisi” olarak kabul ettiği bu kitap gereğince, Tantrik sistemi, büyü ve Maji’nin yanında ayrıca Crowley’nin Vudu sistemi öğrenmesi ve bunlara yönelik yeni bir maji sistemi geliştirmesi emrediliyordu, ancak Crowley diğer konularda geniş bilgisi ve okült becerilerine rağmen, Araplarla, Hintlilerle, Çinlilerle birlikte yaşayıp gizli bilimlerini öğrenmesine rağmen, Vudu’ya hiç bir zaman yanaşmadı.

Crowley’nin müritlerinde biri olan ve öldüğünde başkanlığını (O.H.O) boş bıraktığı O.T.O. cemiyeti başkanlığına soyunanlardan biri, Kenneth Grant, "The Magical Revival" (12) kitabında şöyle yazar: "Obeah ve Vudu denilen Afrikalı sistemlerde bu ışığa Aub veya Ob (Obeah'ın kökeni) denilir. 'Ob' bir yılan anlamına gelir. Hint misterlerde ona Kundali veya Kundalini denilir. Onun aydınlanmamış kişide omuriliğin dibinde uykuda yattığı yazılır."  “Cults of the Shadow”(13) (“Gölge Tarikatları”) adlı kitabında Vudu’ya geniş yer verir. Kenneth Grant’e göre, bütün Orta-Doğu din ve ezoterik sistemlerinin kaynağıda eski Batı Afrika dinlerinde yatıyor ve Vudu ezoterik bir sistem olarak tantrik, taoist ve majikal sistemleri ile uyumlu sırlar içermektedir. Vudu panteonu Kabalistik hayat ağacına oturtmak gibi ilginç yaklaşımları vardır.  Grant'in kitapları ilginç olmakla beraber giderek anlaşılmaz karanlık kavram karmaşıklara ve sapmalara dalmakla. 

Grant’in modern bir Vudu ustadı diye lanse ettiği ve merkezi Haiti”de bulunan “La Couleuvre Noire” (“Kara Yılan”) tarikatının ve “Monastry of the Seven Rays” (“Yedi Işın Manastırı”) başkanı Michael Bertiaux”e göre Vudu ve Tantra’nın kökeni batmış kıta Atlantis’teki Kara Mabet ve Kızıl Mabedinden kaynaklanmaktadır (14). Bunun haricinde Bertiaux'nun kitabı inanılmaz safsatalarla dolu. 

Batı okültist ve majisyenlerin Vuduyla ilgili ender eserleri arasında Aurum Solis cemiyetinin başkanları Melita Denning ve Osborne Philips "Vudu Ateşi" (8), Jason Black ve Chris Hyatt'in ilginç "Şehir Vudusu" (15)vardır. Son zamanlarda yaygın reçete ve uygulama kitapları arasında El Obatala'nın Yaratıcı Ritüel(16) (ayin) Santeria ve Batılı maji uygulamaları bir yere kadar birleştiriyor, ancak Batı majisi konusunda fazla bilmediği için Santeria ağırlıklı. 

Biraz daha akademik bir havada, Leo Frobnenius, Mythologie de L’Atlantide(17), adlı kitabında Platon’un söz ettiği Atlantis”in aslında Afrika’daki Yoruba Krallığı olduğunu iddia ederek, orada yüksek seviyede bir medeniyetin bir zamanlarda varolduğunun kanıtlarını sunar. Aynı şekilde, Peter Kolosimo(18) da Nijerya ve Benin’de on dokuzuncu yıllar sonunda kalıntıları bulunan eski ve gelişmiş uygarlıktan söz eder ve Atlantis bağlantısını ima eder.



-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 28-Mayıs-2009 Saat 18:30
Voodoo'da Pşişik Güçler
 

Voodoo'da Pşişik Güçler

Diğer animist dinlerde olduğu gibi, Vudu’da büyünün önemli bir rolü vardır. İlkel toplumlarda, kabilenin şamanı veya büyücüsü kabile reisinden sonra en önemli kişidir ve aynı zamanda bir hekimdir, şifalı otlardan anlar ve çeşitli tedavi usulleri uygular. Bu tedavilerde Anton Mesmer’in uyguladığı mağnetik paslar, bio-enerji, hipnotik telkin ve plasebo etkisi de kullanılır.

Plasebo etkisi şekerden oluşmuş ve herhangi bir ilaç içermeyen plasebo haplarına dayanır. Günümüzdeki doktorlar merak (hipokondri) hastasına yakalanmış kişiye hapların tedavi edici özelliği olduğunu inandırtır. Kişi bu hapları kullanarak iyileştiğini inanır. Bazı istatistiklerde bu hapların tedavilerde neredeyse ilaçlar kadar etkili oldukları görülmüştür. Aynı şekilde, modern tıbbi bir tedavi yönteminde de, kanser hastalarına imgeleme yolu ile şifalı bir ışığın kanserleri yerlerine dağıldığı, hastalığı yenerek dağıttığı telkin edilir ve bunun klasik tedavileri desteklediği, hastanın iyileşmesini artırdığı söylenir.

Diğer ezoterik sistemlerde olduğu gibi, Vudu rahibi veya rahibenin doğa-üstü güçleri olduğu inanılır ve eskiden kabilede ve günümüzde Vudu merkezindeki saygınlığı tamamen buna dayanır. O halde, onun ya psikolojiyi çok iyi bilen, inandırıcı bir şarlatan olması, ya da bir şekilde parapsikologların PSI dedikleri güç ve sezgilere sahip olması gerekir. Bunun yansıra, öte dünya ve bu dünya arasında bir haberci olarak görülür. Kabilenin gelmiş geçmiş ata-ruhları da, doğa ruhlar da tarikatın diğer bireylerine mesajlarını onun aracılığı ile iletirler, tehlikeleri önceden bildirirler, beyenmedikeri davranışları düzeltilmelerini ikaz ederler.

Vudu rahibi veya rahibesinin, loalar üzerindeki kontrolünden dolayı ona loaların veya azizlerin babası veya annesi denilir. Kendisinin genelde loalar tarafından seçildiği, bazı durumlarda isteğine karşı zorla görevlendirildiği söylenir. Yeni dünyada bu mesleğe başlayan kişi, kendi imkanları ile bir merkez kurması gerekiyor. Merkez genelde derme çatma bir evdir, müritlerin dans edeceği, müzik çalacağı ve misafirlerin katılacağı geniş bir alan içermesi gerekiyor. Bunun ortasında poteau-mitan adında bir ana direk olmalıdır. Bu direk loaların inip çıktığı bir merdivendir ve bütün ayin ve dansların odak noktasıdır. Ayinler sırasında bu direğin etrafında genelde un ile veve’ler çizilir. Veveler loaları çağırmak için kullanılan karmaşık desen ve geometrik şekillerdir. Varlıkların amblemleri, dünya ve astral (öte) alemi arasındaki köprülerdir ve loaları çağırmaya yarar. Veve’leri sadece bir babaloa veya mamaloa çizip onları güçle şarj edebilir ve çizilir çizilmez varlık arasında irtibat kurulduğu, hatta bir şekilde varlıkların bu veve’lerin içinde bedenlendiği, kurban ve yiyeceklerle beslenerek güçlendiği inanılır. Modern Santero ve Santeralar veve’leri canlandıran bu loaları bazen gezegensel (astrolojik) güçler olarak kabul ederler.

Bir merkezi kurduktan sonra, babaloa veya mamaloa etrafında hunsi’ler (müritler) toplar ve onları inisiye eder. İnisiyason (kabul) törenleri oldukça uzun ve karmaşıktır. Birkaç dereceden oluşan bu törenlerin ilkinde bedenin bütün saç ve kılları kesilir veya sökülür, çeşitli ot ve maddelerden, hayvan kanından banyolar yapılır. Tam başın üstü ve kollar kesilir ve özel merhemler sürülür. Bundan sonra kişi 17 gün karanlık bir odaya konulur, orada hiç konuşmadan sırt üstü yatması gerekir. Bu dönem yine bir doğuştan önce kişinin ana rahimde kalışını simgeler. Törenler bundan sonra başlar ve kişinin bağlı olduğu loa “oturtulur”. Söz konusu bağlı olduğu loa bir şekilde belli olur. Hunsi’lere, müritlere loaların oğulları veya kızları denilir. Herkesin bir koruyucu meleği olduğu inanılır. Ancak, müritlerin daha yüksek mertebeden addedilen loaları olduğu kabul edilir. “Oturtma” ayininde loa ve kişi arasındaki bağ güçlendirilir. Artık, kişi loanun kişisel denetimi altına girer.

Bu arda unutmamak gerekir ki, Vudu'da büyüsel güç genelde loalardan geldiği farz edilir. Babaloalar, mamaloalar ve hunganlar loaların doğa-üstü güçlerini tezahür etmeleri bir aracıdır. 



-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Misafir
Mesaj Tarihi: 09-Aralık-2010 Saat 16:25
Bence bu foruma yakışmayan bir içerik olmuş.

Bilgi gibi gözüken ama Hak'tan hiç bir şey ifade etmeyen laf kalabalığından ibaret.

Selamlar.



Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat